Nedensellik – Belirlenimcilik , Rastlantı ve Özgür İrade

Sık sık inananların ruhun varlığı kabul edilmeden özgür iradenin varlığı olanaksızdır savıyla karşılaşmaktayız. Bu savı temellendirmek için de, maddi dünyada her olayın bir nedeni vardır, rastlantısal hiçbir olay yoktur, olaylar zincirleme olarak birbirini belirlerler, dolayısıyla, duygu ve düşüncelerimiz beynimizdeki elektriksel ve kimyasal olayların sonucundan ibaretse, özgür irade olanaksızdır argümanı kullanılmaktadır.

Önce, tarih boyunca sonu gelmez tartışmalar yaratan şu rastlantı sorunsalını irdeleyelim. Rastlantı nedir? Elimdeki İngilizce sözlüğün coincidence maddesi, rastlantıyı, şans (chance) sözcüğüne gönderme yaparak açıklıyor: olayların şans eseri ortaya çıkması… Chance sözcüğüne baktığımızda ise, olayların görülebilecek ya da anlaşılabilecek herhangi bir neden olmaksızın ortaya çıkması olarak tanımlandığını görüyoruz… Metin yazarı da, birazdan savunacağım, rastlantı olarak değerlendirilen her olayların gerçekte nedenlerinin olduğu inancını paylaştığından olsa gerek, altını çizdiğim sözcükleri tanımda kullanmış.

Bu noktada, rastlantı sözcüğüne ait temel iki anlamsal ayrımdan söz etmek istiyorum. Bizim rastlantı diye adlandırdığımız olay, görülebilecek ya da anlaşılabilecek olmayan bir nedenden ötürü ortaya çıkmış olabilir. Bizim mevcut algı ve bilgi yeteneğimizi aşan -belki de bizim hiçbir zaman bilemeyeceğimiz- bir nedenden dolayı ortaya çıkan bu olayı rastlantı olarak nitelediğimizde epistemik (bizim bilişimize özgü) rastlantıdan söz ediyoruz. Oysa, olayın gerçekte hiçbir neden olmaksızın ortaya çıkması durumunda, bu ontik (varlığa özgü) bir rastlantı olacaktır. Aşağıda, evrende ontik rastlantının olmadığını, olsa bile bunun özgür irade konusuyla bir bağlantısı olmadığını savunacağım.

Devamını oku “Nedensellik – Belirlenimcilik , Rastlantı ve Özgür İrade” →

Temel Fizik – Feynman

[Richard Phillips Feynman, The Feynman Lectures on Physics, Volume 1, Chapter 2: Basic Physics]

Giriş

Bu bölümde, fiziğin sahip olduğumuz en temel ilkelerini, nesnelerin doğasını şu anda nasıl gördüğümüzü inceleyeceğiz. Bütün bu fikirlerin doğrulanmalarının tarihine girmeyeceğiz, bunu zaman geçtikçe öğreneceksiniz.

Bilimsel olarak ulaştığımız şeyler sayısız şekilde ve nitelikte karşımıza çıkarlar. Örneğin, kıyıda durup denize baktığımızda suyu, dalgaları, köpükleri, çalkantıları, suyun sesini, havayı, rüzgârı ve bulutları, güneşi ve mavi gökyüzünü ve ışığı görürüz. Çeşitli renk, görünüm, sertlik ve dayanıklılıkta kum ve taşlar vardır. Belki mutluluk ve düşünme bile vardır. Doğadaki herhangi bir diğer görünüş de benzer çeşitlilikte nesneler ve etkiler barındırır. Nerede bulunursa bulunsun her zaman bunun kadar karmaşıktır. Merak, soru sormamızı sağlar; böylece öğrendiklerimizi bir araya getirir ve çeşitli yönlerden kazanılmış bilgiyi anlayamaya çalışırız. Nispeten az sayıda doğal nesnelerden ve etkiyen kuvvetlerden sonsuz türde birleşimler oluşabilmesi sonucuna vardığımız gibi.

