Heterarşi düzendir

“Biyoloji’nin eski paradigması ekosistemde denge ve evrimde ‘şans ve gerekliliğin’ rolü üzerinde yoğunlaşmıştır. Yeni paradigma da ise, evrim ve hayatta kalma etkileşim halindeki bir çeşitlilik, devinim, uyum, açıklık ve sürekliliğin bir fonksiyonudur. Ekosistemler karmaşık bir karşılıklı nedensellik yoluyla evrimleşirler” (Schwarts ve Ogilvy, 1979, s. 42)

Modern toplumun birçok alanını kesitleyen ve dünyayı yeni bir gözlükle anlamamız gerektiğini savlayan pozitivizm ötesi ve akılcılık ötesi paradigmalar (aynı ölçüde de modern ötesi, yapısalcı ötesi, endüstriyel ötesi, kapitalizm ötesi, görgücülük ötesi paradigmalar) aşağıdaki nitelikleri gösterir (Schwarts ve Ogilvy, 1979):

1. Gerçek karmaşıktır. Değişkenlik, çeşitlilik ve karşılıklı etkileşim bütün sistem ve olguların doğal özelliğidir…”her sistem kendine özgü özellikler geliştirir” (Lincoln, 1989, s. 69).

2. Heterarşi düzendir. Sistemler, hiyerarşik ve piramitsel değil, aksine önceden kestirilemez karşılıklı sınırlılık, etkileşim ve hareketlerle belirlenen heterarşik düzenlerdir.

3. Evren holografiktir. Evren, bileşenlerinin ayrıştırılıp tekrar tersi bir süreçle yerlerine yerleştirildiği şeklinde mekanik bir biçimde anlaşılamaz. Herşey birbiri ile ilintilidir, her parça bütünün bilgisini taşır.

4. Gelecek ve yön belirsizdir. Olasılıklar bilinebilir, ancak kesin sonuçlar kestirilemez; “…geleceğin muğlaklığı doğanın koşuludur” (Lincoln, 1989, s. 71).

5. Ilişkiler doğrusal (lineer) değildir ve karşılıklı nedensellik vardır. A B’ye neden olmak yerine belki A ve B karşılıklı etkileşerek birlikte evrimleşir ve değişirler.

6. Değişim morfogenetiktir. Düzen düzensizlikten doğabilir. Sistemler, niceliksel olmaktan ziyade niteliksel değişime yol açacak şekilde çeşitli, açık, karmaşık, karşılıklı nedensel ve belirsizdir (Lincoln, 1989, s. 71).

7. Gözlemci belli bir perspektife sahip katılımcıdır. Gözlemci gözlenenden soyutlamış ve mesafeli değildir. Nesnellik diye birşey yoktur, fakat perspektif vardır. “Perspektif belli bir açı ve mesafeden bir görüş demektir. Nereden baktığımız ne gördüğümüzü de etkiler. Tek başına hiç bir disiplin bütüncül bir resim veremez. Resmin bütünü çoklu perspektifler yoluyla elde edilen bir imgedir” (Lincoln, 1989, s. 72).

Pozitivizm ötesi ve akılcılık ötesi projeler tek bir “Doğru’nun” olmadığını iddia eder. Dahası, “büyük söylemler, büyük kuramlar ve tek “Dogru’ya” dayalı egemenci perspektif yerini özne merkezli çoğulcu bir yönelime terketmektedir” (Tierney ve Rhoads, 1993, s. 312). Benzer şekilde, modernist tez tarafından kutsanan hiyerarşik, tekli toplumsal düzen modernizm ötesi proje tarafından reddedilmektedir. Şöyle ki, “toplumlar belli inanç ve değerlerin egemenliği etrafında düzenlenmiş sistemler değildir, farklılık ve zıtlıklar daha belirleyicidir” (Tierney ve Rhoads, 1993, s. 312). Epitemoloji anlamında, pozitivist, akılcı ve modernist görüşler bilginin keşfedildiği ve ortaya çıkarıldığını öngören “esasici” (essentialist) bir bilgi tanımını savunurken, pozitivizm ötesi ve akılcılık ötesi paradigmalar bilginin keşfedilmek yerine yorumlandığını, ortaya çıkarılmak yerine oluşturulduğunu (constructed) varsayar (Tierney ve Rhoads, 1993, s. 313).

