Savaşçının Yolu – Günlükler 2/4

Aşağıdaki yazı Carlos Castaneda’nın don Juan Matus ile yaptığı görüşmelerde tuttuğu günlüklerdir. Yayımcıların herhangi bir kategoriye dahil edemedikleri için yayımlamadıkları bu günlük notlar kronolojik bir sıradadır ve herhangi bir ticari kaygı olmadan yayımlanmıştır, amaç batılılara yabancı olan bu fikirlerin yayılmasıdır. Dört bölümünü bulup çevirdiğim bu notları bölümler şeklinde gönderiyorum. Bu notlar iç sessizlikten kaynaklanan, herkesi sonsuzu anlamaya yöneltecek bir davettir.
Sevgiler & Selamlar,
Aki

Felsefi ve Pratik bir örnek olarak – Savaşçının Yolu
Bölüm 2
Günlüğün bir önceki bölümünde Savaşçının ilk önermesinin : Algılıyanlar, olarak beyan edildi. Algılayan, sezen kelimesinin yerine kullanıldı. Bu bir hata değildi, fakat, İspanyolcadaki çok yaygın olan, algılayan, kelimesini tercih etmek, İngilizcedeki, sezen, kelimesindeki zorunluluk anlamından dolayıdır. Bu günlükteki Yorumlama Bilimi tatbikatında, bir tanımlamanın anlamını yabancı fakat aynı kökten gelen bir kelimeyle değiştirmek sıkça görülür; bazen yeni bir tanım yaratma durumunda bile; züppelik olarak değil, daha önce hiç tanımlanmamış bir his veya tecrübe veya algılamayı yapısal olarak tasvir etme ihtiyacı nedeniyle, veya bilgi birikimimizde bulunmaması nedeniyle bile, bu sorun yaşanır. Burdan çıkardığımız, bilgi birikimimizin kısıtlı olduğudur, ne kadar yeterli olduğu önemli bile değil. Savaşçının yolundaki ikinci önerme: HAYATA BAŞLANGICIMIZ NEYSE BİZ OYUZ. Bu savaşçının yolundaki en zor önermelerden biridir; binlerce yıldır büyücülerin farkında olduğu bu durum, karmaşıklığından veya nadir oluşundan değil, fakat herhangi birimiz için bu durumu kabul etmenin nerdeyse imkansız olduğundandır.
Don Juan bu önermeyi ilk olarak bana açıklamaya başladığında, şaka yaptığını veya beni şok etmek için söylediğini sanmıştım. Hayatta sevgiyi bulmayı amaçladığım zamanlarldaki düşüncelerimle alay etmişti. Hayattaki amaçlarımın ne olduğunu sormuştu bana bir ara. Anlaşılır bir cevap bulamadığımdan, yarı şaka olarak sevgiyi bulmak istediğimi söyledim. “Takip ettiğin kişilerde, sevgiyi aramak dediğin şey, sex yapmaktır.” dedi don Juan. “Niye sikiş – sikiş diye bağırmıyorsun? Senin aradığın cinsel tatmindir, yalan mi?”
Tabi ki kabul etmedim. Fakat don Juan’ın benimle alay ettiği bir konu olarak kaldı. Her sefer onunla karşılaştığımda, sevgi aramamı yani cinsel tatmin olayını bana soracak bir durum yarattı.
Savaşçının yolundaki ikinci önermeyi ilk tartışmaya başladığımızda benimle alay etmeye başlamıştı, ancak bir anda ciddileşti.
“Mekan değiştirmeni öneriyorum,” dedi,” ve aramalarına devam etmekten kesinlikle kaçınmalısın. Seni iyi bir yere götürmeyecek; en kötüsü, seni uçuruma götürecek.”
“Niye sexten vazgeçmeliyim, don Juan?” diye sordum yakınan bir sesle.
“Çünki sen gönülsüz bir sikişin çocuğusun,” dedi.
“Bu nedir, don Juan, gönülsüz sikiş çocuğu ne demek?”
