Renkler – Frekanslar-Sesss

Günaydınnnnn Frekanslaaarrr.. İnce ince yağan sisli bi hava var,çok bi içe döndürücü, duygusallaşmaya meyil ettiren :)Bağlantısını sunduğumun lgi çekici uygulama olsa gerek, umarım yapılır ve ben de katıabilirim. Sessssss aslında titreşşşşşşşş-el-im beni hep ilgilendirmiştir 🙂

http://tuvasanat.com/index.php/program-takvimi/04-05-subat-sesin-etrafinda/

**

Renk, ışığın değişik gözün retinasına ulaşması ile ortaya çıkan bir algılamadır. Bu algılama, ışığın maddeler üzerine çarpması ve kısmen soğurulup kısmen yansıması nedeniyle çeşitlilik gösterir ki bunlar renk tonu veya renk olarak adlandırılır. Tüm dalga boyları birden aynı anda gözümüze ulaşırsa bunu beyaz, hiç ışık ulaşmazsa siyah olarak algılarız. İnsan gözü 380nm ile 780nm arasındaki dalgaboylarını algılayabilir, bu sebepten elektromanyetik spektrumun bu bölümüne görünen ışık denir. Renkler için genelde kulağımızla duyduğumuz ince ve kalın ses analojisi yapılsa da, ses algısının aksine aynı anda gelen ışık frekansları değişik kanallardan algılanamaz (başka bir deyişle göz frekans analizi yapamaz), dolayısıyla aynı anda ince ve kalın sesleri birbirine karıştırmadan duymamıza karşın gözümüz için bu ‘çok seslilik’ söz konusu olmadığından değişik ışık frekanslarının sadece kombinasyonlarını algılayabiliriz. Bu prensibi açıklamak veya pratik uygulamalarda kullanmak için çeşitli renk modelleri geliştirilmiştir.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Renk

Bu durumda Dalga boyu en uzun, frekansı en düşük renk kırmızı oluyor.

Dalga’nın enerjiyi taşıyan titreşim, Dalga boyu’nun tekrarlama mesafesi ve frekansın da titreşim sayısı olduğunu biliyorduk (Tıklayınız)

Renk Dalgaboyu Frekans
kırmızı ~ 625-740 nm ~ 480-405 THz
turuncu ~ 590-625 nm ~ 510-480 THz
sarı ~ 565-590 nm ~ 530-510 THz
yeşil ~ 500-565 nm ~ 600-530 THz
mavi ~ 450-485 nm ~ 680-620 THz
çivit mavisi ~ 450-420 nm ~ 620-600 TH

Yeni Dünya-Yeni Dönem

Üç yıl önce yazılmış bu yazı gerçekten ilginç. Gerçi o Sibelden sonra bi çok sibel geldi geçti şimdi farklı şeyler, ilaveler de yapmak mümkün, acaba sizler ne düşünecek, neler ekleyip çıkaracaksınıız frekanslar? Gurubumuz bizatihi YENİ olanla ilgilidir bu sebeple fikirleriniz hepimiz için tazeleyici olacak ve sevinçle karşılanacak 🙂
“Bildiğimiz gibi yeni bir şey öncelikle imajinasyon/hayal olarak oluşuyor, bunu en güzel ifade eden Feynnman’dır:
“daha önce hiç görmediğiniz bir şey olacak, daha önce görülmüş, ele alınmış her detayı kapsayacak, o ana kadar düşünülmüş olandan farklı olacak ve daha da ötede; kesin olacak ve herhangi bir muğlaklık içermeyecek.”” (yazının bütünü için tıklayınız)

te: Sibel YENI konusunda simdi ne düsünüyorsun? YENIyi bulma/görme ögrenilebilir mi? Bilim adamlarinin da yapabildilerine göre görme teknigi olmasi lazim…..

sa: Ana temaya katılıyorum ancak  şimdi yazsaydım (şu anda) Castaneda kavramlarını (birleşim noktası,nagual,ikinci dikkat gibi) kullanmazdım; çünkü CC bilmeyenler için yazı yarı anlaşılır duruma düşüyor! Bu biir. İkincisi, YENİ’leri dar aralıktan geçirmeyi başaranlar için bunu ifade temek ve hatta yaşamak, özellikle 2011 den beri kolaylaştı; çünkü büyük gök cisimlerinin dizilimleri eskiyi tarumar etmeye başladılar ve yeniler bu fırsattan faydalanacaklar ve eskisi kadar darbe almayacaklar. Tabi bu geçici bi rahatlama, ne kadar sürer bilinmez. Bu frekans, üçboyutlu eski dünyamız gibi kısa ömürlü değil (bitmekte olan dönemin 75000 yıl olduğu söylenirdi bazı kaynaklarda), süresini tahmin etmek zor insani ölçülerimize göre oldukça uzun diyelim. Ama her şeyin sonu gelir! Çünkü bu bi spiral:) Bu dönemin de bir yerinden sonra YENİ’leri getirmek, ifade etmek yine zorlaşabilir. Fakat bu bizim işimiz değil şimdiden hahahahaha