Örnek olarak: Kum, kayadan farklı bir madde midir? Belki de kum, çok büyük miktarda minik kayadan başka bir şey değildir! Ay büyük bir kaya parçası mıdır? Kayaları anlarsak kumu ve ayı da anlamış olur muyuz? Rüzgâr, denizdeki suyun çalkantısı gibi havada oluşan bir çalkantı mıdır? Farklı hareketlerin ortak özellikleri nelerdir? Değişik türlerdeki seslerde ortak olan nedir? Kaç farklı renk vardır? Ve sorular böyle devam eder. Bu yolla her şeyi basamak basamak çözümleriz, başta farklı görünenleri toplar, farklı olanların sayısını indirmeyi umar ve sonuçta onları anlamaya çalışırız.
Devamını oku “Temel Fizik – Feynman” →

Barış Ararken…

Barış adeta bir güneş gibi anlayıştan doğar, bilinmeyenden korkarak batar. sa
İşte bu sebeple 3B dünyasında barış ve savaş birbirlerini gece ve gündüz gibi şaşmaz bi kararlılıkla takip eder. Ta ki bilinmeyenden zevk alana kadar devam eder. Sürprizlere açık olmak, yaratıcı 5B boyutunun temelidir. Sonsuz, tanımsız yaratıcının, sonsuz şefkatini bir kere hissettiğinizde, bilinmeyene karşı hazırlıklı olma telaşı kaybolur, şu an ve burada mantıksız (!) bir güven kaplar içinizi.

‘Yıldızları görmek için belirli bir karanlık gereklidir.’ Demiş Osho

İşte her şey bundan ibaret. Bilinçle bilinçaltı perdelemesi, bu sebepten oluşturulmuş bi oyun. Hızlanmak için…
Şimdi ben Barış isterken, anlayışı derin biri çıkıp “işimizi yavaşlatıyorsun Sibel” derse ona “evet aynen kardeşim” derim

*

Sebepleri anlamak, anlayışta derinlik kazandırır. En azından bana öyle oluyor:)

İç görülerimle (yüksek benliğimle) bağlantım hep iyidir ve çoğu kez de onun yol göstericiliği ile yaşadım, sadece böyle de yapabilirdim ama doğam başka türlüsünü gerektiriyordu, buna ilaveten sebep-sonuç ilişkileri kurarak mantığımı da ikna ederek, çift dikiş ilerledim. Her birimiz benzersiz kendi dinimize (hayat yolu) sahibiz.

Halleri deneyimlemek icin sebep sonuc analizi gerekmiyor ancak o haller de tipki ruya gibi kontrolsuz dolasimlar ve cok hos tabi bi yaniyla. Ancak HALden makama transfer icin bilincli cabalar gerekiyor güm üstatlar da bunu desteklemisler. Zaten bi makama demir attiginizda yine farkli halleri gelisiguzel dolasmayacaksin diye bi durum yok, bu sonsuz bi yolculuk. Kuantum fiziginde buna Sanal Geçişler deniyor. Bu durumda makam için de kuantumun Gercek Geciş tabirini kullanmakta sakinca olmaz sanirim.

Bu gezintilerde kaybolma olmuyor cünkü halen zaten bi makamin var, yani birlesim noktasinin sabitlendigi bir noktan var (psikolojik agir bi vaka degilse insan), yerine ruyadan uyanir gibi tip diye donuveriyorsun 🙂 Fakat yeni bi makama cengellenmek icin ve hal gezintilerine KENDI IRADENLE çıkıp istedigin zaman donebilmek, istedigin yere bilerek gitmen gibi bilincli geziler hep Cc nin ogrettigi ustalasma calismalarini gerektiriyor 🙂

