Bağlantı Kuruldu!

Kitap ilerliyor. Zaten beni şok eden bir başlangıç yaptı ve ne olacak giderek meraktayım üstelik öyle eş-zamanlılıklar var ki akıl alacak gibi değil. Tam oturup bi bölüm yazıyorum, aşağı yukarı bin kelime kadar, yorulup bırakıyorum ve elime aldığım ilk şey, ilk konuşma ya da tv de herhangi bir programın ilk sahneleri nerdeyse benim yazdığım şeyler! Aman tanrım diyorum, ben bunu niye yazıyorum ki, oturup rahat rahat izleyeyim daha iyi. Nerdeyse yazmaktan vazgeçecek gibi oluyorum (duygu olarak, yoksa karar süreçlerim duygularıma bağlı değildir), sonra eşzamanlılığın doğasına yöneliyorum ve kahkaha atıyorum tabi, deli miyim neyim! Eskiden de olurdu böyle şeyler ama bunun için yıllar geçmesi gerekebilirdi… Tuhaf zamanlar bunlar…

Sen yazdığın için mi oluyor yoksa olacağını sezdiğin için mi yazdın fark etmez diyor Serge hocamız, olan şudur; bağlantı kuruldu!

Düşünmek, söylemek, yazmak, oynamak; yaratıcı imgelemin dört atlısı 🙂 ilk üçü kutuplandırır, dördüncüsü nötürler! Sen sağ ben selamet

*

Sorumlulugu % 100 almak; çok boyutlu bir işlemdir. sizin zaten sorumlulugu %100 alan bir bilinc bolümünüz var, biz onun adina hawaii’ce KANE diyoruz. Simdi sizin bu sorumlulugu almaniz demek LONOnuzun bu tarihi karari vermesidir ve fakat komiktir de bir yandan; cunku bu, şu an oldugunuz kisinin etki alanindan cikmaniz demektir, siz bi kere o rolden cikinca cevrede bi sürü eski rolunuzden insan gormeye baslarsiniz, acaip bilimkurgu bir haldir bu! Ve tabi o gördugunuz eski rollerinizi kullanmakta olan insanlara derin bir şefkat duymaniz da normaldir. 🙂

*

Hawaii bilgisinde tüm zamanlar aynı anda yaratılmıştır, sadece sonsuz bir şimdi vardır. Bu sebeple karma, reenkarnasyon gibi zamanın lineerliğini gerektiren inançlar -batıda bilindiği şekliyle- burada bulunmaz. Şimdi gücün bulunduğu yerdir, farkında olabildiğiniz her şeyi isteğinize göre düzenleyebilirsiniz. Aloha

Huna bilgisinde geçmişten gelen karma yükleri yoktur, iç rüyamızı oluşturan inançlar ve tavırlarımızdan oluşan milyonlarca minör enerji kalıbımız var ve bunlar gömülü sistemler mantığı ile sonsuza kadar çalışmak üzere (KU’muzun muhtelif bölümlerinde depolanmaktadır) programlanmış, şimdi bunlarda bir değişiklik yapılmadığında senin yani bilincinin bütün bu programcıklara onayın olduğu varsayılıyor. isterse dinozorlardan isterse marstan gelsin ve istersen sadece hayal kurmuş ol aralarında fark gözetmiyor, zaman ve özne bilmiyor, hepsi şu anda tıkır tıkır çalışıyor   Dolayısı ile bizde reenkarnasyon tam şu anda mevcuttur, hepimiz birbirimizin atıl yönlerini kullanan enkarnasyonlarıyız. Çok boyutluluğun vizyonunu yaşayanlar için izah gerekmez ancak bu olgunun yaşamayanların güncel kullanımına girmesi ancak çok keskin bir karar vermelerini ve sonra da makul bir süre bunu dikkatleriyle beslemelerini gerektirir.

Geleceğe duyulan Merak!

Kadınlar neden geleceği böylesine arzulu ve hırsla merak ederler?
Bunda önemli bi ipucu olabilir frekanslar. Nedir sizce cevap?

  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü garanti… güven duygusu… gelecek iyiyse, bugünden iyi hissedersin… bugünün iyi değilse geleceğinin iyi olmasını ümit edersin…
  • Turan Erdal Geleceği çoğu insan merak eder, çünkü belirsizlik stres yaratır. Geleceği bilmek ve onu kendi isteği yönünde etkilemek çoğu insanın istegidir.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü bence sadece kadınlar değil erkeklerde merak eder.Erkekler gelecekle ilgili kaygı duyarlar ve bu da bir çeşit merak,emin olamama,güvenlik arayışıdır.Gelecek geçmişin deneyimlerine dayanılarak endişeye dönüşür Bu da kimliklerle ilgilidir diye düşünüyorum.K.Ama safiyane tatlı bir meraksa zaten sezgilerle yanıtını barındırır.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü kadınların çocuk sahibi olma konusunda da erkeklere göre farklı bi tutumları var.geleceğe dair hırs ve arzularına bir işaret olarak görülebilir bu.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Gelecekte ne giyeceğini ayakkabısını çantasını hazırlamak ister :))) tedbir yanii