**

Az önce bi kahvaltı molası verdim. Artık tüm yediklerim ve içtiklerimi Yaşayan belirliyor. Onun bügünün kahvaltısı için seçtiği menü şöyleydi: Rafadan bi yumurta (sütten sonra en çok bunu seviyor), küçük bi dil peynirli tost, iki sap roka, bir tane ceviz ve bi tane siyah zeytin. 🙂 Üstüne yarım fincan filtre kahve (tabi bunu ben seçtim ama o da onaylıyor)

**

Beklentilere stop, anda olmaya setup

**

Özgürleşmekiçin: aslında çok kolay, sadece bi “karar” verirsin olur. Zor olan o kararı verdirmeyen “öteki” kendinden gizlediğin arzular. Olsun boşver o kararı, ne yapsan etsen bişey kaybedemezsin. Levazye kulağın çınlasın

**

Güneşle aşkımız hep sürdü, sanırım 4.999.999.996 yıl daha var 🙂 Ben sıkılırım öyle sonsuz şeylerden :)))

**

ESKİ şeyleri muhafaza ederek YENİ’den doğamayacağınızı biliyosunuz değil mi? Salın, dağıtın o tüm “DOĞRU”larınızı, onları bekleyenler de var sırada. Size lazım değil artık onlar frekanslarım, canlarım benim.

Azıcık konuşsanız (ya da yazsanız), içinizden dışarı çıkan o nefes, sizi YEM olmaktan kurtaracak. Neden yapmıyosunuz? Korkacak ne var ki? Nereye kadar susacaksınız? Evrim sizi d-evirmeden, bu kez Ç-evrime girmeden, kurtulun dostlarım. Konuşun, bağırın, çağırın küfredin, ben buradayım, alınmam, küsmem, seviyorum çünkü

E’BU dur :)

EBU’lardan çok güzel sonuçlar almaya başladık. Sanırsam zaman bizim yardımcımız oluyor. Senelerdir parça parça yaptığım uygulamalar, kişisel terapiler EBU’da öylesine hesapsızça bütünleniverdi ki, ben bile bu işe şaşmaktayım. Entegral seviye için, yani ikinci düşünce katına adım atabilecek insan sayısının artacağına dair yeniden ümitlendim. Gerçi sonuçta varoluşumuz için her şey mükemmeldir, olabilecek kadarı oluyor. İşaretleri algılayabilmek sadece kolaylaştırıcılar 🙂 (EBU için tıklayınız)

**

Yapılmaması gerekenleri yaparak öğreniyoruz ve tersi de tabi. Zaten gerekler ve doğrular insan uydurması! Esas o-ğ-lan bilincin, biz insanlar vasıtasıyla an be an gelişmesi 🙂

Bi şeyin insana basit ya da kolay gelmesi için, o şeyi “hatırlıyor” olması gerektiğinden emin oldum artık; çünkü anlamak zihinle yapılıyor ve hızı da kapsamı da düşük, oysa hücresel bi ayma işlemi müthiş hızlı ve kolay, o da önceden deneyip bilmişlik gerektiriyor (Rüyaların aydırılmasını da yabana atmayalım).

**

http://www.youtube.com/watch?v=ILSyt_Hhbjg&feature=share

Galiba işte bu sebeple hepinizi frekanslar diye selamlıyorum her gün 🙂

Biricikliğimizin şerefine…

**

Bu Yaşayan bebiş kendine (Y) diye bi imza edinmiş. Bu benim aklıma “Yan oda” kampanyasını anımsattı. Çok güldüm. Vay yan oda vayyy!!! Yerim seni… Yok yani yemiceem sadece bi sevme terimi bu, yanlış filan anlamasın bebiş.