“Savaşçıların yaptığı en ciddi şeylerden biri,” diye açıkladı don Juan, “doğalarının özünü aramak, onaylamak ve anlamaktır. Savaşçı, ebeveynlerinin ona hamile kaldığı cinsel ilişkiyi, ya ne kadar azdıklarını için veya sadece ailevi bir görevmiş gibi yaptıklarını, mümkün olduğu kadar kesin olarak, bilmeleri gerekir. Görevmiş gibi yapılan bir cinsel ilişki eşler için çok sıkıcıdır. Savaşçılar herhangi bir şüpheye ver bırakmadan inanırlar ki, görev olarak yapılan bir cinsel ilişki hamilelikle sonçlandığında, çocuk gönülsüz bir şikişin ürünüdür. Başka nasıl söyliyeceğimi bilemiyorum. Başka bir kelime kullanacaksam, bu üstü kapalı bir kelime olacaktır ve vurgusu kaybolacaktır..”
Bu konu devamlı olarak konuşulduktan sonra, ne söylemek istediğine dair kafa yormaya başladım. Onu anladığımı sanmıştım. Kendimi her an bu soruyu sorarken buldum: “Gönülsüz sikiş ne demek don Juan?” Bilinçsiz olarak, şimdiye kadar onlarca kez söylediğini, tekrarlamasını istiyordum.
“Devamlı tekrarlatma,” diyordu don Juan her seferinde. “Senin gönülsüz sikiş çocuğu olduğunu kabul etmen yıllar alacak. Öyleyse, tekrar edeyim: Eğer gebe kalma anında bir heyecan yoksa, böyle bir durumda meydana getirilen çocuk, büyücülerin dediği gibi, doğası gereği hamile kalınan andaki gibi olacaktır. Eşler arasında gerçek bir heyecan yoksa, belki yalnızca ruhsal bir arzu varsa, çocuk bu davranışlarının sonuçlarını taşıyacak. Büyücüler, bu türden çocukların, garip, zayıf, dengesiz ve bağımlı olacağını ileri sürüyor. Bunlar, hiçbir zaman evlerini terkedemeyecek olan çocuklardır; yaşamları boyunca oldukları yerde kalacaklar. Bu tür insanların avantajı, zayıflıklarına karşı aşırı uyumlu olmalarıdır. Tüm yaşamları boyunca herhangi bir değişiklik yapmaya ihtiyaç hissetmeden aynı işi yapabilirler. Eğer çocukluklarında güzel ve karalı bir şekilde yetiştirilmişlerse, ileride çok etkili olabilirler, aksi durumda, yaşamlarındaki istırap, karmaşa ve dengesizliklerinin sonu olmayacaktır.
“Büyücüler, büyük bir üzüntüyle, insanlığın büyük bir bölümünün bu şekilde üretildiğini söyler. Sonsuz olarak, olmayan bir şeyi arama dürtüsünü duymamıza sebep olan budur. Büyücülere göre, tüm yaşamımız boyunca, mahrum kaldığımız heyecanı arıyoruz. Sana gönülsüz bir sikişin çocuğu olduğunu bunun için söyledim. Her yanında ıstırap ve hosnutsuzluğu görüyorum. Ama kötü hissetme kendini. Bende gönülsüz bir sikişin çocuğuyum. Benim bildiğime göre tersi olan pek az insan var.”
“Benim için bu ne demek, don Juan?” diye sordum, teleşa kapılarak.
Bir şekilde don Juan, bu kelimelerle içimdeki öze doğrudan bir vuruş yaptı. Kötü bir şekilde yetiştirilmiş gönülsüz bir sikişin çocuğu olarak tasvir ettiğinin tamamiyle aynısıydım. Sonunda bir gün, can alıcı bir ifade ile sorumu özetledim.
“Gönülsüz bir sikişin çocuğu olduğumu itiraf ediyorum. Bu durumda ne yapabilirim?” diye sordum.