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Ben falcı kuyruğunda bekleyen erkeğerastlamadım. Ayrıca uygulamalarımda konu uysun ya da uymasın, sadece kadınlar bu uygulamanın geleceği haber verip vermeyeceği ile ilgileniyorlar. Tuhaf ama gerçek budur. Kaçınmaya gerek yok. Halının altına süpürdüklerin çok geçmeden açığa çıkar. Sebeplerinin üstüne gitmeliyiz.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü her fırsatta fal baktıran medyuma giden çok erkek gördüm..KUyrukta gözükmek işlerine gelmez sadece:))

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Sağ beyin farkı , bence kadınlar sağ beyinlerini daha fazla kullanırlar . Kadın duygusal bir varlık hem kendinde hemde erkektede duygu yaratabilen bir organizma . Hem başlatıyor hemde çoğaltıyor . hayal kurma , tasarlama konusunda yaratılış itibariyle daha yetkin . Bilerek veya bilmeyerek tasarladığı , hayal ettiği şeyi merak etmesi kadar normal başka birşey olamaz .

    Sibel Atasoy Kurgusunun gerçeğe dönüşüp dönüşmeyeceğini merak ediyor diyorsun, mantığa uygun doğrusu. O halde kadınlar kurguların gerçekleşmeye mecbur olduğundan emin olsunlar böylece geleceği bu denli kovalamaya gerekleri kalmaz. Şu anda oturup halı örer gibi kurgular ya da geri söküverirler 🙂

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Kurgulamak pasif -dişil bir iş. Hareket olmadan , hamle olmadan olmaz. Eril bir etki lazım . Oyuna bir ortak lazım . Oyun kurmak yetmez oyuncular lazım . Tek başına olmaz . Tek başına yapamaz .

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Çok doğru bir tespit ancak eski dünyanın kuralları bunlar. Çünkü yeni dünya Kendiliği bulmayı gereksiniyor. Kendilik ise açıkça eril ve dişil yanların tam ve eksiksiz olarak her insanda aktif hale geçişiyle başlayan bir süreç. Kendilik devreye girdiğinde, dış unsurlara ihtiyaçtan değil gerçek ilgi ve sevinçten yakınlaşırsınız.

Parçalamak ne için?

Ama bir anlamda Atlantis zamanında, hepimiz biraz saf ve deneyimsiz olarak, hepimiz Ruhun çocukları olarak oynadığımız o büyük oyunu oynarken dedik ki, “Hadi şunu alıp havaya uçuralım.” Çocukken bunu yapmadınız mı? Küçük kamyonlarınızı ve oyuncaklarınızı alıp parçalamadınız mı? Bu çok eğlenceliydi! Bu inanılmazdı! Bum – parçala! Ve ne oldu? Eh, o zaman daha büyük ve daha güzel bir oyuncak geldi. Oynayacak daha büyük bir oyununuz oldu.

Diyor Tobias (tıklayınız)… Bilim de hep parçalıyor, Felsefe de. Sebep ne peki?

Sebep bileşenleri tanımak, daha da sadeleştirirsek; MERAK!

Peki tüm parçalamalar merak saiki ile mi? Değil galiba, yok etmek amacı ile kızgınlık ve nefretle de parçalarız bazen. O halde parçalamakta niyet önemli galiba?

Peki “Kızgınlıkla” yok etmek isteyen neden kızmış olabilir?

**

Özgürlük nedir biliyo musun (bu yaşa geldim, öğrendiğim ve hala bu fikirde olduğum şey); bi seçim yaptığında seçmediğini kesin biçimde öldürmektir. Eğer seçmediğin olasılık hala aklında kalırsa, tüm hücrelerini gizli gizli değil alanen zehirler ve hızla ölüm yolcusu olursun.

not: Kesin biçimde öldürmek ise yakmak ile mümkün gibi görünüyor. Hani denir ya “gemileri yaktım”! Yani geri dönüş ümidini ortadan kaldırdım anlamındadır bu.

**

İnziva sedece geçici bir süre için sessizlik ve doğanın natural (artı eksi yük taşımayan doğallığı) ile arınmak, bi banyo yapmak gibidir. Hiç bi şekilde bilinci geliştirme potansiyeline sahip değil.

Özgür iradenin kısıtlılığını kabul etmiyorum. Külli irade denen şey, her an her nefeste seninle birliktedir, oysa insan kendi tarihi bilgilerini esas almaya çalışıyor, her an her nefeste güncelleme yapılabileceğini unutuyor ve bu durumda onunkine kısıtlı irade değil, kendi önceki bireysel çabalarına fazla bağlılık gösteren bi düşkünlük diyebilirim. Yani kısıtlılığı yaratan bizatihi o insanın kendi ise, cüzi ya da külli irade diye bi ayrımdan bahsetmek anlamsız değil mi?

