Karşınızdakini İkna Etmenin 5 Yolu

ikna-etmekÇevrenizle olan ilişkilerinize bir göz attığınızda, karşınızdakini ikna etmenin herzaman kolay olmadığını görürsünüz. Kimi zaman anne-babanızı, kimi zaman eşinizi ve çoğunlukla çocuğunuzu ikna etmek zor olabilir. Neyse ki onları daha iyi tanıdığınızda daha isabetli atışlar yapabilir ve daha kısa yoldan hedefe varabilirsiniz. Karşınızdakinin fikirlerini değiştirmeye yardımcı olacak birkaç basit kural var; aklınızda olsun işinize yarayabilir. Özellikle böyle forumlarda.

Basitlik: Karşınızdakine vereceğiniz mesajı kısa, kesin ve basit hale getirin. İnsanlar uzun ve dolambaçlı argümanları daha az iyi yanıtlama eğilimindedirler.

Şahsi isteklerin algılanması: Karşınızdakine o şeyi istediğini düşündürme, fikir değişimi bakımından herzaman etkilidir. (kendi arzu, istek ve hissetiklerinizi vurgulamaktan ziyade fikrini değiştirmek istediğiniz kişinin sağlayacagı yarara odaklanın. Yapmazsan üzgün olurum yerine: yaparsan mutlu olursun)

Uyuşmazlık: Karşınızdakini şaşırtın. Örneğin alacaği bir eşyanın değerinin 40TL değil de 4 TL olduğunu söylediğinizde, onu almaktan fersah fersah uzaklaştırdığınızı göreceksiniz.

Güven: Daha güvenilir olanların daha haklı olduğu düşünülür (hatta söyledikleriniz tam olarak doğru olmasa bile, ama siz yine de doğrudan şaşmayın).

Empati: Gözlerine bakın, aynı yollardan geçtiğinizi söyleyin. Kendiniz gibi gördüğünüz insanlara daha çok güvenirsiniz. Hatta seçme şansınız olduğunda kendınızle aynı şeyleri yaşayanlarla çalışmayı tercih edersiniz. Aynı yollardan geçtiğini bilmek iletişimin farklı bir yolu gibi algılanır.

Küçük bir tavsiye daha: çok emin olsanız dahi herzaman siz haklı olmayabilirsiniz. Bu sebeple güvendiğiniz insalara danışıp onların da fikrini almayı ihmal etmeyin. Belki de fikrini değiştirmesi gereken siz olabilirsiniz.

Kaynak: Split-Second Persuasion: The Ancient Art & New Science of Changing Minds.

Tao te Ching’den Seçmeler 1

Gösterebildiğin yol asıl yol değil
Ad verebildiğin ad asıl ad değil
Adlandırılmazsa o kaynağı göğün yerin
Adlandırılırsa o anası bin bir türün

Demek
Hep tutkusuz olanlar görür onun özünü
Hep tutkulu olanlar görür onun yüzünü
Bu ikisi birlikte doğar
Ve adlandırılınca ayrılır
Sırdır birlik
Sırlar sırrı
Kapısı sayısız mucizenin.
(Tao te Ching)

Galiba şimdiye kadar söylediğim milyarlarca sözü içeriyor Tao’nun bu minik dizesi 

*

Ödüllendirme yetenekliyi
Halk kavga etmesin
Değer verme değerli mala
Gösterme istenmeye değer olanı
Huzursuz olmasın halkın yüreği

Demek kutlu kişinin düzeni
Yürekleri boşaltıp
Karınları doldurur
İstenci zayfılatıp
Kemikleri pekiştirir
Halkı bilgisiz kılar
Ve tutkusuz
Bilenleri cesaretsiz kılar
Ve edimsiz
Edimsizlik eder
Ve düzelmemiş bişey kalmaz…

Lao Tse

Çılgınlar tanrısal vahiy ararlar
göğün yerin işaretlerinde
ben bilgelik ararım
zaman ve dünyanın işaretlerinde
kimileri ahmakça kaygılara kutsal der
ben ahmakça kaygılan bırakmaya kutsal derim
kimileri mucizeleri kutsal sayar
ben mucize olmayanları kutsal sayarım
Yin Fu Jing