Yükselen paradigma bilimin nesnel bilgi üretme süreci olmadığını, bilimsel sürecin dünyanın göreliliğini temel alan bir süreç olduğunu vurgular. Sosyal olgular, sosyal davranışı belirleyen genellenebilir yasalar türetmek yoluyla değil, bir durumun kendine özgü boyutlarının ayrıştırılması ile anlaşılabilir. “Bilimin bir amacı olarak açıklama, üzerinde çalışma yapılan olgunun kendisi, ve durumlar arasında benzerlikler ve farklılıkların anlaşılması ile sınırlıdır. Ölçme ve araştırma desenleri sistematik analizi amaçlarken genellemelerle ilgilenmek yerine bir olayın daha iyi anlaşılmasını sağlamakla yetinir. “Sonuçları genelleyebilmek için, yükselen paradigmanın ilkeleri ile çalışan bir araştırmacı katı kurallar kullanmaksızın durumdam duruma geçer” (Putnam, 1983, s. 41).

Pozİtİvİsm Ötesİ Paradİgmatİk DönüŞüm ve EĞİtİm Yönetİmİnde Kuram ve Uygulamada Yenİ YaklaŞimlar

Dr. Hasan Şimşek

Orta Doğu Teknik Üniversitesi

Evlilik Kurumu

Yeni enerjide, ilişkilere bakış açısı değişecektir. Siz bir başkasını, evlilik kurumuyla bağlamak ihtiyacını hissetmeyeceksiniz. Birbirinizle, eski kontratlar olmadan, mutlu bir şekilde yaşayabileceksiniz. Ya da, mutlu bir şekilde kendi başınıza yaşamayı seçebilirsiniz. Bütün olmak için başka bir kişiye gereksinim duymayacaksınız. Ayrıca mutlu bir şekilde gruplar halinde birlikte yaşayıp da bireyselliğini kaybetmeyecek kişiler de olacaktır.(T)

Ne dersiniz???

  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü ne güzel olur derim 🙂

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Cinsellik ve üreme fonksiyonları ne olacak acaba? kaldırıldımı?
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Tamamen böyle düşünüyorum. Eski den yeniye geçmek, önceki kural,kanun, sözleşmeleri kötü oldukları için değil artık mevcut işlevlerine gerek kalmadığı için fesh edebilme dirayeti gösterelim.

    Turan Erdal Toplumsal hayatın evlilik kuralları üzerine kurulduğu kanısındayım. Belki de ilk sahiplenme evlilikle olmustur ve ondan sonra gelen kıskançlık ve koruma dürtüsü….

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü ‎”Cinsellik ve üreme fonksiyonları ne olacak acaba? kaldırıldımı?” derken bunu evlilik kurumuyla bağıntısı açısından mı, yoksa biyolijik değişim olup olmadığı açısından mı soruyorsun?

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Evlilik kurumuyla bağlantısı açısından tabii..

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Eril ve dişi birbirini tamamlamaya devam edecek . Dualiteyi aşmanın tek çaresi bu . Birliği yakalamak için birbirini yine takip edecek . Bana göre yapılması gereken sağlam bir bilinçaltı temziliğidir . Dengeye gelmiş temiz, sevgi odaklı biribririni tamamlama arzulu ( duygusal açlıklardan arınmış ) samimi birliktelikler olacaktır . Fiziksel , duygusal ,entellektüel ve ruhsala doğru uzayan ve her bedende kavuşan ve bir olan samimi çift sayısı artacaktır . Şu anki hal çok sancılı . Hem kadın hem erkek için . Çünki sadece fiziksel kavuşmaların ömrüde bir yere kadar .

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü zihin temelinden uzaklaşma olacaktır.Bunun için ben de sağlam bilinçaltı temizliğine gerek olduğunu düşünüyorum.Bu tamamlamanın tanımının da değişeceğini sanıyorum.Eksiğim temeli zihinden geliyor.