  • Turan Erdal Ben “mantigimi ikna etmek”ten bunu anladım. Yani çocuk avutmak gibi bişey mi?
  •  Sibel Atasoy Mantık bi canlılık değildir ki, o bi kavramdır, yöntemdir, soyuttur yani çocuğumu ikna etmeye benzemez. Ona bu gezegendeki insanlık BİLGİsini ikna etmek denilebilir:) Yeni olanı (yeni bi ifade yeni bir bağlama biçimidir zaten) eskiyle hemhal etmektir. Eski ölüp yeni gelmez, her zaman bunla birbirlerinin içinde pişerler ve ortaya yeni yani sentez çıkar. Demek ki benim yöntemim buymuş, bilmiyordum, sorduğun için teşekkür ederim
  • Turan Erdal Demek ki mantık sürekli sentez yapmakla meşgul. Yani meşgul olmak için sürekli etkin olmak zorunda. Diğer tarafta dingin birşeyin de olmadı gerekiyor, aynı okyanustaki dalgalar gibi. Dalgaları mantık kabul edersek tabii.
  • Sibel Atasoy Güzel bi çıkarım yaptın. Zihnim sentez süreciyle meşgul olduğu için benimle pek uğraşmaz, o sebeple sakinim ve yüksek benliğimle sürekli bağlantı içindeyim.
  • Turan Erdal Zihnin senden ayrı bişey mi? O zaman sen kimsin?
  • Sibel Atasoy Tanık diyebiliriz belki, pek düşünmedim ancak onun ölümsüz sonsuz bi şey olduğunu hep bilirim, hatta çocukluktan beri ölememekten çekinmişimdir, çünkü belki bu başka bi çeşit mahkumiyettir. Fakat son yıllarda bunları daha iyi oturtabiliyorum ve korkum geçti
  • Turan Erdal Mantığını susturdun yani ,-)
  • Turan Erdal Yani senin için “doğru-yanlış” pek yok mu diyorsun?
  • Turan Erdal Yani kimin neyi nasıl cevap verdiği onun algı seviyesini gösteriyor diyorsun.
  • Sibel Atasoy Onun mu benim mi artık! Fark etmez canım 🙂

Yıldızlar Kanımın İçinde Dolaşıyor!

Determinist olmama hali, kuantum TEKİNSİZLİĞİnin ilk örneğidir diyor H.Pagels.

Bu, bilinemeyecek ve kestirilemeyecek fiziksel olayların varlığı anlamına geliyor. Kuantum teorisinin determinist olmaması, neyin bilinebilir, neyin bilinemez olduğu konusunda bir ilke sorunudur, bir deney tekniği değildir.

Einstein’ı sıkan da budur. Çünkü O, “yaşlı adamın” her şeyi var olduğu haliyle planlamış olduğunu varsaymak istiyor.

Maddi dünyanın temelindeki rasgelelik, bilginin olanaksız olduğu veya fiziğin başarısız kaldığı anlamına gelmez. Tersine, determinist olmayan evrenin keşfi, modern fiziğin bir zaferidir ve doğanın yeni bir görünümünü açmaktadır.

Yeni kuantum teorisi birçok kestirimde bulunmaktadır (hepsi deneyimle uyumlu olan kestirimler. Fakat bu kestirimler olayların dağılımı içindir, tek tek olaylar için değildir)

Bu, belli bir el, kartların ortalama kaç defa dağıtılacağını kestirmeye benzer. Olasılık dağılımları nedensel olarak belirlenmiştir, belirli olaylar olarak değil.

Heisenberg Belirsizlik İlkesini, Bohr da Tamamlayıcılık etkisini keşfetmişlerdi. Bu iki ilke kuantum mekaniğinin Kopenhag Yorumunu oluşturdu.  Bu, fizikçilerin çoğuna kuantum teorisinin doğruluğu ve iç tutarlılığı konusunda ikna edici oldu.

Bu tutarlılık, doğal dünyanın determinizmini ve nesnelliğini reddetme pahasına satın alınmış bir tutarlılıktı.

Turan Erdal Bireysel “davranisi” kestirebilmek olanaksiz olsa da istatiksel, yani bir üst düzeyde o bireylerin toplaminin ne yaptigi konusunda fikir yürütme imkani var. Bu atomlari irdelerken ayni, bu bireyi ve toplumu irdelerken de ayni. Bireylerin bile farkina varmadigi iletisimsel baglarla bir “üst” benlik olusuyor. Buna bazilari swarm-intellingence de diyorlar. Gercekten de cok ilginc. Evren hem büyük ölcekte sonsuz gibi görünüyor, hem de kücük ölcekte….