Don Juan gözlerinden yaşlar gelene dek kahkahalar attı. “Biliyorum, biliyorum,” dedi, rahatlatmak için sırtıma vururken, bence “kendine, gönülsüz bir sikişin çocuğu olarak bahsetmemekle başlıyabilirsin.” Öyle ciddi ve ilgili bir ifade ile baktı ki, hemen not almaya başladım.
“Herşeyi yaz,” dedi yüreklendirerek. “Olumlu ve ilk adım yalnızca başharfleri kullanmaktır: G.S.”
Bu şakayı anlamadan yazmaya başladım. Durdum ve ona baktım. Gerçekten de bir tarafını yırtarcakmış gibi gülüyordu.İspanyolca gönülsüz sikiş “cojida aburrida” demekti, C.A., benim gerçek isminin başharfleri gibi, Carlos Aranha.
Gülmesi geçtikten sonra, don Juan özümle ilgili negatif koşulları dengelemek için ciddi bir şekilde bir harekat plan tasvir etmeye başladı. Yalnızca ortalama bir G.S. olmadığımı, fakat aynı zamanda yüksek miktarda asabiyetle de yüklü olduğumu anlatırken gülmekten katılıyordu.
“Savaşçının yolunda,” dedi, “hiç bir şey bitmemiştir. Hiç bir şey sonsuza kadar devam etmez. Eğer ebeveynlerin seni olması gerektiği şekilde yapmamışlarsa sen kendini yeniden yapılandırabilirsin.”
Savaşçının ilk işi, enerjisini cimri kullanan biri olmak olduğunu açıkladı. G.S. nin pek de enerjisi olmadığı için, zaten yeterli miktarda olmayan enerjiyi harcamak faydasızdır. Don Juan, zaten olmayan enerjimi talep eden davranışlara bağlamaktan kaçınmam gerektiğini tavsiye etti. Cevap kaçınmadır, yalnız ahlaken doğru ve istenen birşey olduğundan değil, aynı zamanda, büyük heyecanlı koşullar altında tasarlanmış bazıları ile, başabaş duruma gelmem için yeterli enerjiyi depolamayı kavramak benim için tek yoldur.
Bahsettiği davranış şekilleri, ayakkabılarımı bağlama veya yemek şeklinden, kendimi tanıtma şekline kadar, veya günlük aktivitelerimi uygulama şekline ve özellikle kur yapma yöntemime kadar. Do Juan sexüel ilişkiden kaçınmam gerektiğine israr etti, çünki onun için yeterli enerjim yokmuş.
“Sexüel çapulculukların,” diye açıkladı, “seni derin bir susuzluğa girmene sebep oluyor. Gözlerinin altında halkalar oluştu; saçların döküldü; tırnaklarında lekeler oluştu; dişlerin sarardı; ve her zaman gözlerinin feri sönük. Kadınlarla ilişki seni o kadar asabi yapmaktadır ki, yemeğini çiğnemeden yuttuğundan her zaman tıkanmış gibisin.
Don Juan bunları bana söylemekle kendi kendine keyiflendi, buda benim sıkıntımı büyük oranda artırdı. Son sözü, bir cankurtaran simidini bana atması gibiydi.
“Büyücüler diyor ki,” diye devam etti, “bir G.S. yi akılalmaz bir şeye çevirebilmek mümkündür. Bu yalnızca bir niyet meselesidir; demek istediğim, niyet akılalmaz birşeydir. Bunu yapmak, akılalmaz bir şeye niyet etmek için, birinin mümkün olan her şeyi kullanmasını gerektirir, olabilecek herhangi bir şey.”
“Herhangi bir şey nedir don Juan?” diye sordum, gerçekten kafayı oynatmış bir şekilde.
“Herhangi bir şey, herhangi bir şeydir. Bir his, bir hatıra, bir istek, bir dürtü; belki korku, umutsuzluk, ümit, belki de merak.”
Son kısmı tam anlamadım. Fakat yeterli bir şekilde anladım ki, gönülsüz bir sikişten hamile kalma durumundan kurtulmak için mücadeleye başlamam gerekli.