    Sibel Atasoy Bir çocuğun büyütme sorumluluğunun onu doğuranda olduğu ile ilgili toplumsal anlayış değişmemişse, kadınlar çocuğun babasını nikah ya da urgan gibi bişeyle bağlamaya devam edecektir. Fakat topluluk kendi çocuklarını sevme gözetme ve büyütme sorumluluğunu gönül birliği ile üstüne aldıysa artık köle edici urganlara gerek kalmaz.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Bir çocuğu büyütme sorumluluğunun doğuranda demişsiniz Sibel hanım.Bu bir önkabul.Erkek evlatlar için babanın rol modeli çok önemlidir.Böyle bir sorumluluğu doğa da kabul etmez,zira eşeyli ürüyoruz.Topluluk dediğiniz insanlar tehlike ve kıtlık durumunda bildiğimiz akılsız hayvanlar gibi hareket ettiği için içgüdüsel olarak kendi sülbünden olanları koruyup kollayacaktır.Evlilik kurumu ile ilgili aldığımız zedeler bize bunun köle edici urganlar olduğunu düşündürüyor olabilirmi?

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Benim dediğime katılmışsınız, insan bilinci ve buna bağlı kitle bilinci gerçek dönüşüm geçirmedikçe bu harika kurum devam edecek demekir. Benim gözlemlerim evlilik konusunda her iki yönden (karı ve koca) ve çocuklar açısından büyük sorunları beraberinde taşıdığı yolunda. Danışanlarım, internet, Tv gibi tüm dışa vuranları dinleyip gözlemlediğimde pek çok dert ve hastalığın kaynağı olduğunu fark ettim. Buna katılmıyor olabilirsiniz, belki ben de şahane örneklerle karşılaşıp gözlemlerim sonucu çıkarımlarımı derhal değiştirme imkanı bulurum. Kimbilir? Her an her şey değişebilir 🙂

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü İnsanları evlilik kurumunda da sorunlara sürükleyen şey kıyas etmelerinden kaynaklanıyor diye düşünüyorum.Daha iyisi,daha güzeli eldeki malzeme ile illişki ile helva yapmaya niyeti olacak insanın önce 🙂

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Alt başlıktaki konu nasıl da buraya bağlanıverdi birden 🙂 yeni dünya Kendiliği bulmayı gereksiniyor. Kendilik ise açıkça eril ve dişil yanların tam ve eksiksiz olarak her insanda aktif hale geçişiyle başlayan bir süreç. Kendilik devreye girdiğinde, dış unsurlara ihtiyaçtan değil gerçek ilgi ve sevinçten yakınlaşırsınız.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Ben evliliğin harika bir kurum olduğunu hiç düşünmedim hala da düşünmüyorum.Aile baskısı nedeniyle evlendim,onlardan gizlide boşandım.Çiftler birlikte gelişip büyümüyor,biri durunca diğeri gerilemeye başlıyor.Gelişimleri izlemek,araştırmak gibi karşı konulmaz bir dürtüye sahibim.Bir örnekleme yapmak gerekirse:15 yaşımızda giydiğimiz bir giysiyi 35 yaşına dek giymeye çalışmak gibi bir şey evlilik bana göre.değişen moda,alınan kilo vs.Değişmeye direç.insan evrilir ve ikisi bunu yapazsa ki çoğunlukla olmuyor,boşanma kaçınılmaz hatta kavga gürültü yaşananlara tamamen saygıszılık anlamında bii dolu tartışmalar.Elbette varsa çocuklara olumsuz yansımalar.Eşler ya da biri çocuklara tüm öfkesini yükleyip taraf olmaya zorlaması..bu uzar gider.Hep söylerim ve söylemeye devam edeceğim evlilik insan doğasına ters!

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Sizce 🙂

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü benim gördüğüm kadarıyla: bi evlenen pişman bi de evlenmeyen. Bunun ortasındakiler memnun :)))

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü anlamadım ‘sizce’ derken?
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Tercihler yapıyor bunun arkasında duramıyoruz bazen,sonra da kendimizce aklmıza yatan bahaneler üretip duruyoruz.Zorla evlendirilme bunun dışında tabii ama..Benimle büyümüyor diye ayrıldığımız adamdan veya kadından daha büyümüşümü var dışarıda? yoksa biz özgürlüğümüze evliliğimi kurban ediyoruz bilemiyorum.Herkes tercihlerinin bedelini ödediğine göre sorun yok denilebilir ama bir de morfik alana bıraktığımız zehirli atıklar var evlilik konusunda negatif kayıtlar.Onun için sizce/ bence demiştim… Bireysel bir tecrübe olarak sınırlanması çevreye duyarlı toplum..