Sibel Atasoy Bunu çok küçük yaşlarda kendimce şöyle ifade ediyordum; “yıldızlar kanımın içinde dolaşıyor!”
Minik bi çocuktum, hislerimi ifade edecek kelimelerden henüz yoksundum, yine de kuantumdan sonra daha anlamlı gelmeye başladı bu cümle Sık sık kendi elimin kolumun derisinin üzerinden onun altındakileri okşuyordum, bilmediğim büyülü bişeyler olduğunu içimde hissediyordum, hatta bazen kesip baksam mı diye uçlara doğru ilerliyordu merakım ama bunu hiç yapmadım, akılcılığım galip geliyordu herhalde.

Turan Erdal O zaman kuantum teorisi ile tanisman cocukken olan icindeki “resmi” tamamlamaya (aciklamaya) yaramis. Bence de cocukken kafamizda beliren resimler büyük yasta da baska sekilde bizimle karsilasiyorlar.

Sibel Atasoy Hatta insan o küçük yaştakı esinlerini kovalıyor hep bilmeden bile diyebiliriz  Kuantumla ilk karşılaştığımda- herhalde yıl 1992 filan- çok büyük bir vurgun gibi oldu. Büyük bi sarsıntı geçirdim, adeta asla buluşamayacağın sevgiliye aniden kavuşmak gibiydi, ferhadın şirinle bi dağ kovuğunda aniden yüz yüze gelmesiydi. Sanırım bunu ancak yedi yılda sindirdim ve o sindirdiklerimi 99 yılında hemen depremden sonra Sırıtkan Kırmızı ay ile kısmen dışa attım.

  • Turan Erdal Bu “rüya”lari uzun zaman kovalayabilmek de bi marifet olmali. Cogu insan unutuyor, geciyor…
  • Sibel Atasoy Bilinçli sen’in unutması önemli değil, niyetin onu unutmuyor.
    Berrin Pirgon geceleri yıldız toplamadan uyuyamam.bana ait olanları sembolik olarak bütünlerim.seni dinleyince onu hatırlıyorum
    Sibel Atasoy Seni anlayabiliyorum o kadar çok gökyüzüne baktım ki, benim yerimde biri herhalde astronomi ile ilgili bi meslek seçerdi
    Berrin Pirgon neden olmadık ki,ben de şaşırıyorum  bir de uykuya yattığımda gözlerimi kaparım başka bir göz açılır ve gökyüzü belirir.orada da yıldızlar vardır ve onlara bakarak uyurum:) hep deli olduğumu düşünürdüm,sonra anladım ki değilim :))
    Turan Erdal Bir de hatirlamak var. Cocukken gördügün rüya ile cok sonralari fark ettigin sey arasinda bag kurmayi saglayan bi bilinc.
    Sibel Atasoy Evet; bütünlüğün
    Turan Erdal Biz bütünlesiyoruz mu diyorsun?

Sibel Atasoy Zaten bütünüz de, parça kısmımızda bulunuyoruz çoğunlukla. Daha doğrusu parça kısmında bulduğumuz anları ve olanları hatırlayabilyoruz.

Turan Erdal Baglanti kurdugumuzda büyüdügümzü anliyoruz galiba

Sibel Atasoy Net olsun diye tekrarlayayım, benim hissim şudur ki, büyüyen bi şey yok, doğan ve ölenin olmadığı gibi, sadece hatırladıklarımız var

Turan Erdal O zaman yeni diye hitap ettigimiz seyler de hatirlama

Sibel Atasoy Yanılıyor olabilirim ama şu an itibariyle benim his ve bilgilerimin ortak bileşeni böyle diyor evet

Turan Erdal “Ortak bilesen” dendiginde bireyden bagimsiz biseyle birey irtivata girmis mi oluyor? Bir nevi bazi anlarda gök yüzü bulutlardan ariniyor, kisa süre icin günesi görme ihtimali doguyor.