… devamı yarın …

Savaşçının yolu – Günlükler 2/4

Aşağıdaki yazı Carlos Castaneda’nın don Juan Matus ile yaptığı görüşmelerde tuttuğu günlüklerdir. Yayımcıların herhangi bir kategoriye dahil edemedikleri için yayımlamadıkları bu günlük notlar kronolojik bir sıradadır ve herhangi bir ticari kaygı olmadan yayımlanmıştır, amaç batılılara yabancı olan bu fikirlerin yayılmasıdır. Dört bölümünü bulup çevirdiğim bu notları bölümler şeklinde gönderiyorum. Bu notlar iç sessizlikten kaynaklanan, herkesi sonsuzu anlamaya yöneltecek bir davettir.
Sevgiler & Selamlar,
Aki

Felsefi ve Pratik bir örnek olarak – Savaşçının Yolu

Bölüm 2

Günlüğün bir önceki bölümünde Savaşçının ilk önermesinin : Algılıyanlar, olarak beyan edildi. Algılayan, sezen kelimesinin yerine kullanıldı. Bu bir hata değildi, fakat, İspanyolcadaki çok yaygın olan, algılayan, kelimesini tercih etmek, İngilizcedeki, sezen, kelimesindeki zorunluluk anlamından dolayıdır. Bu günlükteki Yorumlama Bilimi tatbikatında, bir tanımlamanın anlamını yabancı fakat aynı kökten gelen bir kelimeyle değiştirmek sıkça görülür; bazen yeni bir tanım yaratma durumunda bile; züppelik olarak değil, daha önce hiç tanımlanmamış bir his veya tecrübe veya algılamayı yapısal olarak tasvir etme ihtiyacı nedeniyle, veya bilgi birikimimizde bulunmaması nedeniyle bile, bu sorun yaşanır. Burdan çıkardığımız, bilgi birikimimizin kısıtlı olduğudur, ne kadar yeterli olduğu önemli bile değil. Savaşçının yolundaki ikinci önerme: HAYATA BAŞLANGICIMIZ NEYSE BİZ OYUZ. Bu savaşçının yolundaki en zor önermelerden biridir; binlerce yıldır büyücülerin farkında olduğu bu durum, karmaşıklığından veya nadir oluşundan değil, fakat herhangi birimiz için bu durumu kabul etmenin nerdeyse imkansız olduğundandır.
Don Juan bu önermeyi ilk olarak bana açıklamaya başladığında, şaka yaptığını veya beni şok etmek için söylediğini sanmıştım. Hayatta sevgiyi bulmayı amaçladığım zamanlarldaki düşüncelerimle alay etmişti. Hayattaki amaçlarımın ne olduğunu sormuştu bana bir ara. Anlaşılır bir cevap bulamadığımdan, yarı şaka olarak sevgiyi bulmak istediğimi söyledim. “Takip ettiğin kişilerde, sevgiyi aramak dediğin şey, sex yapmaktır.” dedi don Juan. “Niye sikiş – sikiş diye bağırmıyorsun? Senin aradığın cinsel tatmindir, yalan mi?”
Tabi ki kabul etmedim. Fakat don Juan’ın benimle alay ettiği bir konu olarak kaldı. Her sefer onunla karşılaştığımda, sevgi aramamı yani cinsel tatmin olayını bana soracak bir durum yarattı.
Savaşçının yolundaki ikinci önermeyi ilk tartışmaya başladığımızda benimle alay etmeye başlamıştı, ancak bir anda ciddileşti.
“Mekan değiştirmeni öneriyorum,” dedi,” ve aramalarına devam etmekten kesinlikle kaçınmalısın. Seni iyi bir yere götürmeyecek; en kötüsü, seni uçuruma götürecek.”
“Niye sexten vazgeçmeliyim, don Juan?” diye sordum yakınan bir sesle.
“Çünki sen gönülsüz bir sikişin çocuğusun,” dedi.
“Bu nedir, don Juan, gönülsüz sikiş çocuğu ne demek?”