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Evlilik insan doğasına ters diyen benim,bunun için çok geçerli sebeplerim var.Hayatımı en baştan anlatmak olmayacağına göre:) Bu yaşama neredn geldiğimi biliyorum,bu dünya eski dünya ve artık biliyorum benim gibi olanlar çokca var.Kendini hatırlarken toplumsal bilinci değişimi de ugratıyor buna ihtiyaç var ki bu gerçeleşiyor.Cinsellil yoğun bir kasılmadan ibaret değil.Birlikte gelişen bir çiftin yaşayacağı cinsellik olağan üstü enerji yayar.Bir evin elektirik sistemi gibi düşünün,tek bir düğmeyle tüm evi daha sonra mahalleyi vs. aydınlatır.Oysa uygun olmayanlarla yaşanan cinsellik karanlığa mahkum olur.Baş ağrısı yorgunluk vs. bahnelere sıgınılır.Bir yaşam böyle tüketilir işte!!!

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Birlikte gelişmek sevgi anlamına geliyor olabilirmi?

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü sevgiden ne anladığımıza bağlı.çok yoğun bir kabul ki buna saygı diyoruz.dünya zamanımızda kadın/erkek atasoyunu izlemek ve çoğunlukla bir kaç adım sonrasında duraklamaya başlıyor. Doğduk,iş ev,eş,çocuk sahibi olduk eh yeter! diyerek durağanlığa geçiyor.Huzursuzluklar başlayınca ki bu da durağanlığın olmaması gerektiğinin bir işareti..zorbalıklar devreye giriyor. Kör dövüş, karma çarkına geri dönüş yani:)

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Üzüldüm sevgisizliğe 🙂
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü eksik yazmışım üzülmeyin..bencilce olan sevgi başka bişey,sevgiden doğan yoğun bir kabulle oluşan saygı başka bişey.

Kadınlar neyin peşindeler?

Kadınlar neyin peşindeler? Gerçekten?
Eski biçilmiş roller hızla siliniyor, sanki bi merci tarafından yutuluyor veeeee bu boşluğa ne doluyor? Bi fikriniz var mı?
Sanırım artık insanları iki cinse bölmek de zorlaşıyor. Böylece toptan ve en sade şekliyle sadece insan diyebileceğiz herhalde.
“Sadece insan”ların eski tarz ilişkiler kurup sürdürmesi beklenemeyeceğine göre, her bişeyi yeniden inşa etmek gerekecek. Daha doğrusu o kendiliğinden inşa oluyor da bizler; özellikle gözlemci konumunda olan yazarlar, şairler, ressamlar, kurgucular yeni oluşumun ilk ipuçlarını bilerek ya da bilmeyerek ele geçirmeye başlayanlar, onları izlemek lazım.
“Nereye gidiyoruz zaman erirken dondurma tadında” demiştim, hakikaten de öyle bi andayız galiba.

Daha geçenlerde ilişkiler konusundabi dizi yazı yazdım, tabi bunun için araştırdım ve gözlemledim. Belki şimdi oturup üzerinde biraz düşünmeliyim.
Aman canım düşünme yaşa işte diyenler de vardır (içimden bi ses diyor örneğin) velakin bir yönüm de izlemeye ve tahmin yapmaya bayılıyor işte, ne yapabilirim ki! 🙂

Zeynep A: günaydın..cama gelen kumrum 3 gündür yavuklusunu getiriyordu bu gün yerleşemeye karar verdiler.. :))) bence göz-le mek tahminlerden çook daha zevkli ve öğretici..çünkü içinde g-öz-lemek var,yani öz var…

Sibel A: günaydın. İzlemek-gözlemek aynı niyetle kullanılıyor. Bi de çıkarsamak var. Peki kumrular ile gözlemlediğin şey neydi?

Zeynep A:onu görüşünce anlatırım..hayvanlar kadar olamıyormuyuz detirtecek kadar muhteşemdi.. izlemek daha önce bir iz varda izleniyor hissi veriyor..gözlemek tamamen tarafsızlık hissi veriyor bana..

Sibel Atasoy Kelimeler herkesin içine bi aracı tarafından yerleştirilir ve kelimenin içeriği aracıdan muaf olamaz. Bu sebeple herkes aynı kelimeden başka şey anlar. Normaldir. Ben de gözlemek kelimesini çok severim ve hemen tüm eski yazılarımda detaylı olarak yer almıştır. Velakin bu keliime tek duyu organını göz’ü esas alan batı tarzı bi algıyı çağrıştırmaktayken, izlemek, bildiğimiz ve bilmediğimiz tüm duyu organlarımızla iz sürmeyi çağrıştırıyor artık bana 🙂  Sana “Hayvanlar kadar olamıyor muyuz” hissini veren bir işlem oldu içinde, o işleme ne ismi verirsin?

