Büyülü Çiçek – Arzu – MED CEZİR

Kime ait olduğu o kadar önemli mi?!

Çiçeğin gözünde arzunun büyülü çekiciliğini görüyor musun?

Var olan her şeyin içindeki şey işte bu!

Sonsuz derinliğine çekmek için seni, ne kadar da masumca b-akıyor.

MED CEZİR

Ay ile ilgili söylenebilecek, özgün bir özellik de, Med-cezir oyunudur.Özgün Med – Cezir veya gelgit adiyla bilinen çekimsel tabiat olaylari Ay ve Günes’in konumlarinda meydana gelen değisiklerden kaynaklanir.
Gelgit, bir gök cismi üzerinde baska bir gök cisminin, çekim kuvveti etkisiyle olusturduğu biçimsel bozulma olayidir. Bu kuvvetler okyanuslarda, denizlerde, karada, hatta atmosferde gelgit olaylarina neden olur. Ancak bunlardan en önemlisi denizlerde olanidir.
Günes, Ay ve Dünyanin hareketlerine bağli olarak, değisik uzunluklardaki sürelerde gelgit olaylari meydana gelir. En belirgin ve güçlü olan gelgit ise Ay ve Güneş’in ayni doğrultuda olduklari dönemlerde yani, yeni Ay ve Dolunay evrelerinde görülür.
Küçük çaptaki gelgitler ise Ay’in ilk dört ve son dört devresinde olur. Ay, Günes ve diğer gök cisimlerinin kütlesel çekim kuvvetlerinin etkileri çesitli tabiatsal değisikliklere neden olduğu gibi, insan tabiati üzerinde de geçici rol oynamasi şaşilacak bir sey değildir.
Neticede, insan da etki alan ve veren bir enerji kütlesidir…
Gel-git yeni Ay ve Dolunay dönemine rastlar. Med, kuvvetli, Cezir ise zayif anlamini taşir.

Eğer bir gök cismi diğer gök cismi üzerinde böyle bir etki yapıyorsa, bir insan da diğeri üzerinde böyle bir etkiye sebep olur. Sadece sözleri ya da yaptıkları ile değil, salt var olduğu için med-cezir oluşturur.

Hele de aşık olmuş kişilerin durumu çok etkin bence. Çünkü aşık olduğunun çevresinde dönmeye başlayan bir gezegendir AŞIK. Ve düşünün ki onun sırf var olmasından oluşan ne büyük gel-git oluşmaktadır.

Med cezir anlamı itibariyle bana, manik-depresif olgusunu çağrıştırıyor. Bir yükselip-taşıyor, arkasından geriye-derine çekiliyoruz.

Ve sırf doğamız gereği olan bu kıpırtıya abuk subuk değerler yüklüyoruz.

2005 -günlükten

Anasının Karnından Dizisi

Bugünlerde herşey çığırından çıktı!

Sana karşı açık kalpli olacağım günlük.

Sanırım hızlanan bu garip olaylar, hem dünyanın değişen enerji katmanları hem de ettiğim büyük laflar sebebiyle oluyor. Bilmiş bilmiş konuştuğum için beni affedebilecek misin?

Kendimi öyle duvardan duvara savuruyorum ki, sanki hıncımı alıyorum. Evet bir önceki satırdaki soru kendime sorulmuştu sanırım. Affedebilecek miyim?!
Kendimi, kendim olduğum için affedebilecek miyim?
Yoksa, son zamanlarda ortaya çıkardığım en ücra kendimler, beni lastik top gibi duvardan duvara çarpacaklar.

Adeta bana “duramazsın!” diyorlar. Hayır bu bölgede park yapılmazmış!

Onları dinliyorum, dinliyorum, düşünüyorum.

Ne yapabileceğimi tartıyorum. Tartıya vurunca zaten sonuç kendiliğinden beliriyor. Korkunun ecele faydası yok.

180 derece arkamdaki k-ard-eşlerim, sizlere sesleniyorum; kendinizi bana hatırlattığınız için sizlere minnetarım.

Epeycedir yolculuk zamanı geldiğini hissediyordum; ama park ettiğim yer rahat ve güvenliydi. Üstelik zevkliydi.

Eh işte yalnızca Park yasağı levhasını görmezden geliyordum.

Risk yoksa kazanç da yoktur evet ama kazanç kimin umurunda diyordum.

Fena halde çuvallamış vaziyetteyim.