“Savaşçıların yaptığı en ciddi şeylerden biri,” diye açıkladı don Juan, “doğalarının özünü aramak, onaylamak ve anlamaktır. Savaşçı, ebeveynlerinin ona hamile kaldığı cinsel ilişkiyi, ya ne kadar azdıklarını için veya sadece ailevi bir görevmiş gibi yaptıklarını, mümkün olduğu kadar kesin olarak, bilmeleri gerekir. Görevmiş gibi yapılan bir cinsel ilişki eşler için çok sıkıcıdır. Savaşçılar herhangi bir şüpheye ver bırakmadan inanırlar ki, görev olarak yapılan bir cinsel ilişki hamilelikle sonçlandığında, çocuk gönülsüz bir şikişin ürünüdür. Başka nasıl söyliyeceğimi bilemiyorum. Başka bir kelime kullanacaksam, bu üstü kapalı bir kelime olacaktır ve vurgusu kaybolacaktır..”
Bu konu devamlı olarak konuşulduktan sonra, ne söylemek istediğine dair kafa yormaya başladım. Onu anladığımı sanmıştım. Kendimi her an bu soruyu sorarken buldum: “Gönülsüz sikiş ne demek don Juan?” Bilinçsiz olarak, şimdiye kadar onlarca kez söylediğini, tekrarlamasını istiyordum.
“Devamlı tekrarlatma,” diyordu don Juan her seferinde. “Senin gönülsüz sikiş çocuğu olduğunu kabul etmen yıllar alacak. Öyleyse, tekrar edeyim: Eğer gebe kalma anında bir heyecan yoksa, böyle bir durumda meydana getirilen çocuk, büyücülerin dediği gibi, doğası gereği hamile kalınan andaki gibi olacaktır. Eşler arasında gerçek bir heyecan yoksa, belki yalnızca ruhsal bir arzu varsa, çocuk bu davranışlarının sonuçlarını taşıyacak. Büyücüler, bu türden çocukların, garip, zayıf, dengesiz ve bağımlı olacağını ileri sürüyor. Bunlar, hiçbir zaman evlerini terkedemeyecek olan çocuklardır; yaşamları boyunca oldukları yerde kalacaklar. Bu tür insanların avantajı, zayıflıklarına karşı aşırı uyumlu olmalarıdır. Tüm yaşamları boyunca herhangi bir değişiklik yapmaya ihtiyaç hissetmeden aynı işi yapabilirler. Eğer çocukluklarında güzel ve karalı bir şekilde yetiştirilmişlerse, ileride çok etkili olabilirler, aksi durumda, yaşamlarındaki istırap, karmaşa ve dengesizliklerinin sonu olmayacaktır.
“Büyücüler, büyük bir üzüntüyle, insanlığın büyük bir bölümünün bu şekilde üretildiğini söyler. Sonsuz olarak, olmayan bir şeyi arama dürtüsünü duymamıza sebep olan budur. Büyücülere göre, tüm yaşamımız boyunca, mahrum kaldığımız heyecanı arıyoruz. Sana gönülsüz bir sikişin çocuğu olduğunu bunun için söyledim. Her yanında ıstırap ve hosnutsuzluğu görüyorum. Ama kötü hissetme kendini. Bende gönülsüz bir sikişin çocuğuyum. Benim bildiğime göre tersi olan pek az insan var.”
“Benim için bu ne demek, don Juan?” diye sordum, teleşa kapılarak.
Bir şekilde don Juan, bu kelimelerle içimdeki öze doğrudan bir vuruş yaptı. Kötü bir şekilde yetiştirilmiş gönülsüz bir sikişin çocuğu olarak tasvir ettiğinin tamamiyle aynısıydım. Sonunda bir gün, can alıcı bir ifade ile sorumu özetledim.
“Gönülsüz bir sikişin çocuğu olduğumu itiraf ediyorum. Bu durumda ne yapabilirim?” diye sordum.