Dünya zaten olduğu gibi olağanüstü güzel. Bundan daha güzel olamazdı. Başka türlüsünü düşünmek bile saçmalık. Kitabın en sonunda yer alan Tao The Ching’den de eski olduğu sanılan
“Sırlar Kitabı”, ‘Yin Fu Jing’de dile getirildiği gibi:

iyilik bilmez gökyüzü
en büyük iyiliği de budur işte…

Irmaklar ve göller neden hükümdarıdır
sellerin derelerin?
Her zaman altta kaldıklarından
Bundan hükümdarıdırlar sellerin derelerin

Kutlu kişi de öyle
Halktan üstün olur çünkü
Altta kalır sözünde
Halka önder olur çünkü
Hep arda kor kişiliğini

Demek yukarıda kalır
Kimseye yük olmadan
Önde gider
Kimseyi incitmeden

Demek herkes seve seve öne alır onu
Bıkmadan usanmadan
Çünkü Savaşmayanla
Kim savaşabilir dünyada?

(Tao te Ching)

Tao Te Ching’in Tao’su insan gönüllü değildir. Karıncayla imparator arasında fark
gözetmez. Rahmetini iyiden de kötüden de esirgemez. İyinin de bahçesine
yağmur yağdırır, kötünün de… Tao Te Ching’in bilgeleri de insan gönüllü değildir.

gökle yer sevgi bilmez
bin bir tür saman kukladır ona
kutlu kişi sevgi bilmez
yetmiş iki millet saman kukladır ona
(Tao Te Ching, 5. mesel)

Bilgeliğin yolu yaşam ırmağının içinde
yerini bulmak, karşı koymadan, dayatmadan yüzmesini, akmasını bilmektir.
Hepimiz biliriz, yüzmek bilmeyen bir kimse suya düşünce sırtüstü dönüp
kendini sulara teslim etse su onu kaldırır ve yüzdürür; ama çırpınır, kendini
kurtarmaya çabalarsa boğulur. Burada Çuang Tzu’nun (Zhuang zi) bir öyküsünü
anımsıyorum:
“Bir gün Konfüçyüs (Kong Zi) öğrencileriyle birlikte kayaların arasında deli
deli, çağlaya çağlaya akan bir ırmağın kıyısında dolaşıyormuş. Birden ırmağın
yukarılarında yüzmekte olan yaşlı bir adam görmüş. Adam bir sulara gömülüyor
bir görünüyormuş. Konfüçyüs hemen adamı kurtarmaları için ırmağın aşağı
.bölümüne öğrencilerini göndermiş. Adamı sağ salim ırmaktan çıkarıp
Konfüçyüs’ün önüne getirmişler. Konfüçyüs kayaların arasında ve coşkun
suların içinde sağ kalmayı nasıl başardığım sormuş adama. ‘Çok kolay!’ demiş
adam. ‘Akıntı beni aşağı çektiği zaman daldım, yukarı ittiği zaman da su yüzüne
çıktım.'”
Kendini aldatmaya karşı gerçeği göğüslemenin, sertliğe karşı yumuşaklığın,
zorlamaya karşı zorlamasızlığın, tutkuya karşı tutkusuzluğunu, hoşgörüsüzlüğe
karşı hoşgörünün, savaşmaktansa savaşmamanın, erkeğe karşı kadının yanını
tutan bir öğreti bu…
Tao Te Ching önsözünden

Parka gittik karımla – Tao Te Ching’i tartışmak için. Bir ağacın altına oturduk…
Söyleşirken bir köpek geçti sahibiyle birlikte; plastik bir halka taşıyordu dişleri
arasında gururla. Ağaç altları kuru, çürük, kırık dal doludur hep. Köpekler sever
koca koca dallar taşımayı parkta gezerken. “Köpekleri de insanlaştırıyoruz,”
dedim, “budaklı, pis dallar yerine, bak, plastik halkalar taşıyor onlar da.” Karım,
“Parkta radyo çalmak gibi,” dedi – “Ve Tao Te Ching’i tartışmak gibi,” dedim, “kuş
seslerini dinlemek dururken.” Sustuk; parkın sesini dinlemeye koyulduk.

“hep hiçlikte kalanlar görür onun özünü
hep varlıkta kalanlar görür onun yüzünü…”1
*
İnsanın gözünden yaş getiriyor:”Sustuk; parkın sesini dinlemeye koyulduk”.