Sibel Atasoy Güzel benzetim oldu, teşekkürler

 

Kendimizin hayaliyiz!

Sibel Sordu: (Özet için bakınız)

Atom altı parçacıklarda tam olarak yerine oturtamadığım ilişkiler var, şu sorulara yanıt arıyorum:
1.Bozonlar, fermiyonların zıddı olarak aynı mekanı paylaşabilen parçacıklar ve bunlara toplu olarak tam spinliler deniyor. Fakat elekron gibi element de değiller galiba, yani birleşikler mi? Örneğin Çekirdekteki bazı proton ve nötron(nükleon) bileşikleri bozon oluyorlar?Bu ifade doğru mudur
2. Bozonlar-mezonlar ışıktan hızlıdır, güç/bilgi taşıyıcıları. Onların -elektron gibi- element hali de var mı?
3. Fermiyonlar, yani elektron, proton ve nötronlar olarak bozonlardan ayrılan madde yapı taşları olduğu halde, bazı çekirdek yapılarının bozona dönüşebilmesi ne mene bişeydir?
4. Takyonlar ve bozonlar arasındaki fark nedir?
5. Nötronların dönüş yönününün hareketleri doğrultusunda olması ne anlama gelir?
6. Yarım sipinliler (nötron,proton,elektron yani fermionlar), bildiğimiz madde alamini görünür-var kılıyorlar. Acaba yarım spin fizik terimini dualitik olarak yorumlamak mümkün mü?

Haluk Berkmen cevapladı:

Bu modele göre:
a) Maddesel Parçacıklar Leptonlar ve Kuarklardır. Bunların spini 1/2 dir. Yani topaç gibi saat yönünde veya tersine dönerler. Maddeyi oluştururlar. Bunlara Fermion denir. Çünkü Fermi-Dirac istatistiğine uyarlar.
b) Kuvvet taşıyıcılar. Yani, bir maddesel parçacıkla bir diğer maddesel parçacık arasındaki etkileşmeyi sağlarlar. Onların spini tam sayılı veya sıfırdır. Kvvet taşıyan parçacıklara Bozon da denir. Çünkü Bose-Einstein istatistiğine uyarlar. Foton ve glüonların spini 1, Z+, Z- ve Xo ınki sıfırdır. Yani dönmezler. Ayrıca kuvvet taşıyıcılar yer kaplamaz. Sadece birer dalgadırlar.

Atom altı parçacıklarda tam olarak yerine oturtamadığım ilişkiler var, şu sorulara yanıt arıyorum:
1.Bozonlar, fermiyonların zıddı olarak aynı mekanı paylaşabilen parçacıklar ve bunlara toplu olarak tam spinliler deniyor. Fakat elekron gibi element de değiller galiba, yani birleşikler mi? Örneğin Çekirdekteki bazı proton ve nötron(nükleon) bileşikleri bozon oluyorlar?Bu ifade doğru mudur.

Hayır, doğru değil. Proton ve Nötronlar Kuarklardan oluşur. Kuarkları ise Glüonlar birbirine bağlar. Ama serbest halde ne Kuark bulunur ne de Glüon.

  1. Bozonlar-mezonlar ışıktan hızlıdır, güç/bilgi taşıyıcıları. Onların -elektron gibi- element hali de var mı?

Hayır, Mezonlardan veya Bozonlardan atom oluşmaz.

  1. Fermiyonlar, yani elektron, proton ve nötronlar olarak bozonlardan ayrılan madde yapı taşları olduğu halde, bazı çekirdek yapılarının bozona dönüşebilmesi ne mene bişeydir?
    Doğru değil. Fermiyonlar Bozona dönüşmezler. Ama bozon bulundururlar. Örneğin Proton ve Nötronun Glüon bulundurnması gibi.

