MİLU’DA VİZYON KONUĞU

MİLU, Alt dünya için kullanılan sözcük olup tıpkı bahçeniz (garden tiki) ve Laniakea gibi gidebileceğiniz bir yerdir. Vizyon konuğu çeşitli kültürlerde değişik şekillerde olsa da aynı amaçla yapılan bir ritüelin parçasıdır. Özellikle genç erkeklerin onlara böyle bir rol yüklendiği için mevcut statüye aykırı mesajlar almak ve hayata anlam katmak adına denedikleri bir mezarda, bir dağda aç-susuz ve yalnız bırakılarak ya da ayahuska türü maddeler kullanarak eriştikleri bir ekstazi durumunda yine kendi kültürlerince bilinen bir kişi tarafından ziyaret edilirler. Bu bir onurdur. Ve onun önerilerini bu yana-diğer insanlara getirebilmek , o şahsiyete yüklenebilmek, görevin başarıya ulaştığının göstergesidir. Bir çok kültürde bu uygulama mevcuttur. Kızılderililer bu ritueli, yaşamaya değer tek anlam olarak ifade ederlermiş. (Little three filmi buna örnek gösterilebilir.)

Devamını oku “MİLU’DA VİZYON KONUĞU” →

20 Nisan BAK performansı

Bugün oldukça kalabalık bir katılımcı grubuyla BAK oynadık. Katılımcıların çoğu ilk kez bu oyunu duymuşlardı belki bu sebeple biraz heyecan ve çekimserlik vardı hep olduğu gibi 🙂 Yine de çok eğlendik.

Soru çok derindi, cevabını katiyetle bilemediğimiz bir soruydu. Önerilen üç sorudan oylamayla benim soru seçilmişti ki bu çok ama çok nadir olur.

Birleşik Alana sorumuz şöyleydi: “sonsuz şimdide dışımızdaki her şeyin kendi atıl enkarnasyonu olduğu bilgisini daha iyi anlayabilmemiz için bize gösterebilir misin?”

Görüldüğü üzere çok boyutlu bir oluşu bu performansta 3 boyutla anlayıp ifade etmeye çalıştık, her halde tüm zamanların en zor BAK sorusuydu. Gelişmeleri fazla detaya girmeden aklımda kaldığı kadarı ile özetlemek istiyorum. Zaman içinde daha çok ilişki anlayabilmek ümidindeyim.

Oyuna ilk giren rolün ŞEMSİYE olması beni şaşırttı, moderatör olarak bir an bunu reddetmek isteği duydum ancak bilinçli yargımın birleşik alanın seçimini bozmasına izin vermedim. Oyun başladıktan sonra bu sembolün anlamını daha iyi anladık çünkü ikinci rol  olan YAĞMURun, belki onu hayatın başlatan kozmik yağmurun altında, ufak bir yaşam alanı açmak için şemsiyenin tam alan ortasına alınma çabasını görünce rol de anlam kazandı. Oyun süresince başlayan hayatın ki BAK bunu da performans sanatı olarak rollendirmişti! hep şemsiyenin altına sığınması ve diğer rolleri bu alana çekmesi oldukça manidardı. Oyun sonrası değerlendirme seansımızda BAK’In neden rolü doğrudan dünya hayatı olarak değil de PERFORMANS SANATI olarak bildirdiğini sorguladık. Gördük ki hayatta rollerimizi bilinçsizce ve bir diğer rol olan AYRILIK içinde oynadığımız halde çok eski çağlardan beri şifa için kullanılan sağaltım sanatı performans sanatlarında (en bilinen hali tiyatro) roller rol olduğunu bilerek oynanıyordu! Yani bilinçli oynanıyordu. Üstelik bu sanatçıların en ünlüleri rolünü en sahici oynayan ama halen rOl olduğunu unutmayan kişilerden çıkıyordu. Bu  aşamada tüm öğretilerde olduğu gibi özellikle Hawaai şamanlığı ve castaneda’da altı çizilerek defalarca belirtilen bir durumdur bu; rolünün hakkını vermek! Eminim hepiniz hatırlayacaksınız. Oyunun başından beri alanın ortasında en aktif olarak ilişkiye geçen ve oyun sonuna kadar orta alanı terk etmeyen DUALİTE rolü de, hayat tiyatrosunun başat unsuru olduğunu gösterdi.

Yine ilk gelen rollerden biri olan HİSLER, şemsiyenin imkan verdiği alanın çevresine cam bir fanus geçirip oyun boyunca bunu dışarıdan seyretti. Bana avını bekleyen örümceğin ağ kurmasını anımsattı! Sadece bir kez oyun sonuna doğru, ortada kenetlenen ana unsurların üzerine mavi bir şal örttü. Bunu daha sonra; beşinci boyutun ve kendini ifadenin karşılığı ve bu hayat çabasının erişmek istediği düzey olduğuna yorumladık

