KUNDALİNİ HAKKINDA HER ŞEY -1

MARY E. (BETSY) RABYOR’un Işık bedenimiz isimli kitabından özet tercümeler yayınlayacağım, sanırım bir yazı dizisi olacak. Hepimiz için yararlı olması dileği ile, keyifli okumalar (sa)

Kundalini Enerjisi Nedir?

Hint yogasında Kundalini, omurganın tabanında sarılmış uyuyan bir yılan olarak öngörülen vücuttaki bir enerji kaynağıdır. Kundalini, vücudunuzun hücrelerinde dağıtılan akıllı bilinçli yaşam gücü enerjisidir. Kundalini enerjisi evrimsel gelişimden ve artan bilinç ve farkındalık durumlarından sorumludur ve tüm canlı yaşam formlarında bulunur. Tüm yaşam formları artan farkındalığa doğru gelişmektedir. Kundalini enerjisinin herhangi bir özel karakteri yoktur, çünkü saf enerjidir hiçbir formu veya koşulu yoktur. Kundalini enerjisi sabit formdan salındığında, omurganın tabanı harekete geçer, kuyruk kemiğinde çırpınan bir his olarak hissedilir. Bundan sonra, kundalini enerjisi yükselen bir yılan gibiomurgayı sarar .

Uyanmadan önce, kundalini enerjisi vücutta sabit bir şekildedir ve düşük titreşim seviyesindedir. Büyük uyanış olaylarında müthiş miktarda kundalini enerjisi salınır. Kundalini enerjisinin sabit formdan salınmasıyla vücut titreşimi yükselir.

Doğumdan sonra, bu enerji vücudumuzda güçlüdür; vücudumuzun titreşimi yüksektir, bu da hızlı büyümemizden zaten bellidir. Yetişkinliğe geçince büyüme oranımız ve vücut titreşimimiz yavaş yavaş azalır. Bu düşüş, enerjinin gelişmekte olan bireyin kişiliği olan bir yapıya dönüşmesinden kaynaklanmaktadır. Bu beyin organizasyonu vücuda animasyonlu kişilik olarak yansır. Eşsiz titreşimimiz, iskelet hizalamamız, beyin organizasyonumuz ve epigenomumuzla güçlendirilmiş fiziksel yapımız tarafından şekillenmektedir.

Kişilik genişlemesi, mevcut beyin organizasyonumuz ve evrimsel durumumuz nedeniyle gerçekleşir ve faydalıdır. Kundalini enerji genişleyen kişilik için kullanılır.  Zihnimizi kullanmayı bıraktığımız anda, bu enerjinin bir kısmı serbest bırakılır ve daha yüksek bir bilinç durumuna geçiş için yakıt olur. Kundalini enerjisi vücutta sabittir. Enerjinin korunumu Yasası, doğadaki herhangi bir nesnenin enerjik olarak kapalı bir sistem olduğunu ve bir dönüşümde hiçbir kütle veya enerjinin kazanılmadığını veya kaybolmadığını belirtir. Kundalini enerjisi her zaman korunur ve hiçbir şey kaybolmaz. Atomlar sadece ayrılır ve yeni şekillere dönüşür.

Kundalini Uyanış Ve Dönüşüm Nedir?

Bir kundalini uyanışı, enerji kişilikten serbest bırakıldığında, sessiz zihin devam ettiğinde  (iç konuşma durdurulduğunda) ve titreşimimiz onu serbest bırakacak kadar güçlü olduğunda gerçekleşir. Enerji salınımından sonra, beyin ve sinir sistemi yeniden düzenlenir ve kundalini belirtileri ortaya çıkar. Onlar sürekli olana kadar tüm manevi yolculuk sürer. Kundalini salınımı ilk ruhsal uyanışımızın kıyısında olduğumuz aşamada saptanabilir hale gelir.

Büyük miktarda kundalini enerjisi, önceki bölümde açıklandığı gibi manevi aydınlanmamızda üç kez serbest bırakılır. Bu uyanış olayları bizi değiştirir. Büyük bir salım gerçekleştiğinde, enerji hızı, karıncalanma, hafif patlamalar, tonlar, değişmiş duyusal algı, uykuya ihtiyaç duymama, kilo kaybı ve yeni anlayışlar gibi semptomlar vardır.