  2. Takyonlar ve bozonlar arasındaki fark nedir?

Bu konu halen tartışma konusudur. Benim görüşüm !!! onların Bozon olduklarıdır. Tek farkları ışıktan hızlı hareket ettikleri ve en düşük hızlarının ışık hızı olduğu. Bizim evrenimize düzen ve yasa getiren onlardır. Çünkü zamanda ters yönde (gelecekten geçmişe doğru) giderler.

  1. Nötronların dönüş yönününün hareketleri doğrultusunda olması ne anlama gelir?
    Bu konu pek okadar kesinlik kazanmış değil. Benim bilgim yok.

  2. Yarım sipinliler (nötron,proton,elektron yani fermionlar), bildiğimiz madde alamini görünür-var kılıyorlar. Acaba yarım spin fizik terimini dualitik olarak yorumlamak mümkün mü?
    Evet, mümkün. Ama bu fiziğin değil, felsefenin konusudur.

sevgiler. Umarım tatmin oldun Sibel. :=))

SA:

Teşekkürler Haluk. Üçüncü soruya bi ilavem var:
Bu durumda bozon barındırmak o çekirdek için ne gibi fark yaratır?

HB:
“Bozon barındırmak” bir mecazdır. Gerçekte öyle bir şey yoktur. Şöyle açıklayayım:

Diyelim ki iki protonu yüksek enerjide çarpıştırıyoruz. İkisinin toplam enerjisi kendi kütle enerjileri artı kinetik enerjiden oluşur. Kinetik enerji harekettten doğan enerjidir. Bu fazladan enerjiyi ya hareket olarak salmaları gerekir (elastik çarpışma) veya başka bir şekle dönüştürmüleri gerekir (inelastik çarpışma). Eğer enerji yeteri kadar fazla ise inelastik çarpışma oluşur ve fazla enerji fermion olarak saçılır. Yani istenmeyen enerji geri verilir. Bazen de mezon olarak da salınabilir.

SA:

Elektronlar da çarpıştırabilir mi? Eğer evetse aynı şekilde mi sonuç verir?
Resim çok güzel (bu çarpışma bana aşk gibi göründü! kih keh küh)

HB:
Evet ama elektronların çarpışması genelde elastik olur. Fakat yeterince hızlandırıldıklarında onlar da yeni parçacıklar üretirler.

İnsana benzetirsek, sperm yumurtaya girdiğinde inelastik bir çarpışma yapmış olur. Fazla enerji de de bebek olarak dışarı saçılır.  Bazen tek bebek bazen de ikiz veya üçüz olarak. Heee  hee…nasıl? benzedi mi?

SA:

fena değil 🙂
Peki iki yarım sipinlinin çarpışmasından bir tam sipinli çıkabilmesini neye benzetiyosun?

HB:
Aslında çıkan tam spinli parçacık bir ara parçacık. Yani çıktıktan sonra mutlaka bir yarım spinliye kuvvet iletmesi gerek. Serbest halde çok kısa bir süre kalsa da sabit bir parçacık olarak yaşamı yok.

Bozonların serbest parçacık olarak yaşamları bu evrende yok. Bu evrene fizik evren dersek “fizik ötesi” bir evrende yaşıyorlarsa o evrene de “metafizik” (fizik ötesi) evren demek gerekir. Yani metafizik varlıklar varsa, örneğin ruhlar cinler ve benzerleri, onların özellikleri takyonlar gibi olmalı. Yani ışıktan hızlı hareket yetileri olmalı. Bunun da anlamı onların her yerde anında olabilecekleridir. Onlar parçacık değil, sadece dalga yapısına sahip bir tür görüntüler denebilir. Zaten bu görüntüleri görenler hatta duyanlar da var.

Doktorlar bu tür insanlara hasta, hayalperest hatta şizofren gibi sıfatlar yapıştırmayı seviyorlar. Çünkü pozitif tıp için bir insan ya bu dünyaya odaklıdır ve sağlıklıdır veya bu dünyadan farklı bir boyuta odaklıdır ve hastadır. Oysaki eskiden beri insanlar (şamanlar, ruhsal ve mistik kişiler) farklı bir gerçekliğin varlığını savunurlar. Farklı bir evrenin varlığına ben kesinlikle inanıyorum ve hatta “Takyon Evren” adını verdiğim kendime ait bir evren modelim var. Ancak bu modeli matematik denklemlerle oluşturmam gerek.