Don Juan gözlerinden yaşlar gelene dek kahkahalar attı. “Biliyorum, biliyorum,” dedi, rahatlatmak için sırtıma vururken, bence “kendine, gönülsüz bir sikişin çocuğu olarak bahsetmemekle başlıyabilirsin.” Öyle ciddi ve ilgili bir ifade ile baktı ki, hemen not almaya başladım.
“Herşeyi yaz,” dedi yüreklendirerek. “Olumlu ve ilk adım yalnızca başharfleri kullanmaktır: G.S.”
Bu şakayı anlamadan yazmaya başladım. Durdum ve ona baktım. Gerçekten de bir tarafını yırtarcakmış gibi gülüyordu.İspanyolca gönülsüz sikiş “cojida aburrida” demekti, C.A., benim gerçek isminin başharfleri gibi, Carlos Aranha.
Gülmesi geçtikten sonra, don Juan özümle ilgili negatif koşulları dengelemek için ciddi bir şekilde bir harekat plan tasvir etmeye başladı. Yalnızca ortalama bir G.S. olmadığımı, fakat aynı zamanda yüksek miktarda asabiyetle de yüklü olduğumu anlatırken gülmekten katılıyordu.
“Savaşçının yolunda,” dedi, “hiç bir şey bitmemiştir. Hiç bir şey sonsuza kadar devam etmez. Eğer ebeveynlerin seni olması gerektiği şekilde yapmamışlarsa sen kendini yeniden yapılandırabilirsin.”
Savaşçının ilk işi, enerjisini cimri kullanan biri olmak olduğunu açıkladı. G.S. nin pek de enerjisi olmadığı için, zaten yeterli miktarda olmayan enerjiyi harcamak faydasızdır. Don Juan, zaten olmayan enerjimi talep eden davranışlara bağlamaktan kaçınmam gerektiğini tavsiye etti. Cevap kaçınmadır, yalnız ahlaken doğru ve istenen birşey olduğundan değil, aynı zamanda, büyük heyecanlı koşullar altında tasarlanmış bazıları ile, başabaş duruma gelmem için yeterli enerjiyi depolamayı kavramak benim için tek yoldur.
Bahsettiği davranış şekilleri, ayakkabılarımı bağlama veya yemek şeklinden, kendimi tanıtma şekline kadar, veya günlük aktivitelerimi uygulama şekline ve özellikle kur yapma yöntemime kadar. Do Juan sexüel ilişkiden kaçınmam gerektiğine israr etti, çünki onun için yeterli enerjim yokmuş.
“Sexüel çapulculukların,” diye açıkladı, “seni derin bir susuzluğa girmene sebep oluyor. Gözlerinin altında halkalar oluştu; saçların döküldü; tırnaklarında lekeler oluştu; dişlerin sarardı; ve her zaman gözlerinin feri sönük. Kadınlarla ilişki seni o kadar asabi yapmaktadır ki, yemeğini çiğnemeden yuttuğundan her zaman tıkanmış gibisin.
Don Juan bunları bana söylemekle kendi kendine keyiflendi, buda benim sıkıntımı büyük oranda artırdı. Son sözü, bir cankurtaran simidini bana atması gibiydi.
“Büyücüler diyor ki,” diye devam etti, “bir G.S. yi akılalmaz bir şeye çevirebilmek mümkündür. Bu yalnızca bir niyet meselesidir; demek istediğim, niyet akılalmaz birşeydir. Bunu yapmak, akılalmaz bir şeye niyet etmek için, birinin mümkün olan her şeyi kullanmasını gerektirir, olabilecek herhangi bir şey.”
“Herhangi bir şey nedir don Juan?” diye sordum, gerçekten kafayı oynatmış bir şekilde.
“Herhangi bir şey, herhangi bir şeydir. Bir his, bir hatıra, bir istek, bir dürtü; belki korku, umutsuzluk, ümit, belki de merak.”
Son kısmı tam anlamadım. Fakat yeterli bir şekilde anladım ki, gönülsüz bir sikişten hamile kalma durumundan kurtulmak için mücadeleye başlamam gerekli.