Gold lion’s gonna tell me where the light is,
Gold lion’s gonna tell me where the light is,
Take our hands out of control,
Take our hands …out of control

Now, tell me what you saw,
Tell me what you saw,
There was a crowd of seeds,
Inside, outside,
I must have done a dozen each

**

Ooov… Bugünkü Big Bang Theory hiper süperdi. Yani 40.bölüm. Keşke bi yerlerde olsa da sizinle paylaşabilseydim. Epey zamandır bu kadar dipten ve şiddetli ve uzun gülmemiştim. İyi ki varlar, emeği geçen herkese (türkçe bilmedikleri için görmeyecek ya da duymayacak sanıyosanız, bazingaaaa!) teşekkür ediyorum.

En Genel Durum Enerjisi

Günaydın frekanslarımmmm, iyi bir pazar olsun. Her frekanstan insanla (hatta varlıkla) karşılaşma imkanınız var ancak onlardan sadece sizin frekansınıza uygun olanlarla anlamlı (iyi/kötü farketmez) bi İLİŞKİ sürdürebilirsiniz. Buna şöyle bi örnek vereyim; rüyanızda tanımadığınız insanlar ya da varlıklar görürsünüz ancak o kişileri bi daha başka rüyada görmeniz hele her rüyanızda görmeniz mümkün olmaz. Ancak frekansınız aynıysa onlarla yeniden karşılaşabilirsiniz. Ve bu doğal şartları değiştirmek için enerjinizi boşa tüketmeyin. Önünüzde almanız gereken bi çok karar var ve bunun için enerjiye ihtiyacınız var. Sevgilerim ve selamlarım, en derin saygılarımla sizlere ulaşsın.sa

**

En Genel Durum Enerjisi
Doç. Dr. Haluk Berkmen
Örgü-alan ile ilgili ulastıgımız sonuçları topluca özetlemekte yarar var
kanısındayım. Çünkü bundan sonrası biraz daha derin konular içeriyor. Örgü alan
her yöne dogru yayılan bir yapı olup dügüm noktalarından olusur. Nesneler bu
örgü alanın içinde degildirler. Onlar örgü alanın kendisidirler. Yani, örgü-alan
belli bir bölgede sıkısıp dügümlerin yogunlugu arttıgında “nesne” olusur. Nesne
bir dalga paketidir. Tek bir dalga degildir. Dolayısıyla her nesne, en küçükten en
büyüge kadar, dalgasal bir sistemdir.
Burada “dalga paketi” ile “sistem” sözcüklerini aynı anlamda kullanıyorum. Yani,
tek parçacık fikrinden vazgeçip “dügümlerden olusmus bir sistem” kavramına
geçmek gerektigi görüsündeyim. Her dügümler küçük yaylar gibi titresir. Eger
örgü-alanın düzgün bir bölgesinde isek o bölgeye “bosluk” veya “vakum”
demekteyiz. Ancak bosluk veya vakum denilen bölge dahi enerjiden yoksun
degildir. Çünkü her titresen dügüm noktası enerji içermektedir.
Titresen yayların enerjilerine “potansiyel enerji” veya “durum enerjisi”
diyoruz. Yaylar (dügümler) vakum bölgesinde küçük titresimler yaparlar. Bu
bakımdan vakum titresimleri hiçbir sekilde sıfıra esit olamazlar. Bu titresimler
dogal olarak karmasa yaratırlar. Karmasanın olusması için gerekli dıs etki Takyon
evrenden gelir. Karmasa olustugunda dügümlerde yerel olarak bir miktar
yogunluk artısı belirir. Bu yogunluk artısı iki farklı durum ile sonuçlanabilir.
Bu iki farklı durumdan biri yogunlugun dagılması ve dügümlerin eski hallerine
dönerek tekrar zayıf titresim hareketlerine devam etmeleri ile sonuçlanır. Bu
sonuç, simetrinin geri gelmesi olarak da tanımlanabilir. Çünkü vakum durumunda
tam bir simetri vardır. Her titresen küçük yay diger her yay ile aynıdır ve bu
bakımdan birbirlerinden ayırt edilemezler.
3kinci durum yogunlugun artarak çogalması ve yayların daha çok gerilmeleri
sonucu durum enerjisinin yerel olarak birikmesi durumudur. Böylece belli bir
örgü-alan bölgesi vakumdan farklı bir yapıya ulasır. Eger bu yapı dagılmayıp
varlıgını sürdürürse o bölgede “parçacık” adını verdigimiz belirgin bir dalga paketi
meydana gelir. Bu yeni durumda artık simetri aniden kırılmıstır.
Simetri kırılımını alttaki sekilde görmekteyiz. Sapkanın tepesinde oturan küçük
adam kararsız denge durumundadır. Oradan herhangi bir yönde asagı dogru
kayabilir. Bulundugu noktada her yön esit oldugundan tam bir simetri söz
konusudur. Hangi yana baksa aynı görüntü ile karsılasacaktır. Tepeden kayıp
sapkanın alt bölümün geldiginde ,se simetri kırılmıs olur. Çünkü sapkanın alt

