Kleptomani

Kleptomani, kişisel kullanım ya da parasal değeri için gereksinme duyulmayan nesneleri çalmaya yönelik dürtülere karşı koyamama olarak tanımlanan bir dürtü denetim bozukluğudur. DSM-IV’te dürtü denetim bozukluğu başlığı altında sınıflandırılmasına karşın, çeşitli araştırıcılar kleptomaninin diğer bozukluklarla olan ilişkisine dikkat çekerek obsesif kompulsif spektrum bozuklukları, affektif spektrum bozuklukları başlığı altında değerlendirilebileceğini ileri sürmüşlerdir. Bununla birlikte, uzun yıllardan beri tanımlanan bu bozukluk üzerinde yeterli sayıda araştırma ve sistematik çalışma yapılmamış, yapılmış çalışmalar ise daha çok olgu sunumu ve nedenini açıklamaya yönelik kuramsal çalışmalar biçiminde kalmıştır.

Bu ve benzer tanımları google aracılığı ile bulabilirsiniz. Fakat benim kleptomani konusuna değinmemin sebebi bu hastalığın çağımızdaki tüketim hastalığı veya yetiştirildiğimiz korkuların eseri olabileceği yönündeki varsayımım.

1800 lerden, 1700 lerden önce var mıydı acaba? Neler tetikliyor olabilir bu dürtüyü?

Düşüncenin Toplumsallaşması

bebek-iletisimDil sayesinde çocuk, insan kültürünün zenginliğine açılır. Diğer hayvanlarda genetik kalıtım faktörü baskınken, insan toplumunda kültürel faktör belirleyicidir. İnsan yavrusu, yetişkinlere, özellikle de onu yaşamın, toplumun ve dünyanın gizlerine büyük ölçüde dil aracılığıyla ayak bastıran ebeveynlerine bütünüyle boyun eğdiği çok uzun bir “çıraklık” döneminden geçmek zorundadır. Çocuk kendisini, kopyalanacak ve taklit edilecek hazır bir modelle karşı karşıya bulur. Daha sonraları bu, özellikle oyun aracılığıyla, diğer yetişkinleri ve çocukları da içerecek şekilde genişler. Bu toplumsallaşma süreci kolay ya da otomatik değildir, ama tüm entelektüel ve ahlâki gelişimin temelidir. Tüm ebeveynler küçük çocukların kendi kendilerine oynarlarken nasıl da kendi kendilerine oldukça neşeli olarak uzun “konuşmalar” yaptıklarını zevkle gözlemiştir. Çocuğun gelişimi, ilkel benmerkezcilik durumundan kopma ve başkalarına ve genel olarak dış gerçekliğe bağlanma süreciyle sıkı sıkıya bağlıdır.
Devamını oku “Düşüncenin Toplumsallaşması” →

Kolay Kandırılıyoruz

Greater Idaho Falls Bilim Fuarı’nda, bir lise öğrencisi, çevre insanlarına hazırladığı projeyi imzalamaya davet etti. Delikanlı, “Dihydrogenmonokside” adlı maddenin kullanımının yasaklanmasını, mümkün olmadığı taktirde çok sıkı kontrolünü istiyordu.

Maddenin zararlarını, duvarlara astığı afişle açıklıyordu:

1-Yoğun terlemelere ve kusmalara sebep olabilir.

2-Tabiata büyük zararlar veren asit yağmurlarının ana unsurudur.

3-Gaz hâline geçmiş şekli, çok ciddi yanıklara sebep olabilir.

4-Kazara solunması, ciğerlere dolması ölüme yol açar.

5-Erozyona yol açar.

6-Otomobil frenlerinin etkinliğini azaltır.

7-Ölümcül kanser tümörlerinin hepsinin içinde bulunmuştur.

Bir saat içinde tam 50 bilim fuarı meraklısı insan, delikanlının kampanya açtığı standı ziyaret etti. 43 kişi yasaklama isteğini şiddetle desteklediler. 6 kişi kararsız kaldı. Sadece 1 kişi yasaklanması istenen “Dihydrogenmonokside”in H2O, yani hayatın can damarı “Su” olduğunu söyledi.

Delikanlının bu projesi; “Ne kadar kolay aldatılabiliyoruz?” yarışmasının birincisi ilân edildi!

Lise öğrencisi; “Amacım; kolayca saptırılmış, saçma bilimsel cümleciklerle insanların nasıl yanlış kanaatlara saptırılabileceğini göstermekti.” dedi.

Toplum denen sihirli katmanlar

Toplum öylesine katman katman iç içe sarmallardan oluşuyor ki, bu hep birlikte paylaşıp durduğumuz özlü sözler, öneriler (her zaman dediğimiz gibi) hoş bi spor faaliyeti yapmak gibi kalıyor. Meğer ki her insan kendine has biricik ve tekrarlanamaz gelişimindedir, o halde sadece o kişi için üretilmiş bir özlü söz gerekir hem de sadece o kişinin o anına has olmalıdır. Bir kişi andan ana değişen binlerce kişiyken bizim topluma çare olacak ortak ilaç bulmamız, genelleştirme illetimizi azdırmaktan başka bi işe yarar mı?