… devami yarın …

Seyahat arkadaşları arıyorum

Güney Amerika’ya, özellikle Meksika ve peru’ya düşündüğüm bir seyahat için yol arkadaşları arıyorum. Belki de yalnızca hayal kuruyorum, olsun ben niyetimi bir kez üflemiş olayım ortalık yere, arkadaşla ya da yalnız yeterli enerjim var ise bu seyahati yapabileceğim değilse rüyalarda buluşalım olacak 🙂

Ayrıca bu tür bir seyahati daha önce yapmış olanların da yolculuk hikayelerini ve tavsiyelerini dlnlemek isterim, eğer paylaşmak lütfunda bulunurlarsa. Teşekkürlerimle

Not: Aslında bu ilanı yapalı biraz zaman geçti ve benim arzum da şekildeğiştirdi, şimdi TUVA’ya gitmek istiyorum. Bu yaz benim gibi Tuva’ya gitmeyi arzu eden bi kaç arkadaş da var, ama nasıl organize olacağımızı bilemiyoruz. Bu konuda çalışan bir Seyahat Acentası var mıdır acaba?

Umarım bu dileğimize de ilgili kişilerden yanıtlar gelir 🙂

Hayatımın ilk iki bölümünde en çok istediğim şey; bir gün sadece “one way ticket” aldığım bir yere gidebilmekti. Sonunda başardım, büyük mutluluktu; Satıcı sordu:
-Dönüş bileti ne zaman olsun?
-Kalsın, istemiyorum!…
Süper bi duyguydu, hala hatırladıkça içime bi gülme ve genişlik duygusu gelir. Daha sonra hep tek yön bilet almaya başladım ve her gidişimde dönüp dönemeyeceğimi bilemezdim, en basit seyahatlerim bile bir anlamda ölüm kalım meselesi gibi oldu; acaba bu kez dönebilecek miyim? :)))
İşin ilginci o ilk kezden sonra, dönmek de sevilene gitmek gibi olmaya başladı!

Not1: Eğer bu sayfaya geldiyseniz, yorumları da okumanızı öneririm, çünkü bir çok kimse hem bilgilendirici hem de haberdar edilmek istediğini belirtir görüş bildirdiler. Kimbilir belki aradığınız şey oradadır.

Kendi yaptığım gezilerin bir kısmında günlük tuttum, eğer ilginizi çekerse ana sayfada, solda “kategoriler” böümünde “gezi notları” başlığına tıklayarak ilginizi çeken bir ülke var mı bakabilirsiniz 🙂

Not2: Auroville’e gitmek için istekliler var mı?
https://blog.sonsuz.us/?p=3986
Küçük de olsa bir gurup kurabiliriz diye umuyorum

özgürlük üzerine

ÖZGÜRLÜK ÜZERİNE…

Kozmosun her alan ve boyutunda iradeli bir işleyiş, kendine has özellikler, bütünlüğe katılım olmakta, tarihsel ve tabii sürecin oluşumuna neden olup belirleyen faktörlerin; özboyutundan süzülerek taşan farklı konum ve bağlam kazanan yapılanması tüm kavramsallaştırma ve hayatiyetin alt yapısını teşkil etmektedir….

Kavramlar ve hayatiyet;

Tabiatın insan üzerindeki etkisi ve belirlemesiyle beraber, insanın genel anlamda kültür oluşturucu yapısıyla devinim ve oluşum içinde gelişir…

Canlılığa ve işleyişe katılan bütün unsurlar insan dâhil, bütünlüğü oluşturmakla birlikte kendine has bir madde ve hareket dünyasıyla sınırlandırılmıştır… Ancak insanoğlu, bitki, hayvan ve diğer canlılık âleminden medeniyet kurucu niteliği ile ayrılır…

Kozmosun ve özelde insanın bu geniş, sonsuz yapısı karşısında insanoğlu, geliştikçe yetersiz kaldığını birikimiyle kavramıştır…

Tarihsel sürecin verileri apaçık göstermiştir ki; kavramlar ve hayatiyete giydirilmek istenen yanlış anlam, kesitsel bakış, bir sonraki dönemde de sorunlar yaşatmıştır…

Bunun en tipik örneği ÖZGÜRLÜK ANLAYIŞI ve hayat içindeki yapılanmasıdır…

Özgürlüğü; evreni ve insanı bütünlükçü bir değerlendirme sonucu değil, kendi bulunduğu parça konuma göre değerlendiren insanoğlu, nihayetinde etnikçi, bölgeci, yerel, mevzi bir beyin ve derinliksiz bir ruh geliştirmiştir.

Kafasını göğe kaldırıp sonsuzluğu görmek yerine ayaklarının ucuna kaydırmış, dar görüşlü ve mutlakçı bir sistematik geliştirmiştir.