Her türlü bilme hakkını kendimden ustalıkla almış bulunuyorum. Artık bundan sonra ne yapsam ne etsem hiç bişey bilemem. Hiç bişey bilmeyen ve asla bilemiyecek olan bir Sibel kimin ilgisini çeker ki!

Kendi ölümünü seyretmek gibi bişey bu.

Neyse, boşverelim, yatıp uyuyalım bakalım yeni gün neler getirecek.

2005. Günlükten

Anasının Karnından Dizisi

Mümkünlerin oyunu.

Bu mümkünlerin oyunu.

Başka şeyler, kişiler ya da olaylar potansiyeli şüphesiz vardı ancak diğer olasılıklar kullanılmadı. Kullanılmayan olasılıklar üzerine neden enerji yükleyelim ki!

Che sera sera…

Olacak olan olur ve olur ve oldu. Dalga çöktü ve parçacık oldu. G-örünür oldu.

OLAN her ne ise mümkün olan tek şeydir ve o anın mükemmelidir. Yarışı kazanan olasılık!

O halde onu sevgi ve minnetle kucaklayalım.

Bize dinginlik getirecek tek davranış şekli de bu olabilir.

Olan üzerinde fikir yürütebilir, kendi üzerimizde ya da çevre sandıklarımızın üzerindeki etkilerini dikkatle gözlemleyebiliriz. Olan, belki hoşuma gitmez ya da gider. Belki kendimizi kutlar belki de pişman oluruz. Bütün bu irdeleme, farkındalığı arttırma idmanıdır zaten.

Benim hatırlatmak istediğim şey, OLAN’ın olmayabileceği zannı üzerine enerji harcamanın beyhudeliği.

Olamayan, yani yarışı kaybetmiş sayısız olasılıklar üzerine gündüz düşlerine yatmak, bizi günden güne güçsüz düşürür. AN’ı kucaklayamamış olasılıklar, enerji kesenizden hazır yerler.

Bırakın onları ölsünler. Bir’e karışsınlar, sükunet bulsunlar.

Bilgisayar programı yazmış olanlar bilir, en basit bir program komutunda bile sayısız ve iç içe döşenmiş if döngüleri (öyleyse/değilse) bulunur. Programcı bazen loop (döngü) paketine çıkış şifresi koymayı unutur (Benim dikkatsizlikle koymadığım zamanlar olmuştu.) Bu durumda program sonsuza kadar döner durur. Bilgisayarı kapatmadan o döngüden kurtuluş olmaz!

Ölüm dediğimiz de bilgisayarı kapatmak gibi mecburi bi işlem olabilir. Önce kapatır sonra açar ve yazdığınız programın döngü kısmına bir çıkış kaydı ilave edersiniz. Böylece en azından artık o konuyla ilgili bir daha sonsuz döngüye mahkum olmayacaksınız, ölmek zorunda (bilgisayarı kapatmak) kalmayacaksınız.

Yeniden doğmak istemeyecek olsanız bi zararı yok ölmenin diyeceğim.

Kendi adıma ben o programı döngüde bırakamam, düzeltmeden asla bırakamam. Ben bıraksam o beni bırakmaz!!!

2005.Yılı günlükten

Anasının Karnından Dizisi


Kurgu-bilim ya da Bilimkurgu

Bileşik kelimelerle ilgili dilbilgisi kuralını hatırlamaya çalışıyorum. Sanırım ilk kelime ikincinin anlamını netleştirmek üzere birleşmiş oluyordu. Yani birinci, ikinciyi tamlıyor.

Bu durumda hepimizin bildiği Bilimkurgu; bilimin kurguyu tamladığını gösteriyor.

Sözlükteki anlamı şu: Çağdaş bilim verileriyle düş gücünden oluşan film, roman vb.

Evet evet bunun anlamını biliyorum, çok da güzel örnekleri var.

Peki bileşik kelime ters dönseydi nasıl olurdu diye geldi az önce aklıma; kurgubilim…

Bu durumda tarif de ters dönerdi, yani; düş gücü verileriyle oluşan bilim!

Bilimi kurguladığımızı hiç düşünmüş müydünüz?

Bunlar pekala tavuk-yumurta döngüsü olabilirler. Birbirlerini dölleyerek oyunu varediyorlar. Eril bilim, dişi düş gücüyle her seviştiğinde bir bebeğimiz oluyor.