Zeynep A: enteresan..izlemek bana daha önce kurugusu olan bir şeyi izlemek gibi film tyatro tv vs gibi geliyor onlarıda izlemeyei sevmediğimi bilirsin..kuşlar içinde içimden tanımlama isteği gelmiyor..

Sibel Atasoy hayvanlar gibi olamıyoruz diyerek, insanları tanımladın ama?

Zeynep A: sanki isim onu tanımlıycak ve büyü kaçacak gibi his..kesinlikle isimlendirme isteğim yok. ordaki tanımlama değil doğayla uyumları açısından onlar gibi değiliz..bir gözlem..

Sibel Atasoy Hangi açıdan onlar gibi değiliz?

Zeynep A: doğayla uyumlarının doğal sonucu bir birleriyle uyumlarıda muhteşem.. beşeri ilişkilerde onlar kadar olamıyoruz..Olamıyorduk

Sibel Atasoy Güzel bi tamamlama oldu, geçmiş zaman. Bravo 🙂 Yani kuşlar (doğal olan)ile insan (beşer olan) arasında bir kıyaslama yaptığını söyleyebilir miyiz?

Zeynep A: doğaya uyum açısından evet..

Sibel Atasoy Teşekkürler. Bu işleme kıyas yoluyla çıkarsama yapmak deniyor.

Zeynep A: sonra bu çıkarsamaya bakarak yakında zeyno antalya dağlarından ceyn gibi bağıracak dersek buda tahmin mi oluyor.. :)))) tahminler bana sıcak gelmemesi şu yüzden; sanki geleceği belirliyoruz ve gelecek geldiğinde gazı kaçmış gazoz gibi zaten biliyordum modunda coşkusuz yaşanıyor…

Sibel Atasoy ‎:) Tahminler,desteksiz atışlara benzemez. Onu kurgucular bile çok nadir yapar, her şey bi çıkarsamadır.

Zeynep A: sibel sabah sabah en romantik konuyu bile matamatik mantık problemine dönüştürmeyi nasıl beceriyorsun..bu sabah sana bir tutam duygu atasım geldi..puffffffffff… :)))))

Sibel Atasoy Hissettim 🙂 Sence benim açtığım konu romantik miydi? Biçok insan öyle bulmuyor olabilir hani.

Zeynep A: ilişkiler değilmi konu bana örümcek ağını andırıyor evlerin en sağlamı örümceğin evidir.. :)) sence romantik değil mi? bence çook romantik.kast ettiğim kadın erkek değil anne çocuk dost komşu fark etmez..ilişkideysek romantizim başlamış demektir..bir öykü yazıyoruz demektir..bir ağ örüyoruz demektir.. :)) bu yeterince romantik değiil mi?

Sibel Atasoy sen nasıl anlıyorsan öyledir, zaten itiraz etmedim. Yalnızca bi şeyin tek anlamı olmadığına, her insanın aynı şeyin başka yönüne çekilebileceğini hatırlatmak istedim.

Zeynep A: haklısın..akord olmak için arasıra kahvaltıda gözlükleri değiştirmek hayatı renklendiriyor..seninle kahvaltı etmeyi seviyorum.. muck.. :))