İlk kez enerji salınımı sonucu bu aklımıza ulaşır ve bizi uyandırır ve böylece zihin olmadığımızı anlarız. Buna manevi uyanış ve yüksek benliğimizi keşfettiğimiz taç açılımı diyorum. İkinci kez enerji salındığında, daha güçlüdür ve kasları doldurur ve titreşim de olmadığımızı fark ederiz. Üçüncü kez enerji salındığında, tüm vücudu doldurur ve sonra vücudumuz olmadığımızı fark ederiz. Üçüncü olay, tam gelişmiş kundalini dönüşümünün başlangıcıdır. Bundan sonra,  sık kundalini belirtileri ile daha küçük miktarlarda sürekli enerji salınımları olur.

Kundalini dönüşümü, insanları aydınlanmaya doğru hareket ettiren ve vücudumuzu iyileştiren kademeli, biyolojik bir büyüme sürecidir. Yüksek benliğimiz, enerjiyi kişiliğimizden (ego olmadığımızın farkına varış) serbest bırakarak ve zihnimizi ve bedenimizi yeniden düzenlemek için kullanarak bu dönüşümü düzenler. Değişiklikler, rafine bir sinir sistemi, daha yüksek titreşim, artan farkındalık ve hafiflik adı verilen kişiliğin daha az etkisine neden olur. Kundalini dönüşümü, yeni bir beden yaratmak için eski bedenin enerjisini kullanarak yeni bir insan türüne dönüşen bir metamorfozdur. Kundalini dönüşümü insan evrimi ve metamorfoz ile eş anlamlıdır.

Kundalini dönüşümü uzun insanlık tarihimiz boyunca süreklidir ve herkes bunun bir aşamasındadır. İnsan geliştikçe, kundalini dönüşümü hızlanır ve insan popülasyonunda kendini gerçekleştirme seviyeleri artar. Yükselen kendini gerçekleştirme kundalini dönüşümünden kaynaklanmaktadır. Bu biyolojik bir süreçtir ve bu nedenle kendini gerçekleştirme de vardır. Şifa ve kundalini dönüşümü arasında bir ayrım görmüyorum.

 

Kundalini hakkında her şey yazı dizisi devamı için tıklayınız

 

Bilinmeyene Açlık

Her zaman söylediğimiz gibi, düşünce duyguların yönlendirmesiyle oluşur, dolayısıyla “düşünüyorum öyleyse varım” diye sevinmek duygularım olduğu için varım anlamına gelir. Oysa duygular da inançlar ve kabuller sayesinde oluşan kimyasal bir süreçtir. O halde aslında Descartes, “inançlar ve kabullerim var demek ki yaşıyorum” demek istemiştir ki bu da özellikli bir durum değil tüm varlık alemi için geçerli bir durumdur. Bunun ötesinde, bilinmeyene açıklık, inançlar/kabuller ve sistemlerin keyfiliğini anlamak ve bu sayede uyanmak söz konusu olur.
Eski yıllarda Descartesin bu çıkarımında belki bir kelime oyunu ya da, tercüme sorunu olabileceğini sanmıştım, çünkü aslında düşünceden daha kıymetli olan onun üzerinde aktığı ekran olmalıydı yani zihin! Zihni bir TV ekranı gibi düşünmüştüm ve o ekran sayesinde yaşanmış ya da yaşanacak şeylerin tekrar gösterimlerini (filmler vs) defalarca izleme şansına sahip oluyor, yaşarken duygu yoğunluğu sebebiyle farkına varamadığımız detayları görebiliyor daha yansız bağlantılar kurabiliyoruz. Yani SOYUT işlemler yapabilme kapasitesi elde ediyoruz, işte bu övülesi bir durumdur. Aslında tolteklerin özetleme tekniğinden tutun da bir çok şifalanma tekniği ve bizzat Don Juan’ın büyücülerin soyut alemle ilişki kurmasının önemine vurgu yapan beyanları, şifa işlemlerinin ve çok boyutlu algıya geçmenin alıştırmaları-adımları için oldukça önemli bir işaret denebilir.
Çevrendeki her insan senin enkarnasyonların, önceki mi sonraki mi enkarnasyonların bu da önemli değil, malum olay lineer değil çok boyutludur. Ve hiç bir şey ölüp kaybolmaz, ta ki bir tek kişinin bile dikkati üzerinde olsun, olaya/varlığa can vermeye devam eder bu enerji. 3B yaşayanlarının büyük bir gücü var!