Şüphesiz bu paylaşımları yapanlarda hafif bi melisa etkisi oluşturuyordur. E bu da az mı sibel? Toplum denen sihirli katmanların işine el uzatma sen, o gerilerde mutfakta pişip pişip önümüze geliyor.

Evlilik Kurumu

Yeni enerjide, ilişkilere bakış açısı değişecektir. Siz bir başkasını, evlilik kurumuyla bağlamak ihtiyacını hissetmeyeceksiniz. Birbirinizle, eski kontratlar olmadan, mutlu bir şekilde yaşayabileceksiniz. Ya da, mutlu bir şekilde kendi başınıza yaşamayı seçebilirsiniz. Bütün olmak için başka bir kişiye gereksinim duymayacaksınız. Ayrıca mutlu bir şekilde gruplar halinde birlikte yaşayıp da bireyselliğini kaybetmeyecek kişiler de olacaktır.(T)

Ne dersiniz???

  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü ne güzel olur derim 🙂

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Cinsellik ve üreme fonksiyonları ne olacak acaba? kaldırıldımı?
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Tamamen böyle düşünüyorum. Eski den yeniye geçmek, önceki kural,kanun, sözleşmeleri kötü oldukları için değil artık mevcut işlevlerine gerek kalmadığı için fesh edebilme dirayeti gösterelim.

    Turan Erdal Toplumsal hayatın evlilik kuralları üzerine kurulduğu kanısındayım. Belki de ilk sahiplenme evlilikle olmustur ve ondan sonra gelen kıskançlık ve koruma dürtüsü….

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü ‎”Cinsellik ve üreme fonksiyonları ne olacak acaba? kaldırıldımı?” derken bunu evlilik kurumuyla bağıntısı açısından mı, yoksa biyolijik değişim olup olmadığı açısından mı soruyorsun?

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Evlilik kurumuyla bağlantısı açısından tabii..

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Eril ve dişi birbirini tamamlamaya devam edecek . Dualiteyi aşmanın tek çaresi bu . Birliği yakalamak için birbirini yine takip edecek . Bana göre yapılması gereken sağlam bir bilinçaltı temziliğidir . Dengeye gelmiş temiz, sevgi odaklı biribririni tamamlama arzulu ( duygusal açlıklardan arınmış ) samimi birliktelikler olacaktır . Fiziksel , duygusal ,entellektüel ve ruhsala doğru uzayan ve her bedende kavuşan ve bir olan samimi çift sayısı artacaktır . Şu anki hal çok sancılı . Hem kadın hem erkek için . Çünki sadece fiziksel kavuşmaların ömrüde bir yere kadar .

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü zihin temelinden uzaklaşma olacaktır.Bunun için ben de sağlam bilinçaltı temizliğine gerek olduğunu düşünüyorum.Bu tamamlamanın tanımının da değişeceğini sanıyorum.Eksiğim temeli zihinden geliyor.

    Sibel Atasoy Bir çocuğun büyütme sorumluluğunun onu doğuranda olduğu ile ilgili toplumsal anlayış değişmemişse, kadınlar çocuğun babasını nikah ya da urgan gibi bişeyle bağlamaya devam edecektir. Fakat topluluk kendi çocuklarını sevme gözetme ve büyütme sorumluluğunu gönül birliği ile üstüne aldıysa artık köle edici urganlara gerek kalmaz.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Bir çocuğu büyütme sorumluluğunun doğuranda demişsiniz Sibel hanım.Bu bir önkabul.Erkek evlatlar için babanın rol modeli çok önemlidir.Böyle bir sorumluluğu doğa da kabul etmez,zira eşeyli ürüyoruz.Topluluk dediğiniz insanlar tehlike ve kıtlık durumunda bildiğimiz akılsız hayvanlar gibi hareket ettiği için içgüdüsel olarak kendi sülbünden olanları koruyup kollayacaktır.Evlilik kurumu ile ilgili aldığımız zedeler bize bunun köle edici urganlar olduğunu düşündürüyor olabilirmi?