Taocu bilge Zhuang Zi’nın (Cvang Dzı’nın) şöyle bir öyküsü var –
Bilge, sofist dostu Hui Shi ile sık sık giriştiği keyifli tartışmalarından birine girişmiştir:
Zhuang Zi, göldeki balıkların “sevinç içinde” oynaşmalarına işaret etmekte, Hui Shi ise “Siz balık değilsiniz ki. Nasıl bilebilirsiniz onların sevincini” diye itiraz
etmektedir… Çetin bir söz düellosunun sonunda Zhuang Zi, “Gelin başa dö-
nelim,” der, “Siz çok iyi biliyorsunuz benim balıkların sevincini bildiğimi aslında!
Bunu ben, kıyı boyunda gezerken duyduğum kendi sevincimden biliyorum…”

“Şu sopaya sopa dersen, sözcüğün anlamına ayağın takılır, tökezlersin. Sopa
değildir dersen, gerçeği çarpıtmış olursun. Ne yapacaksın öyleyse?..”

Bu bir “koan” – yani Zen Budizmi’nde ustanın, tini mantığın zincirlerinden
kurtarmak için öğrenciye verdiği, mantık yoluyla çözümü olanaksız olan ödev.

TAO ve TE kavramlarını anlatmak da işte böylesi bir koan: YOL’a yol desen,
yordam desen, ahlaka ve geleneğe takılır ayağın, SÖZ’e söz desen, anlam desen,
mantığın ve usçuluğun zincirlerine… ERDEM’e erdem desen, iyi-kötü ikilemine
takılır ayağın, YAŞAM’a yaşam desen, kuvvet, enerji desen, pozitif bilimlerin
kavramlarına…
*
vay anam babam vay! Hay bin kokmuş galaksi köftesi

Tasavvuf felsefeleri ile Lao Tse’nın Taocu’luğu arasında derin bir yakınlık
var. Ama burada da yüzeysel bir sözcük benzerliğine takılmamak gerek – ‘YOL”
bir bakıma “tarikat” sözcüğünün kökü olan Osmanlıca “tarik” (yol – yordam –
yöntem) sözcüğünü anımsatıyor. Ama TAO, tarikatin “tariki”yle, “yol”uyla da
tam özdeş değil. Örneğin Yunus Emre,
“Şeriat, tarikat yoldur varana,
Hakikat kapısı andan içerü.”
diyor. Bu anlamda alırsak, TAO, hem üzerinden gelinip geçilecek yoldur – Tao
Te Ching’de bundan “insanın YOL’u” diye söz edilir; ama hem de “hakikat
kapısı”nın ta kendisidir – ki buna da Tao Te Ching “Göğün YOL’u” der: “O”,
herşeyin kaynağı olan “HİÇLİK”tir.

“ERDEM’li kişi
ERDEM’i bilmez
ondan ERDEM’lidir o
ERDEM’siz kişi
çabalar ERDEM’i yitirmemeğe
ondan ERDEM’sizdir o…” (38)
YOL’u yitirince ERDEM
ERDEM’i yitirince aşk
aşkı yitirince adalet
adaleti yitirince ahlak
sadakat ve güven kıtlığıdır ahlak
ve başıdır huzursuzluğun…”

 

Katıksız Karanlikta Diyalog

Hiç bilmediginiz birbucuk dönümlük bir alanda katıksız karanlıkta kaldınız mi?

Biz dün kaldık, hem de iki saat. Emin olun yaninizda açıkgöz birinin degil görme engelli bir rehber olmasını istersiniz. Bizim vardi, hicbisey göremedigimiz yalnizca onun sesiyle yönlendigimiz icin ona inanmak durumunda kaldik, çünkü bize, korkmayin bende gece görüş gözlügü var hic birinizi burada kaybetmem! Demisti karanliga daldigimizin ilk dakikalarinda Gece görüs gözlugunun körlük oldugunu gezinin sonunda öğrendik.. Elimizde beyaz bastonlarla bi sürü dehlizlerden gecip, sebze Pazarlarina gidip, gercek bi tramvaya, tekneye binip sadece kulaklarimiza burnumuza ekip ruhuna ve kör rehberimize uyum sağlayarak sağ salim aydinliga ciktik, büyük bir deneyim oldu, sizlere de öneririm.