Devamını oku “Bilinmeyene Açlık” →

Kolye değil Quipu!

Kolye değil Quipu!
Quipu ya da khipu (veya bir diğer adıyla “konuşma düğümleri”) quechua dilinde « düğüm » ve « hesap » anlamına gelmekte olup, İnka İmparatorluğu’nda ve And Dağları bölgesindeki İnka-öncesi topluluklarda kullanılan bir kayıt ve hesap sistemidir.
 
Terim günümüzde İnka yönetiminin imparatorluk halkına ve ekonomosine ilişkin istatistiki verilerin sayımı için kullandığı araçları ifade etmek üzere de kullanılmaktadır. Yazıya sahip olmayan İnka yönetimi doğal sayıları çeşitli renklerdeki sicimler üzerine düğüm silsileleri oluşturma yoluyla temsil etmekteydi ki, bu işaretler bütününe quipu adı verilir. Quipu sistemiyle tarihi olaylar da kaydedilebilmekteydi.
*Sümer yazı sistemine batıdan bir alternatif 🙂
*

Evrensel Dilbilgisi

noam-chomskyNoam Chomsky dilbilimine ilgisi, genel olarak dili öğrenme sorunuydu. O dönemde yaygın düşünce çocukların dili yetişkinlerden taklit yolu ile öğrendikleri şeklindeydi. Oysa deneyler çocukların hiç işitmedikleri halde dilbilgisi açısından doğru cümleler kurabildiklerini gösterir.

Chomsky bunu açıklamak için doğuştan gelen bir “evrensel dilbilgisi” olması gerektiği görüşünü ortaya atar. O na göre her çocuk aslında beynine belli bir dilbilgisi kuralları döşenmiş olarak doğar. Chomskye göre, insana özgü bu doğuştan gelen evrensel dilbilgisi bütün insan dillerini yaratmaya yetecek kadar zengindir. Yani, bütün insan dilleri aynı evrensel yapıya dayanır.

Evrensel dilbilgisinin yapım kuralları özyinemelidir. Potansiyel olarak sonsuz uzunluktaki tümceleri açıklamanın tek yolu budur.

Özetle Chomsky: “Beyinde bir mantık programı olarak nitelendirilebilecek bir dil mekanizmasıyla doğduğumuz kanısındadır.”

Üstün Zekalı ve Üstün Yetenekli Çocuklar

ustun-cocuk-1Üstün zekalı ve üstün yetenekli bir çocuğa sahip olmak pek çok ebeveynin hayalidir. Ancak üstün zekalı ve üstün yetenekli çocuğunuzun olması demek pek çok sorumluluğu da beraberinde getirmesi demektir. Üstün zeka ve üstün yetenek alanında yapılan son bir asırlık bilimsel araştırmalar üstün yetenek ile ilgili bakışaçımızı da değiştirmiştir. Yıllar önce üstün zeka yalnızca yüksek IQ olarak görülür ve bu nedenle yalnızca IQ testleri ile ölçülürdü. Bilimsel araştırmalar bu tür konservatif bir yaklaşımın ne denli sınırlı olduğunu ve bu nedenle üstün yetenekli çocukların önemli bir kısmını tanılayamadığını ortaya koymuştur. Nitekim 4 yaşında kendi kendine okumaya başlayan bir çocuğun IQ testinde yüksek puan alması pek de önem taşımamaktadır. Bu çocuk erken yaşlarda gösterdiği akademik beceri ile üstün yetenekli olduğunu bir dereceye kadar kanıtlamıştır. Uğur Sak (2011, üstün yeteneği “insanlık yaşamı için temel değeri olan alanlarda gösterilen olağanüstü başarı veya performans” olarak tanımlamıştır. Bu hümanistik tanım, Anabilim üstün yetenekliler programlarının da benimsediği bir tanımdır.
Devamını oku “Üstün Zekalı ve Üstün Yetenekli Çocuklar” →