Heqi Tong insanları iki cinsten fazlasına ayırıyorlar artık…androjen kavramı bunun bir arayışı mıdır sizce Sibel Hanım?
Sibel Atasoy Androjeni hangi anlamda kullanıyorsunuz? İngilizcede anlamına: Erkeklik karakteri sağlayan (madde), testislerden veya adrenal korteksten salgılanan hormonlar” demişler
Heqi Tong Bu maddenin erkekte az ve kadında çok bulunduğu durumlardaki insanlara verilen ad şu sıra…Tabii dikkati, kişilerin kendi fiziki kimliklerini artık kadın yada erkek olarak değil androjen olarak sunmasına çekmek istiyordum.
Sibel A: Anlıyorum. Bu durumda siz de ikiden fazla çeşide dönüşen insanı onaylıyorsunuz. Peki bu çeşitlerin hepsini teker teker bulup isim koyup özneleştirecek miyiz? Yoksa madem çoğaldı hepsine insan deyip geçelim mi diyeceğiz?
Heqi Tong Bana kalırsa, binde bir olsa,biner biner bir olsa insan yine sadece insan…Fakat tabi ki egonun kendi kimlik arayışı da doğal döngünün bir parçası…sanırım her parçasına bu “puzzle”n bir kod veriyoruz (özneleştiriyoruz) ki bütün resmi oluşturabilelim…
Sibel Atasoy Evet şimdiye kadar öyle yapmıştık. Bu aynen böyle devam edeceğiz anlamına mı geliyor? Her insana bir “isim” vermiyor muyuz zaten doğduğunda? Bu durumda insan ile kişinin ismi arasında sınırsız sayıda basamak ve seçenek bırakmış oluyoruz. Bi de bunu ara bölmelere ayırıp klase etmek gerekecek mi? Ve gerekecekse ne işe yarayacak?
Sibel B: sibelcim adaşım bu yazıyı ben de okuyabilir miyim? bugünlerde ben de ilişkiler üzerine master yapıyorum da
Sibel Atasoy Adaşım ben onu altı bölüm halinde yayımlamıştım sitemde, ancak bugün birleştirip, düşünüp kaşınıp tek bi yazı haline getirebilir miyim diye bakacaktım 🙂 Kolay gelsin bu arada. İlişkiler çok öneml, BEN’den BİZ’e geçmenin çağlar üstü bir sıçraması bence. Yani dalga yönümüze de parçacık yönümüz kadar değer vermeye başlıyoruz galiba
Heqi Tong Hayır , fakat daha fazla parçayı daha hızlı bir şekilde özneleştiriyoruz…Tek özneden ibaret olduğunu kavramaya doğru giderek hızlanan bir süreç…An meselesidir bahsettiğiniz gidişatın değişmesi fakat belki insan demeyi de bırakırız bir yerde…ne dersiniz, oraya doğru gidiyor olabilir miyiz?
Sibel Atasoy Sevgili Heqi, ilginç bi noktaya parmak basıyorsunuz, umarım orada bi süre kalabilirsiniz 🙂 İnsan demeyi bırakmak uzunca süredir duyduğum en ilginç öneri oldu. Biraz geliştirebilir misiniz?
-devam ediyor-

Her şey çift F arasında (ingilizcede); fact and fiction

İlişkiler-6

Yazının Öncesi için tıklayınız

Ben, kendi alt-benliklerimle (geçmişim ve geleceğim) olan ilişkilerimden, başkalarıyla olan ilişkilerimden ve en geniş anlamda tüm dünyayla olan ilişkilerimden oluşurum.
Ben, ben-im, kendime özgüyüm. Çünkü ben tamamıyla ilişkilerimin özgün bir deseniyim ve kendimi bu ilişkilerden ayıramam.
Kuantum benlik için ne bireysellik ne de ilişki önce gelir, bunların ikisi de eş zamanlı ve aynı “ağırlıkta” kuantum alt tabakasından doğarlar. Bireysellik ve onların ilişkileri söz konusu olduğunda; bu alt tabaka beyindeki bir Bose-Einstein yoğunluğudur. Danah Zohar

Bunu yazdığı yıllarda belki daha popüler olmadığı için holografik, integral gibi kelimeleri kullanmamış Sevgili Danah, ya da tercüme esnasında araya kaynamış, orjinalini okumadığım için bilemiyorum. Fakat yukardaki kısa paragrafı, Ken Wilber’in de dünyaya duyurduğu” ikinci düşünce katına” tırmanmanın ifadesi gibi görünüyor gözüme.

İlişkiler konumuza biraz da kuantumsal algılama taşıdık.

Kendimizle ilişki kuralım diye başlamıştık bu yazı dizisine, peki şimdi neredeyiz?

Kendisiyle ilişkiyi mükemmelen yürüten iki kişi, tamamlanmak için biraraya gelmez.  Sadece birbirleriyle birlikte olmak hoşlarına gittiği için, birbirlerini aynen oldukları gibi sevdikleri ve onların oluşlarını merak ettikleri için, birlikte sevinçli bir dans yaptıkları için biraraya gelirler, ya da bana öye geliyor şimdilik.