Süreç boyunca oluşturulmak istenen bilim ve sistemler, bu yetersiz insan tipini beslemiştir… SUÇ AYDIN VE BİLGİNLERİNDİR… Zira aydın ve bilginler peygamberin varisi olması gerekirken duyum ve ruh eksikliği neticesi bu tür bilime taşeronluk yapmışlardır… Gerçek aydınlar müstesna…

Gerçek özgürlük; evrensel konum ve insan sınırları doğrultusunda İNSANLAŞMA ruhu ve faaliyetidir… Âdem, insan türünün sınır, kapasite ve yönünü belirleyen, canlı, dipdiri bakış açısı sahibi, kosmos ve insanı bilgisi doğrultusunda gerçek manada kavramsallaştırma yapabilen, gerçek insanın sembolüdür…

Sonsuzluğa dönük, tüm canlılığı ve öz boyutları ile tarihi sürecin oluşum ve diyalektiğini kavrayan, tüm zamanların ideal insan tipidir… Sınırsız ve sınıfsızlığı arayan âdem, gerçeği aramanın yönünü göstermektedir… Türk ve Kürt sorunu bu minvalde değerlendirilmeli değil mi?

Savaşçının Yolu – Günlükler 1/4

Aşağıdaki yazı Carlos Castaneda’nın don Juan Matus ile yaptığı görüşmelerde tuttuğu günlüklerdir. Yayımcıların herhangi bir kategoriye dahil edemedikleri için yayımlamadıkları bu günlük notlar kronolojik bir sıradadır ve herhangi bir ticari kaygı olmadan yayımlanmıştır, amaç batılılara yabancı olan bu fikirlerin yayılmasıdır. Dört bölümünü bulup çevirdiğim bu notları bölümler şeklinde gönderiyorum. Bu notlar iç sessizlikten kaynaklanan, herkesi sonsuzu anlamaya yöneltecek bir davettir.
Sevgiler & Selamlar,
Aki

Felsefi ve Pratik bir örnek olarak – Savaşçının Yolu
Bölüm 1
Her bölümde Savaşçının Yolu ile ilgili bir önermeyi tartışacağız .
BİZ ALGILAYANIZ. Bu, don Juan Matus’un öğretisindeki, Savaşçının yolunun ilk önermesidir. Gereksiz tekrarlanan bir ifade gibidir, açıkça olanın bir tekrarı olduğu besbellidir; kel bir adama saçları olmayan biri olarak bahsetmek gibidir, ancak burdaki bir tekrarlama değildir. Büyücünün yolunda, basit yönelimi algı olan organizmalar olduğumuzdur. Biz algılayanız, ve bu, büyücünün yoluna göre, dünyadaki istikrarımızı ve yönümüzü sağlayan tek kaynaktır.
Don Juan Matus öğretisinde, büyücülerin, insanların müthiş bir taktik uyguladığını, fakat maalesef algının yanlış yönelmesine sebep olduklarını, saf enerji akışını alıp bunu duyusal verilere çevirdiklerini, bu yoruma da insan formu dediklerini söylemektedir. Saf enerjinin yorumlanması sihirli bir davranıştır ve yanlış sonuçlar doğurabilir: bizim inancımız, var olan herşeyin bizim yorumumuzdan ibaret olduğudur. Ağaç olarak bildiğimiz şeyin algıladığımızdan çok yorumumuz olduğunu, ihtiyacımızın ise, hemen hemen hiç bir yorum eklemeyen üstünkörü bir bakış olduğunu söyler don Juan. Gerisi niyetin çağrısı olarak nitelediği bir olgudur: niyet ağaçtır, yorumumuz ise duyusal verilerin ağaç dediğimiz özel olaydır.
Bu örnekte olduğu gibi, bütün dünyamız, içinde algımızın çok küçük çapta yer aldığı, yorumlarımızdan oluşturduğumuz sonsuz bir birikimdir. Başka bir deyişle, evrende olan enerjiyi yalnız görsel olarak algılarız ki bu yalnızca algılarımızın çok küçük bölümüdür. Büyücüler, sezgisel etkinliğimizin büyük kısmının yorumlama olduğunu; insanlar öyle varlıklardır ki, dünyalarını yaratmak için çok az saf algıya ihtiyaçlarının olduğunu, veya yorumlarını yapmak için az algının yeterli olduğunu ileri sürmekteler. Algılayan olduğumuzu ileri sürmek, büyücülerin, bizi kendi özümüze geri getirmek için yaptıkları bir girişimdir; algılama; olmamız gereken özgün durumdur ve oraya dönmemiz için bizi itmektedirler.

… devamı yarın …