kısmında etrafına baktıgında ardında tepe gibi yükselen bir bölge görecek, aynıtepeyi karsısında görmeyecektir.
Bu durum Harmonik Osilatörün enerji seviyelerine benzer (Bkz. 28-Kritik
Noktada Dönüsüm). Tepedeki küçük adamın potansiyel enerjisi alttaki küçük
adam dan fazladır. Alttaki adam taban enerjisine ulasmıs olsa da hâla kendi
yerinde hareket etme yetisini korumaktadır. Bu durum bir yayın titresimine
benzer. Her parçacık bir “yay sistemi” oldugundan küçük yay enerjilerinin toplamı
da parçacıgın enerjisini olusturur.

http://www.halukberkmen.net/pdf/81.pdf

İnanç-Ritüel-Bilme

İnanç, bilme haline geçmek için yakıcı bir istektir bence. Fakat biliyoruz ki; insanların çoğu istekleri olmuyor! Sebebini geçen gün yine buralarda bir yorumda belirtmiştim. Niyetli ağ bağlantısında bu isteği nötr kılan başka bir istek ya da niyet var ise, ritüel filan kar etmez diyebilirim.
Ritüellerin hem iyi hem de ters etkileri var her şeyde olduğu gibi. İyi tarafı, insanı belli bir niyete doğru sürükleyici ve disiplin verici etkisi. Ters etkisi ise, ritüeli yapan, “bilme haline” ulaşamadıkça onda farkında olmadığı hoşnutsuzluk ve aldatılmışlık etkisi yaratmasıdır. Böylece kişinin ritüel için harcadığı enerji karşılıksız gibi göründüğünden kişi de bu boşluğu dolduracak başka duygular uyanır; örneğiin kişi ritüeli yaptığı için kendini kıymetli ve ayrıcalıklı hissetmeye başlar ve bu da onun ritüel uygulamayan insanları yargılama, onları kendinden aşağı görme olarak ortaya çıkabilir.
Oysa ritüel sadece bi araçtir. Bu unutulur gider!

**

Bir insanı dalga gibi düşünsek, onun enerjiyi bi yere doğru taşıyan titreşim olduğunu varsayabiliriz. Onu harekete geçiren bir dış etken olmadığında aslında o yok. O halde insan dalgasını oluşturan (sinek, rüzgar, yer sarsıntısı) dokunuşların aslı nelerdir?

te: O dokunuslarin asli sevgidir….

sa: bu sonuca hangi yollardan geçerek vardın? Malum varış yerinden ziyade yolda gördüklerin önemlidir 🙂

te: Insan duyu organlari haricinde baska bir “duyu” organi vardir, o da kendisinin kabul edilip edilmedigini sezinlemek. Kimse kendisinin kabul edildigini anlarsa bir “orkestrada” yanlis tonlar cikartmaz.

sa: İşte o bi tek farkediş, BİR’in ama hiçin VAR olduğuna ikna olmasını sağlar, çok çok önemlidir dostum

te: Cok ilginc bisey fark ettim: insan bir BIR olmak icin cabaiyor, tam oldugunu zannettigi zaman aslinda bir HIC oldugunu anliyor…

sa:Bir, iki olmadan hiçtir de ondan! O sebeple ne istediğinize dikkat edin diye yazıp duruyorum 🙂

te: Insan kendine dönmesi icin bir “dünya turu” yapmasi gerekiyor galiba :-)))

sa: Evet spiralin bi turu!

**

Tanrı bizi cezalandırmak zorunda değil dostum, biz bunu gayet iyi beceriyoruz. (La Mission filminden)

Aniden liseye giden oğlunun gay olduğunu öğrenen bi kızılderili baba, yakın ve bıçkın dostları, bebek gibi bakılmış eski arabalar, güzelleşen komşuluklar, bi tamirhane ve çıkan çevre gürültüleri, çok acı çekmiş bir kadının şiddeti reddedişi! Bütün bunların üstüne oğlunu tek başına büyütmüş olan bu babanın adı Che! Güzel filmdi, yerli yersiz ağladıklarımdan.