Örneğin gençliğimde, çok büyük bir şirketin genel müdürü bana şöyle demişti: “Muhasebenin bana verdiği tarihi bilgiler benim bu şirketi iyi yönetebilecek kararları almama yeterli olmuyor. Bana öyle bir yöntem bul ki, her an şimdi ve geleceğe yönelik daha isabetli kararlar alabileyim” ve bulduğum yöntemi uygulama konusunda nerdeyse açık çek vermişti 🙂 Yukardaki tesbitime ne kadar uyumlu olduğunu şu anda hatırladığım için bu anıyı paylaştım..

**

Teslimiyet demek, insanın kendisi hakkındaki tüm endişe ve hesaplarını terk etmesi demektir. O uğraşarak gerçekleştirilemez, kendi gerçek doğanızı idrak ettiğinizde kendiliğinden olur. Sözlü teslimiyet, hatta ona duygu da eşlik ettiğinde bile pek az değer taşır ve bir gerilim altında yıkılıverir. En fazla o bir özlemi gösterir, fiili bi gerçeği değil. (Maharaj)

**

Teslimiyetin aslında özgürlüğe ulaştırdığını tatmış olanlar bilir. Halbuki bu iki kelime ne kadar da birbirine zıt görünüyor değil mi? Yıllar önce bunun bir vizyonunu görmüştüm, çok etkilenmiştim ama nerdeyse sekiz yıl sonra ancak ne anlama geldiğine aydım.

**

Oyunun mükemmel maddesi ve manası, insanın bilerek ya da bilmeyerek ilgisiyle şekil alır ve sonsuzca sürebilir.(BKÖ)

Kadınlar neden kendileri olamazlar?
Kendileri olabilecek denli küçük değiller bence. X kromozomu geçe geçe tüm dünya tarihini içeriyorlar ve bunu bilmek de olası değil. Bir zaman bi şiirde galiba, hala bir havva bir de adem olduğunu iddia etmiştim 🙂
Gelelim işin oyun kısmına, siz eğer oyunun kurgusunu bilirseniz o oyunu oynamaktan zevk alır mısınız?
Hatta işi en basitine bir kadına ve bir erkeğe indirgeyelim yine; bir erkek neden deliler gibi aşık olup, zarla zorla birlikte olmayı başardığı kadını kısa süre sonra ikinci plana (ya da daha gerilere) atar? Bu çocuk doğasıdır işte, oyuncak tapılacak kadar istenir ilk aşamada ama ertesi gün modası geçer. Merak arzusu tatmin olur o obje için 🙂 Böylece başka objeler peşine düşer ve oyun da böylece sürüp gitmeyi başarır.
Oyunun dişi kısmı, keşfedildikçe yeni bölümler doğurur, böylece yine nerdeyse ilk hali gibi bilinmeyen kalmayı başarır.

Bilmek isteyen!

“Bilmek isteyen” ve “Teslim olmak isteyen” yönlerimiz her an iş başında ve her an kavga halindeler. İkili büyüme spiralinin gereği galiba bunlar. Bilmek isteyen yanımızı harekete geçiren “şüphe” dir. Bu sebeple din ve türevleri onu şeytan ilan ettiler. Peki şüphe dışında bir başka tetikleyicisi yok mudur “Bilmek isteyenin”?

Sorum baki kalsın, bir tali yola gireyim; spiralin bu iki yönü, eril ve dişil olarak bilinir. Teslim olmak isteyen dişil yöndür. Ve işin ironisi, o bilinmek ister! O halde biz bunu neden dualitik yaşıyoruz? Neden bi kavga var sanıyoruz?

**

Galiba gerçekten bilmeyi isteyenin tetikçisi meraktır. Oldukça saf ve çocukça, bilmeme halinin aydınlatılması için içten gelen dürtüdür merak.

**

Az önce son derece yaratıcı bir reklam sloganı duydum, diyor k: “açsan sen değilsin” 🙂 süper… Tabi bu durum fiziksel, duygusal, mental vs tüm vechelerimiz için geçerli.

“karanlıkta insan olmak zor” diye bi şiirim vardı, onu anımsattı bana 🙂

Açlık, çoğu kez akıl mekanizmasının pas geçilmesine sebep oluyor. Örneğin cinsel açlık çeken biri rahatlıkla “bana bişey olmaz” davranışı içinde oluyor. Burada sanırım ana fikir akıl mekanizmasının saf dışı kalmasıdır. Ancak bunun belki iyi tarafı da akla uygun olduğu halde alışkanlık çukuruna düşmüş şeylerin bünyede yarattığı bozunuma tersten bi tokat çakması denebilir!

**

Bi şeyin senden bağımsız mutlak bi anlamı hatta varlığı olabilirmiş gibi konuşuyorsun. Konuşmayı geçtik bi de dayatıyosun. Sen masumsun. Ben yorgun.

**

Bazen “köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı demek “gerekir. Önemli olan “köprüyü geçinceye kadar” kısmını akılda tutabilmektir. Bu samimiiyetsizlik değildir, bir savaşçının kararlılığıdır. Savaşçı olmayanlar daha köprünün yarısına gelmeden köprü fikrini unutmuş olurlar.

**

Aldığın cevapların doğru olduğunu sandığın için sorma! Hoşuna gittiği için, sende bişeyleri hatırlattığı için sor. Böylece başka cevapları da duyabilir o güzel kulakların.

**