Genelleştirmelerin sonu geldi

Hiç bişey genelleştirmeye gelmiyor insan için. Tedavisi de özel dini de özel, biricik sadece ona ait. Örneğin tedavi yöntemleri hızla değişecek. Sonuç odaklı değil, sebep odaklı ve sadece o insan için araştırma, teşhis ve tedavi metoduna geçilecek. Bu yöntem ilk başlarda ameliyattan ve ilaç tedavisinden çok zor çünkü hastanın güvenini sağlamış değil, plasebo değeri işlemiyor. Fakat inat edilirse uğraşılırsa zaman içinde kabul görür.. Ve gördüğünde işte o zaman tedavi dediğin şey en kolay en yan tesirsiz ve en ucuz olay olacaktır.

Herkes ilk başlarda bir başkasını kolayca tedavi edebilecek, zamanla kendini de tedaviyi başarabilir, tıpkı kendi rüyanı zamanla deşifre edebilmek gibidir.

Fakat tüm bunların işlerliğe kavuşması, etkili dinleme (bilmiyorum noktasından) ve kendini işe karıştırmadığın soruların nasıl sorulabileceğinin öğrenilmesiyle başlayacaktır. Tedavi, hastanın kendi cevabını bulduğu an mucizevi denilebilecek bir etkiyle derhal gerçekleşmiş olur.

Mucizenin tam ortasındayız.

Kut nerede?

Yazının öncesi için tıklayınız

Altay kabilelerinde KUT’un bedenin hangi bölümde olduğuna dair zaman ve yer itibariyle değişik inanışlar olmuş.  Bunları şöyle sıralamışlar:

  • Bitkisel ruh plasenta ile ilişkilendirilmiş, dışsal etki ve buna umay demişler.

  • Kan ile ilişki neredeyse her yerde ve tüm zamanlar için söz konusuymuş, Kut kanda olmalıymış.

  • İskelet-ruh, yeniden doğuşu simgelemiş. Yeryüzünde sürekli olarak bulunduğu sanılıyormuş.

  • Kafatası-ruh… Us gücü ve zeka ile ilişkilendirilen kut. Kafatasına meraklı olmaları sanırım bu sebepledir. Kelle kesmek, onlardan kupa yapmak vs gibi oldukça (şu an bize öyle gelen) vahşi yöntemlerin gerisinde böylesi ruhsal giz var.

  • Saç-ruh. Kutun saçlarda oluşu uzun zaman hüküm sürmüş. O dönemde hem erkek hem de kadınların uzun saçlara önem vermeleri ve bulunan bazı kanıtlar hem altaylar hem de kızılderililer için saçın kutla ilgisini ortaya koyuyor.

Özellikle kadınların belik dediğimiz saç biçimleri bence çok anlamlı. Saçı önce ikiye ayırıyorsunuz sonra her bir bölümü üçe ayırarak örüyorsunuz! Buradaki 3X2 durumunu iyi düşünmenizi öneririm.

Ayrıca ben insanların doğalarının  saç cinslerine göre sınıflanabildiğini gözlemledim. İnce telli düz saçlar, kalın telli düz saçlar, dalgalı saçlar, kıvırcık saçlar! Hepsine dair bazı çıkarımlarım var.

Peki eski dönemlerde kadın saçlarının dalgalanması için çaba gösterilirken son 30 yıldır işkence ile (fön aleti) düzleştirilmesine harcanan emek, zaman ve parayı nasıl yorumlarsınız? Peki ya aniden ortaya çıkan saçların iki örtü altına sıkı sıkıya hapis edilmesiyle ilgili dini olduğu söylenen ritüele ne anlam vereceksiniz?

Levitation/ Sihir/işlev

Levitation’ı hatırlayınca yeniden gözden geçireyim dedim ve önüme bu video çıktı. Eminim seveceksiniz 🙂 En ilgimi çeken ikili disk boşluğa konulduğunda aynen kuşlar gibi hızla birbirleriyle çarpışmadan yol alıyorlar!

Manyetik alanlar bize sihir gibi görünüyor doğrusu

http://www.youtube.com/watch?v=GHK4b_HPrvU&feature=share

**

“alın verin, ekonomiye can verin” yerine “öğren, üret; kendi kendine yet”

Kendine yetmek, bizatihi kişiye ait en can alıcı kabiliyet olmalı tabi kişilerden de uluslara, oradan da tüm dünyaya sirayet eder. Kendine yetmek; öz Türkçe anlamıyla “kendine varmak”, kendine ulaşmak” anlamını da taşır.

**

En rahat, en kolay ve en güzel yaptığın şey senin işlevindir. İş değil doğal aşktır o 🙂
İşlevini zaman yitirmeden belirle, konuları ve senin niyetin her zaman değişebilir. Sıkılmaya fırsat bulamazsın. İşleyen demir de ışıldar. Yanakların al al, gözlerin ışık ışık olur. Bir kilometreden farkederim seni ve derim ki : işte işlevini severek yapan biri!

