Bir başka hayat

Bir başka hayat, bir başka gerçeklik midir? Yoksa sadece kaçış mı? Dün akşam Tom Hanks!in oynadığı “yeni hayat” filmine göz ucuyla misafir olurken oturup izlemeye başladım. İlk izlediğimden farklı şeyler hissettirdi. Sanki o adada kalmak ceza değil de ödülmüş gibi geldi bu kez. Her şeyden uzakta, steril bir ortam. Kişisel tarih, sorumluluklar, faturalar, aşklar, v.b. şey yok. Sadece zihin ve sen. Adada hayvan bile yoktu sanırım. Başka zihinlerin etkisinde de değilsin. Burada zihinden de kurtulup kendi gerçekliğini yaratman için her türlü imkan var. Eğer bu dünya gerçekten bir yorumsa, ve o adada olmak kişisel tarihin izlerini bir müddet sonra silip yok ederse, bir başka gerçeklik yaratıp orada var olmak olası mıdır? Bu durumun bir avantajı olur mu?

madde / ide / bilim / felsefe

Aristotales ve Platon.. Eski Yunan’ın bu iki dehasını her zaman, her daim ve hemen herkesin övgü ve ilgisine mazhar kılan şey ne olmuştur derseniz eğer, o bu forum konusunu biraz aşar elbet.

Lakin gerçek biraz da böyledir.. Örneğin klisenin vazgeçilmezleri arasında bulunan Aristotales için Lenin de “materyalizmin kıyısına kadar gelmiştir” der. Ve Platon için bu kadar cömert olmasa bile, bütün felsefe tarihinin aslında o’nun yazdıkları üzerine tutulmuş notlardan ibaret olduğu benzeri bir komplimana yine de karşı çıkmazdı sanırım.

Aslında eski Yunan’ı anlamak biraz zordur..Çünkü birbiri ardına gelip geçmiş pek çok düşünür ve dahi, muhtemelen pek azımızın dikkatini çekmiş bulunan ve ilk bakışta çok da kolay farkedilmeyen bir bahçe içinde dolanırlar. Kısaca özetlemek gerekirse; tanrıların kabul edilip dinin reddedildiği bir bahçe diyelim.. Örneğin belki ilginç gelebilir ama, Hitler’in III. Reich’ı için düşlediği de buna benzer bişeydi aslında. Sadık SS’lerini mitolojik bazı kahramanlar eşliğinde resmettirdiği pek çok sanat eserinden tutun da, pagan görselliği ve bu görselliğin kendine özgü meydan okuyuşu ve estetiği ile şekillendirilmiş sayısız sivil/askeri tören ve şenlik, ve daha çok üst düzey nazilere ait farklı ve yine kendine özgü ilave ritüelleriyle faaliyet gösterecek olan özel kliselere kadar daha pek çok şey.. Ama şimdilik çok da ileri gitmeyelim.

Bulanık Mantık

BULANIK MANTIĞIN TARİHÇESİ

Bulanık ilkeleri ilk olarak oluşturan 1965 yılında Azerbaycanlı Lütfi Askerzadedir.Ancak bu ilkeler batı dünyasında şüpheyle karşılanmıştır.Çünkü batı kültürünün temeli “Aristo mantığına” dayanmaktaydı ve bir çok batılıya göre mantık kelimesinin “bulanık” kelimesiyle ifade olunuşu başlı başına mantıksız bir şeydi.Karşı çıkanlar çoğunlukla ihtimaller hesabı üzerine çalışanlardı.Onlara göre bulanık mantığın açıkladığını ifade ettiği her şey zaten ihtimaller teorisiyle açıklanabilirdi.

Doğuda ve özellikle Japonya da ise bulanık mantık benimsenmiş ve 1970 li yıllardan sonra teknolojik bir çok aletin yapımında bu ilkeler kullanılmıştır.Çünkü doğuda belirsizlikte bile güzelliklerin bulunabileceği düşüncesi vardır.
Bulanık kavram ve sistemler ilk defa 1975 yılında buhar makinasının kontrol mekanizmasına uygulanmasıyla gerçekleştirilmiştir.