Dialogue in the Dark”, İstanbul Gayrettepe Metro İstasyonu’nda …

Sanirim bundan sonraki tüm hayatimda görme özürlü kardeşlerimiz icin daha duyarli olacagim, toplumsal hizmet sahalarinda onlarin haklarini savunacagim, elimden gelen hizmeti sakinmayacagim.

http://haber.rotahaber.com/dialogue-in-the-dark-gayrettepe-metro-istasyonunda-_420621.html

“Karanlik, tuhaf bir sey. Karanlikta yatan uc cesit insan vardir. ilk grup, hicbir sey goremedigi icinkorku icinde titreyenlerdir. ikinci grup, ilk grubun bu durumundan fayda saglar, cunku korku dolubir >nsanin kontrol edilebildigini bilir. Ucuncu grup ise, cebinde isik tasiyip da bunun iseyarayacagindan kuskulu olanlardir… isik yakmaktan korkarlar, cunku bu nerede olduklarini belli
edecek ve artik herhangi biri olamayacaklardir” Diyor Kryon

Buradaki karanlık mecaz olarak kullanılsa da soyut-somut fark etmiyor, ben onu somut olarak burada deneyimlemiş oldum. Tabi biz karanlıkta beslenen organizmalar değildik, kendi irademizle aydınlıktan karanlığa girdik -geçici olduğunu biliyorduk- ve çok şükür çıktık.

Benim eski bi şiirim vardı, “sıkıysa karanlıkta insan ol” diyordu bir yerinde. Ben de hep onu hatırladım. Orada sadece sesini duyduğum bi rehber vardı, sizi burada kaybetmem dedi ve ben ona güvendim, yapacak başka bi şey de yoktu zaten  Sonra aydınlığa çıktık ve rehberin kör olduğu anlaşıldı. Ona minnettarlığımızı bildirdik ve yollarımıza devam ettik. O yeni bir karanlık deneyimci maceracıya yardımcı olmaya gitti, biz de farkındalığımız üzerine düşünmeye başladık. Ne kadar da adem’in hikayesine benziyor?!

Güne bir de resim oyu yaptim: Karanlikta Diyalog 🙂

PaperArtist_2014-02-16_10-27-08

Keşif Dizisinden

Bakın, birisinin bu kadar yakınlığına izin vermek, herhangi birisini – sevdikleriniz dâhil, çocuklarınız dâhil, herhangi birini bu kadar yakınınıza almak cesur ve gözü pek bir insan olmayı gerektirir. Çünkü tüm çevrede katman katman, koruyucu, savunucu, maddi ve fiziki enerji vardır. Ama birisinin size bu kadar yakın olmasına izin verdiğinizde, onlar doğrudan sizin içinizde olurlar ve sizi içten kucaklarlar. Güvenmek, izin vermek yoluyla, bir bilinç düzeyi elde etmişsinizdir. Bu size iyi hizmet edecektir. (Adamus)

…

Lafta kalmasın hemen deneyin, içinize almak istediginiz biri varsa, şasmaz bi isabet ve güzellik. En son dün Sri Nithyananda Swami ile kucaklaştım ve müthiş bir deneyim oldu. Gerçi Adamus gayet ayrintili anlatmis, buna ilave edebilecegim sadece kendinizi rahat hissedeceginiz bir yerde olun, ben cogu kez uzanir durumdayken yaparim,. Öncesinde en az bi on dakika nefes egzersizi yaparim ve tabi beklentisiz kalmak önemli. Heyecan yapmayın, olursa olur, degilse ne olacak degil mi:) Şoyle devam etmis zaten adamus : Hemen doğrudan deneyimlemeyeceğiniz bazı deneyimler. Evet, deneyimleyeceksiniz ama hemen farkına varamayacaksınız. Bazen bunun gerçekten ne olduğunu idrak edebilmeniz, saatler, aylar, haftalar alacak. Deneyimlerde, hiçbir şey yapmaya çabalamayacağız. Efor sarf etmeyeceğiz. İzin vereceğiz ve sonra ortaya çıkması için bırakacağız. Zihinsel stres yok. Çaba yok. Sadece izin verme.