21/10/2005 ·Günlük

-Anasının Karnından Dizisi-

Evet evet kesinlikle bi şey kıpırdıyordu!

Önce deli deli güldüm, sonra deli deli ağladım bugün. İkisi için de sebep yoktu.

Diyelim ki kalp masajı yaptım.
Başka bir uygarlıkta belki bu edimlere ağlamak ya da gülmek yerine kalp masajı denirdi. Kim bilebilir ki?!

Olay deşifre etmekle ilgili. Bütün olaylar gelip deşifrasyona dayanıyor.

Diyelim ki karşınızda biri var. O hareket eden bir şeydir. Onun hareketlerini siz deşifre ediyorsunuz. Neye göre? Tabii ki kendi şifre çözücü kodunuza göre. Ve ona diyorsun ki örneğin; “üzülme bu kadar, ağlama!” Belki o sana hayretle bakıyor. Çünkü sen de hareket ettin. Ve onun şifre çözücüsü de senin hareketini deşifre etti ve örneğin sana dedi ki; “sen niye böyle bencilsin?!”

Evet dışarda bişeyler oluyor; ama sen onun “o şey” olduğunu belirliyorsun.

Fizikçilerin dediği gibi; bir şey kıpırdıyordu!

İşte varoluş için söylenebilecek tek şey bu. Bulunduğumuz koddan söylenebilecek son şey. Gerisini bilmek mümkün değil.

Hareketten kastım yalnızca gözle görülen değil. Atomların, elektronların, kuantların bitmeyen dansından söz ediyorum. Evet kesin olan bi şey varsa o da budur; ortada bir kıpırtı var!

Bugün yine Nazan’ı dinledim, 3-5 tur attı CDsi.

“Aynı taşa takılan, aynı duvara tosluyor!” diyor. Çok hoş. Sanırım gülme krizleri o zaman baş gösterdi :)))

Varsayalım ki bir bilgisayar oyunu oynayacaksın, hatta bunun yapılacak nerdeyse tek iş olduğu bir yerde olduğumuzu varsayalım.

Oyun kiralamak için bir dükkana giriyorsun. Nasıl bir oyun alırsın?

Oynamaktan bıktığın bir oyunu alır mısın?! Hiç sanmam. En azından ben almam. Eğer bir oyundan henüz bıkmışsam, yeni ve hiç oynamadığım bir oyun alırım. Tabii ki o oyunun birçok seviyesi vardır içinde. Bu beni epeyce oyalayacaktır. Önce keşfedeceğim, her seviyeyi geçmeye başladığımda sevineceğim, kendimle gurur duyacağım ve her dibine kadar gelip zaman yetmediği için geçemediğim level’in başında hayıflanacağım! Sonunda oyunu başından sonuna kadar çuvallamadan oynar hale geleceğim, bir süre de bunun keyfini çıkaracağım. Her oyun sonunda “tebrikler kazandınız!” diyecek rengarenk havai fişek patlamaları arasında, ben güleceğim kahkahalarla. Ve sonunda o da oynamaktan bıktığım ve bir daha adını anmak istemediğim oyunlar listesine girecek.

Evet bir şeyler kıpırdıyor! Teşekkür ederim.

Benim hiç tanışmadığım bir oyunu oynayan kişiye garip garip bakacağım; ne biçim kıpırdıyo bu diyeceğim. Hatta belki de şu elimdekini bitirince onu alayım diye ismini soracağım o oyunun. Onu oynayan da bana tuhaf tuhaf bakacak “isim mi? o ne?!” diyecek belki. Bilemiyorum.

Dükkandaki oyunlar hiç bitmeyecektir. Onlar sürekli geliştiriliyor. Her gün daha komplike (kapsayıcı) oluyorlar.

İşte o oyunlardan birini almışsın, koltuğa oturmuşsun Neo gibi. Hooppp… Matrixin içindesin. Havalara bakarak yürüyorsun, ıslığın dudaklarında. Birden ayağına bi taş takılıyo ve burun üstü duvara tosluyorsun! Hah işte bu taş Nazan ablanın taşı! Böbrek taşı gibi mübarek. Bu oyunu kim oynarsa o taşa takılıyo. Oyunun sonlarına yaklaşmış olanlar için sürpriz olmuyo gerçi. Onlar taşı hatırlıyor üzerinden zıplıyorlar.

Evet evet kesinlikle bi şey kıpırdıyordu!

19/10/2005 ·Günlükten

Anasının Karnından Dizisi