İlişkiler-5

Konunun öncesi için tıklayınız

“İster azizlere ya da tanrılara, isterse de gurulara ya da bilinmeyene olsun, her gün pek çok dua okunuyor. Ama okunan duaların pek çoğu şu şekilde çıkıyor “ Sevgili Tanrım, mutlu olmak istiyorum.” Sanki bu Tanrıya kalmış gibi. Sanki seni Tanrı mutlu edecekmiş gibi.  Bu ilginç.” diyor Adamus.

Evet ben de duyuyorum o duaları ve aynen öyle.
Halk arasında şöyle bir deyim var: “işin allaha kaldıysaaa…”
Hepimiz biliriz bunun anlamını, konu Allahla ilgili değil zaten.
Neyle ilgili?

Elvan E: İnsanlar nasıl mutlu olacaklarını bile bilmedikleri için, iyimser olasılıkla bu işi Allahın çözmesini bekliyorlar.Poğaça veya ekmek istiyorum yerine Mayalı hamur istiyorum demek gibi birşey:) bir yandan yemek tarifi okuıyorum da :))

Sibel Atasoy Mayalı hamuri stemek gibi mi gerçekten?

Hanife A: bence sorun şu: hepimiz “mutlu” olma konusunda şartlanmışız, programlanmışız.ama mutluluk denilen halin gerçek kaynağına dair bilgi saklı tutulmuş.bu nedenle 1 in devamı için yapay mutlulyk kaynakları inşa edilmiş.bizler de habire üstüne yeni gecekondular kondurmaktayız.. yukarlarda bi yerde buluna güce hiç bi zaman mutluluk dileğiyle yakarmamış biri olarak her zaman schopenhauer un sözünü kulağıma küpe ederim.( gerçek mutluluk acısızlıktır.)

Nilufer O: Ne/kim oldugunu bilmekle ilgili.

Elvan E: Çok sorduğum olmuştur insanlara:Mutlu olmak için neye ihtiyacın var? ve cevap yok..İhtiyaç duyulan daimi bir hal ise eğer geldiğini nasıl anlayacaksınız? Tümdengelim..E peki hadi birşeyler yapalım ” Ne olursa mutlu olursun” ve yine cevap yok…Tümevarım.Pazara çıktığınızda havuç satana sebze istiyorum demiyoruz.Havuç istiyorum diyoruz.O yüzden ya mutlu olmayı seçeceğiz her haliyle,dua ediyorsakta ne istediğimizi bileceğiz diye düşünüyorum. naçizane 🙂

Hanife A: tanrıya edilen dualar, söylenen sözler, sanıyorum ki, yüksek benliğimize seslenişler..biz aslında kendi kendimizle konuşuyor ve talep ediyoruz.elbette bu noktada sibel in yazılarında sıkça belirttiği arka plan yetileri önemli rol oynuyor.

Sibel Atasoy Oturduğun yerde karnım doysun diye dua etmiyorsun, pazara çıkıyorsun, bazen elinde bi liste var, bazen de o an ne istediğin konusunda serbest bırakmışsın kendini. Neticede bi pazarcının önünde duruyorsun, “abla ne vereyim sana?” diyor adamcağız. Dolmalık biber diyorsun hatta miktarını da söylüyorsun:)

Abdullah M: Dua beyindeki güçleri harekete geçiren bir mekanizmadır. Siz o domatescideki Allah isimlerine dua ettiğiniz gibi sizdeki ve onda esmalar rızkı size ulaştırıyor. Dua edenlerde beyinlerinde bu mekanizmayı kullanıyor ha kimi duasında ısrarcı d…eğil beyine ekilen tohum meyve vermeden kuruyup gidiyor. Ancak yakından gözlemişimdir sadece dua ederek hayatında mutluluk bulanlarda olduğunu. Her şey duadır. İstektir isteyiştir.”Duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var” demiş Allah.

Sibel Atasoy Ben de oyunların prensi istek’tir demişim eski yıllarda. Katkı için teşekkürler Abdullah bey.

Gülen D: Sadece kendim olabildiğimde mutlu olabiliyorum ya da o hissettiğim her ne ise, tepelerden gökten, dağlardan yıldızlardan,sessizlikten sessizce akıyor, o kadar yumuşak işte onu hissettiğinde veya yakaladığında artık dalga mı dersiniz , sihir… mi ,izin verdiğiniz oranda sizi çevreliyor , onunla beraber mutsuz olmak olanaksız zaten mutsuzluğun adını ve tanımını bile unutuyorsunuz;Ancak sadece kendiniz olduğunuz zamanlarda ve sürede bu mümkün.