Devamını oku “20 Nisan BAK performansı” →

Çok Boyutlu İletişim

Hawaii şamanlığında ilişki kurmak her şeyin önünde gelir çünkü gerçek iletişim ile hastalıkların ve sorunların giderilebildiğinin farkında olmuşlardır.
“Sezgiyle, lineer mantığı bir kenara koymayı ve lineer olmayan fikirlerin bilincinizin sahnesinde oynamasının güzelliğine izin vermeyi öğrenmelisiniz. Bu hayatta kalmanıza veya dostlarınızın yaptığınız şey ile ilgili düşündüklerine uymayabilir, ama yaşamınızı zenginleştirir. Düşünme şeklinizi değiştirmek zordur.” der Kryon.
Lineer ve lineer olmayan iletişimler arasında kuvvetli bir fark vardır. Bir an için çok eski bir daktilonuz olduğunu düşünmenizi istiyorum. Bu, kağıt takılan ve sayfaya yazarken karakterleri görmenizi sağlayan karbon bir şeriti olan eski tip bir daktilo. Karakter tuşlarına bastığınız zaman, makine şerit vasıtasıyla kağıt üzerinde görünür bir iz yaratır.
Bu örnekte, siz yazarken sayfadaki karakterleri ard arda görürsünüz, birbiri ardına. Kısa süre sonra harfler sözcüklere, sonra cümlelere ve paragraflara dönüşür, bunlar benzer düşüncenin gruplarını oluşturur. Bu lineer iletişimdir ve sizin için normaldir.
Lineer olmayan iletişim aşağıdaki gibi olurdu: Daktilonun tüm gün boyunca yazabildiğiniz, ama siz yazarken makinenin hiç ilerlemediği bir şekilde takılmış olduğunu varsayın. Kaç tane karakter yazdığınıza bakmaksızın, sadece okunamayan tek bir imaj elde edersiniz – gerçekte büyük bir leke. Her karakter kendini bir öncekinin üzerinde damgalayacaktır. Şimdi, sayfada, bir dosta uzun bir mektubun sonunda ne görürsünüz? O tek bir karakter lekesi olacaktır! Tüm karakterler üst üste yığılacaktır, birbiri üzerine basılacaktır ve iletişimin ne olduğu ile ilgili fikriniz olmayacak. Ona baktınız ve daktilonun bozulmasına ve fark etmediğinize üzüldünüz.

Devamını oku “Çok Boyutlu İletişim” →

Bilinmeyene Açlık

Her zaman söylediğimiz gibi, düşünce duyguların yönlendirmesiyle oluşur, dolayısıyla “düşünüyorum öyleyse varım” diye sevinmek duygularım olduğu için varım anlamına gelir. Oysa duygular da inançlar ve kabuller sayesinde oluşan kimyasal bir süreçtir. O halde aslında Descartes, “inançlar ve kabullerim var demek ki yaşıyorum” demek istemiştir ki bu da özellikli bir durum değil tüm varlık alemi için geçerli bir durumdur. Bunun ötesinde, bilinmeyene açıklık, inançlar/kabuller ve sistemlerin keyfiliğini anlamak ve bu sayede uyanmak söz konusu olur.
Eski yıllarda Descartesin bu çıkarımında belki bir kelime oyunu ya da, tercüme sorunu olabileceğini sanmıştım, çünkü aslında düşünceden daha kıymetli olan onun üzerinde aktığı ekran olmalıydı yani zihin! Zihni bir TV ekranı gibi düşünmüştüm ve o ekran sayesinde yaşanmış ya da yaşanacak şeylerin tekrar gösterimlerini (filmler vs) defalarca izleme şansına sahip oluyor, yaşarken duygu yoğunluğu sebebiyle farkına varamadığımız detayları görebiliyor daha yansız bağlantılar kurabiliyoruz. Yani SOYUT işlemler yapabilme kapasitesi elde ediyoruz, işte bu övülesi bir durumdur. Aslında tolteklerin özetleme tekniğinden tutun da bir çok şifalanma tekniği ve bizzat Don Juan’ın büyücülerin soyut alemle ilişki kurmasının önemine vurgu yapan beyanları, şifa işlemlerinin ve çok boyutlu algıya geçmenin alıştırmaları-adımları için oldukça önemli bir işaret denebilir.
Çevrendeki her insan senin enkarnasyonların, önceki mi sonraki mi enkarnasyonların bu da önemli değil, malum olay lineer değil çok boyutludur. Ve hiç bir şey ölüp kaybolmaz, ta ki bir tek kişinin bile dikkati üzerinde olsun, olaya/varlığa can vermeye devam eder bu enerji. 3B yaşayanlarının büyük bir gücü var!

Devamını oku “Bilinmeyene Açlık” →

ŞAMAN RÜYASI İLE DÜNYAYI DEĞİŞTİRMEK

Bu çalışma bize gitgide rüya görmeyi derinleştirecek ve sonunda nihai şaman rüyasını, vizyon arayışını anlamamızı sağlayacak.

Hawaii kültüründe evrenin PO ve AO diye 2 ‘ye bölündüğünü öğrenmiştik.

PO içsel rüya olup görünmeyen gerçekliklerin dış dünyaya aktarılmasından sorumludur yani Ao’nun doğmasını sağlıyor. Ao, Po’dan etkilenerek doğuyor.

Toltec’deki karşılığı; PO Nagual, AO Tonal

Po’nun görülmeyen ve bilinmeyeni temsil etmesi, batı dünyasınca onun zihin ya da ruh olduğu izlenimini vermiştir. Hatta gece ve karanlık sözcükleriyle de tanımlanmıştır. Çok eski şiirsel Hawaii zamanlarında gece zamanı Po içsel dünyanın sembolü olurken, AO da bunun dışsal ifadesi olarak kullanılmış ki aynı zamanda Ao öğrenme ve öğretme anlamına gelir. Günbatımı, tüm yaratımın tezahür ettiği geceyi işaret eder. Polonzeyada PO, batı anlamına da geliyor fakat batı anlamına gelmesi Asya’yı işaret etmez, ruhun diyarı anlamında bir işarette bulunuyor.

Dışa yansıyan rüyayı değiştirmek, içsel gerçekliğin ya da ruhun rüyasını değiştirmekle mümkün olur.

PO’nun 3 bölgesi var.

Devamını oku “ŞAMAN RÜYASI İLE DÜNYAYI DEĞİŞTİRMEK” →