Evlilik Kurumu Yeniden

All in one’s Perspective ! Cognition !

Banta asked Santa, “What is the secret behind your happy married life?”

Santa said, “You should share responsibilities with due love and respect to each other. Then absolutely there will be no problems.”

Banta asked, “Can you explain?”

Santa said, “In my house, I take decisions on bigger issues where as my wife decides on smaller issues. We do not interfere in each others decisions.”

Still not convinced, Banta asked him, “Give me some examples”

Santa said, “Smaller issues like which car we should buy, how much amount to save, when to visit home town, which Sofa, air conditioner, refrigerator to buy, monthly expenses, whether to keep a maid or not etc are decided by my wife. I just agree to it”

Banta asked, “Then what is your role?”

Santa said, “My decisions are only for very big issues. Like whether America should attack Syria, whether the European Union should lift sanctions over Zimbabwe, whether Tendulkar should retire, about Salman Khan’s Marriage etc. Do you know one thing, my wife NEVER objects to any of these.”

  • Turan Erdal Cok iyi, herseyi kadin yapiyormus, erkek de kadinin verdigi kararlarin arkasinda saklaniyor. Bu bana biraz da ironi gibi geldi….
  • Sibel Atasoy Aynen öyle velakin bir kişiyi sevmek ve gerçekten benimsemiş olmak, hayatını onunla sürdürmeye devam etmek için bu denli bir beğenme ve teslimiyet gerekir. Kimse sizi birinin emrine (lafın gelişi) girmeye zorlamadı. Eğer bunu yapamıyorsanız ya da yapacak değerde bi eş bulamıyorsanız niye evlenirsiniz be yaw?
  • Turan Erdal Neden özgün iki kisi karsisindakinin de karar verebilecegine tahammül edemiyorlar. Sevmek demek karsimizdaki ile erimek degildir ki. Sevmek karsimizdakini kendimiz gibi karar verebilen özgür bir kisilige sahip olan biri olarak kabul etmek degil mi?
  • Sibel Atasoy Bütünlenmiş iki kişi çoğu kez birbirine rastlamaz, rastlasa da çoğu kez evlenmez, yolu bi zaman birlikte yürüyebilir belki
  • Turan Erdal Evlenmek kötü bisey o zaman
  • Sibel Atasoy Evlenmek eski ve eril düzenin bulduğu bir çare, neden böylebir kurum oluşturuldu diye sorgulayıp epeyce yazdık çizdikti bi zaman. Diğer pek çok kurum gibi yeni dünyada yeniden ele alınıp o topun başına nöbetçi gerekir mi diye (askerlikteki eski şaka konusu) sorgulamak lazım
  • Turan Erdal O zaman bazi müslümanlarin yaptigi cok mantikli. Onlar üc kere evli ve bosadim deyince oluyormus. Gerci o zaman da o sözü söylemenin ne anlami var diye sorulabilir.
  • Sibel Atasoy Yani şeriat düzeninde başka farklılıklar da var, örneğin erkek çocuğu olmayan kadının sosyal bir mevkiinin olmaması, mirastan pay alamaması filan gibi, bence o konuya girmek gereksiz şu an
  • Turan Erdal Ben sadece evlilik ve bosanma kismini söyledim. Diger bölümler beni ilgilendirmez. Lafin kisacasi iki özgün kisinin bir arada yasamasi zor diyorsun.
  • Sibel Atasoy İhtiyaçtan birbirlerine yaklaşmayacakları için zor diyorum, sırf yol arkadaşlığının keyfi pek zorlayıcı bi itki değil
    • Turan Erdal Bunu devlet boyutunu düsündügümüzde de benzer seyler olmali. Devlet vatandaslarinin özgün olamadigi icin mi birlestirici yasalar öneriyor? Hani özgün insanlari bir arada tutmak zordur diye. Oysa senin dedigin gibi belli konularda cok iyi yol arkadasi olabilirler. Ama bu tüm yol boyunca degil. Bu anlamda taraf olunmak sadece belli projeler icin veya konular icin olabilir. Belki de böyle bir yaklasim cok enerji gerektirdigi icin pek iyi bakilmiyor.
    • Sibel Atasoy Haklısın