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Benim dediğime katılmışsınız, insan bilinci ve buna bağlı kitle bilinci gerçek dönüşüm geçirmedikçe bu harika kurum devam edecek demekir. Benim gözlemlerim evlilik konusunda her iki yönden (karı ve koca) ve çocuklar açısından büyük sorunları beraberinde taşıdığı yolunda. Danışanlarım, internet, Tv gibi tüm dışa vuranları dinleyip gözlemlediğimde pek çok dert ve hastalığın kaynağı olduğunu fark ettim. Buna katılmıyor olabilirsiniz, belki ben de şahane örneklerle karşılaşıp gözlemlerim sonucu çıkarımlarımı derhal değiştirme imkanı bulurum. Kimbilir? Her an her şey değişebilir 🙂

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü İnsanları evlilik kurumunda da sorunlara sürükleyen şey kıyas etmelerinden kaynaklanıyor diye düşünüyorum.Daha iyisi,daha güzeli eldeki malzeme ile illişki ile helva yapmaya niyeti olacak insanın önce 🙂

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Alt başlıktaki konu nasıl da buraya bağlanıverdi birden 🙂 yeni dünya Kendiliği bulmayı gereksiniyor. Kendilik ise açıkça eril ve dişil yanların tam ve eksiksiz olarak her insanda aktif hale geçişiyle başlayan bir süreç. Kendilik devreye girdiğinde, dış unsurlara ihtiyaçtan değil gerçek ilgi ve sevinçten yakınlaşırsınız.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Ben evliliğin harika bir kurum olduğunu hiç düşünmedim hala da düşünmüyorum.Aile baskısı nedeniyle evlendim,onlardan gizlide boşandım.Çiftler birlikte gelişip büyümüyor,biri durunca diğeri gerilemeye başlıyor.Gelişimleri izlemek,araştırmak gibi karşı konulmaz bir dürtüye sahibim.Bir örnekleme yapmak gerekirse:15 yaşımızda giydiğimiz bir giysiyi 35 yaşına dek giymeye çalışmak gibi bir şey evlilik bana göre.değişen moda,alınan kilo vs.Değişmeye direç.insan evrilir ve ikisi bunu yapazsa ki çoğunlukla olmuyor,boşanma kaçınılmaz hatta kavga gürültü yaşananlara tamamen saygıszılık anlamında bii dolu tartışmalar.Elbette varsa çocuklara olumsuz yansımalar.Eşler ya da biri çocuklara tüm öfkesini yükleyip taraf olmaya zorlaması..bu uzar gider.Hep söylerim ve söylemeye devam edeceğim evlilik insan doğasına ters!

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Sizce 🙂

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü benim gördüğüm kadarıyla: bi evlenen pişman bi de evlenmeyen. Bunun ortasındakiler memnun :)))

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü anlamadım ‘sizce’ derken?
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Tercihler yapıyor bunun arkasında duramıyoruz bazen,sonra da kendimizce aklmıza yatan bahaneler üretip duruyoruz.Zorla evlendirilme bunun dışında tabii ama..Benimle büyümüyor diye ayrıldığımız adamdan veya kadından daha büyümüşümü var dışarıda? yoksa biz özgürlüğümüze evliliğimi kurban ediyoruz bilemiyorum.Herkes tercihlerinin bedelini ödediğine göre sorun yok denilebilir ama bir de morfik alana bıraktığımız zehirli atıklar var evlilik konusunda negatif kayıtlar.Onun için sizce/ bence demiştim… Bireysel bir tecrübe olarak sınırlanması çevreye duyarlı toplum..

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Evlilik insan doğasına ters diyen benim,bunun için çok geçerli sebeplerim var.Hayatımı en baştan anlatmak olmayacağına göre:) Bu yaşama neredn geldiğimi biliyorum,bu dünya eski dünya ve artık biliyorum benim gibi olanlar çokca var.Kendini hatırlarken toplumsal bilinci değişimi de ugratıyor buna ihtiyaç var ki bu gerçeleşiyor.Cinsellil yoğun bir kasılmadan ibaret değil.Birlikte gelişen bir çiftin yaşayacağı cinsellik olağan üstü enerji yayar.Bir evin elektirik sistemi gibi düşünün,tek bir düğmeyle tüm evi daha sonra mahalleyi vs. aydınlatır.Oysa uygun olmayanlarla yaşanan cinsellik karanlığa mahkum olur.Baş ağrısı yorgunluk vs. bahnelere sıgınılır.Bir yaşam böyle tüketilir işte!!!

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Birlikte gelişmek sevgi anlamına geliyor olabilirmi?

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü sevgiden ne anladığımıza bağlı.çok yoğun bir kabul ki buna saygı diyoruz.dünya zamanımızda kadın/erkek atasoyunu izlemek ve çoğunlukla bir kaç adım sonrasında duraklamaya başlıyor. Doğduk,iş ev,eş,çocuk sahibi olduk eh yeter! diyerek durağanlığa geçiyor.Huzursuzluklar başlayınca ki bu da durağanlığın olmaması gerektiğinin bir işareti..zorbalıklar devreye giriyor. Kör dövüş, karma çarkına geri dönüş yani:)

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Üzüldüm sevgisizliğe 🙂
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü eksik yazmışım üzülmeyin..bencilce olan sevgi başka bişey,sevgiden doğan yoğun bir kabulle oluşan saygı başka bişey.