SA:

Takyon evreni ismini sevdim, bir başka önerim de “salınımcılar” olabilirdi 🙂
“Işık hızında olma” kavramını ben çoğu kez, eylemi yaptığımız anda tam bilinçli olmak, eylemin tüm bağlantılarını biliyor olmak diye tarif etmiştim.
Farkındalığı ise, eylemi gerçekleştirdiğimiz an ile onun tüm vechelerini bildiğimiz an arasındaki zaman aralığı olarak tarif ediyorum. Bu aralık kısaldıkça farkındalık ışığı artmaktadır, çünkü ışık hızına yaklaşılmaktadır.
Salınımcıların dünyasında olmak sanırım sürprizlere yer bırakmıyor.

HB soruyor:
Doğrudur, farkındalığın arttıkça olayların farkın varış hızın da artar. İleri düzeyde farkındalığın varsa anında bilinçlenirsin. Buna bilgelik de diyebiliriz. Çünkü gelen bilgi senin hafızandan getirdiğin bir bilgi olmayıp, Takyon evrenden gelen anlık ve büyük olasılıkla gelecekten gelen bilgidir. Geleceği bilenler bu bilgiyi Takyon evrenden alma yetisine sahip insanlar olabilir. Tabii ki bu konuda dikkatli olmak gerek, çünkü etrafta bol miktarda sahtekâr da var.

Beni asıl düşündüren ve halen yanıt bulamadığım bir sorum var. Bu soruyu sizle paylaşmak isterim. Biraz bilimsel olacak ama sezgisel yanıtlara da uyarım.

Soru: Işık, yani elektromağnetik radyasyon elektromağnetik kuvveti ileten bir bozondur ve adına Foton denmektedir. O zaman her ışık dalgası veya radyasyonu mutlaka bir kuark ile veya bir fermion ile buluşması gerekir. Serbest bozon yoksa serbest foton da olmamalıdır. Peki ama güneşten çıkan fotonlar önceden bir fermion ile buluşacaklarını bilerek mi yayılıyorlar? Yoksa “biz yola çıkalım da nasıl olsa bir fermionla karşılaşırız” diye mi düşünüyorlar.

Tabii ki onlar düşünmüyor. Fakat bozonların doğal yapıları gereği serbest halde bir foton da olamaz. Elektromağnetik radyasyonun bir türü olan ışık yayılırken dalga özelliğini koruyor. Parçacık özelliği ancak bir fermionla karşılaştığında ortaya çıkıyor. Bu radyasyon da küresel olarak yayılıyor. Çizgisel değil. O zaman kürenin bir kenarı mutlaka maddesel bir parçacıkla karşılaşacaktır. Yani, kaynaktan çıkarken bir tür karşılaşma garantisi ile yola çıkıyor.

Neyse, biraz uçuk bir soru oldu, fazla ciddiye almayın.

SA: yooo soru gayet açık ve cevabı da kendin vermişsin, yani:” kaynaktan çıkarken bir tür karşılaşma garantisi ile yola çıkıyor.”
diyorsun 🙂
Ben ise her zamanki gibi ne fark eder diyorum 🙂
(Malum Molla nasreddin sendromu var!)

HB:

“Erenler meclisinde yanıtını önceden düşünmediğin bir soru sorma” derler.

Bir diğer açıklaması, herşeyin herşeyle zaten bağlantılı olduğudur. Bu durumda fotonlar veya elektromağnetik radyasyon bu bağlantının görünen yankısıdır. ama görünmeyen şeklide bu bağlantı her boyutta vardır.

Bu bağlantıyı tıklayın.
http://www.youtube.com/watch?v=4fo__9hCIJk&feature=related
SA:
Tamamen Katılıyorum. Bu Video da yakın zamandaki bi çok benzeri gibi çok güzel, oldukça yalın ve aydınlatıcı. Bu sohbet için teşekkürler Haluk.