**

“Geyikleri kesmeye değil yanımıza katmaya çalışıyoruz” diyor Ersin frekansımız.

**

Alemin tek kuralı var: Özgür irade
Saygılı olmak gerek.
Sevgisi olana saygı ne gerek?
Ben de öyle sanırdım velakin değilmiş!
Saygı; sevginin genişlemesi, içe–dışa sirayet etmesiyimiş. Kendiliğin gelişmesi, başka kendilerine gelişme imkanı tanınmasıymış.
Yeterinceyi, mükemmel zamanlamayı, kendiliğindenliği görüp bilmekmiş.
Görüp de söylememeyi başarmakmış.
Zorla güzellik olmazmış.
Sormadan cevaplanmaz, istenmeden verilmeye çalışılmazmış.
Binbir hali tanımakmış saygı.

Hatırlamalar çağı

Yaşamlarımızın, bildiğimiz sebep ve sonuçları, kendimizii ikna ettiğimiz kandırışlar gereğidir. Her şey değişik düzeylerde kandırıştır dediğimde biliyorum bundan hoşlanmayanlar oluyor; çünkü kendi dışlarında gerçekten bir gerçek olduğuna inanabilmek istiyorlar 🙂 Belki de bi bildikleri vardır velakin ben evrime dair kuvvetlenen hissimden başka bi şey bulamadım. Evrim gerçekten de sahici fakat o da bizim dışımızda değil, hatta onun tam da göbeğindeyiz.
O halde “kandırma” kelimesine yüklenmiş ve bizi tiksindiren anlamı kaldırmayı seçebiliriz, zaten her an saçmaladığımızı ve bunun yaşam denilen şeyin temeli olduğuna karar verebiliriz. Saçmalamak da hoş bir kelime, hafiftir, deneyin bakın, neşelendirir. 🙂

  • Hanife A‎”oyun” kelimesi de çok rahatsız eder insanları..oysa çocuklar bayılır oyuna ve ona dair her şeye..bir de burdan düşünmekte fayda var bence.

    Sibel Atasoy evet aynen 🙂 Oyundan başlamak daha iyi (kandırış kısmına geçmek biraz zaman alabilir)

    Hanife A

    mesela..çocukluğumuzda sıkça oynadığımız evcilik oyunu..oyun başlamadan tüm arkadaşlar kafa kafaya verir, senaryoyu oluştururduk..kim anne kim baba kim doktor vs olacak, yerde serili kilim okul mu ev mi, yediğimiz domates ve salatalıklar aslında fırında köfte mi gibi:) yani aslında biz en baştan arkadaşlarımızla bir mutabakat yapardık.ve sonra oyun boyunca bu mutabakata sadık kalırdık. bazen oyundan sıkılan! ya da rolünü! sevmeyen olursa, oynamıyorum ben diye giderdi:)

    ‎0-6 yaş çocuk ve ona dünyayı öğreten arasındaki şey, yukardaki evcilik oyunundan çok mu farklı sizce?

    Sibel Atasoy mükemmel örneklemişsin, en bildiğimiz, en sade şekliyle, sağol varol.
  • Hanife A ve hepimiz biliyoruz ki, bu oyunlar ne kadar tatlı, başdöndürücü olursa olsun, hava kararmaya başladığında, annemizin pencereden sarkarak bize seslenip, artık eve dönmemizi söyleyeceği bir an vardı..uzatmak, bahane bulmak, ayak sürümek işe yaramazdı hiç. şimdi aynı çağrıyı içimdeki anne-vahşi kadın- La Loba yapıyor..
  • Sibel Atasoy sanırım bu oyunu kurarken,uyanmanın bu denli zor olabileceğini düşünmemiştik 🙂 Kendimize güvenimiz tammış! İnception filmindeki gibi, uyandırmak için gerekli müziğe de karar vermiştik fakat o müzik de tıpkı GÖRME için iki gözden fazlasının gerektiği gibi iki kulaktan daha derin bi şey gerektiriyormuş. Bunu o anda akıl etmemiş olduğumuza şaşıp kalıyorum
  • Hanife A dediğin gibi, kendimize güvenimiz tammış. ve oyun belki de, amatör bir hevesle kurgulanıp başlamış da olabilir.eksiklikler farkedilip oyun giderek mükemmelleştiriliyor belki de. altın bulmuşcasına sevinerek sarıldığımız tüm “yeni” lerin biz daha anlamadan oyuna dahil olması da bu yüzdendir belki de..
  • Sibel Atasoy öyle, evrilmemek elimizde değil! hahahahahaha Zaten ne kadar derine indiysen o sayıda uyanma gerektiriyor. Bi uyanma da yetmiyor bazılarımıza
  • Hanife A uyanmasak ya da oyun bitti eve gel çağrısına uymasak da, en azından uykuda/oyunda olduğumuzu farkedebilsek diyorum..gerçi o zaman da oyundaki kandırış eski gücünden birşeyler yitiriyor ve oyun eski tadını vermemeye başlıyor.. olağanüstü bir kurgu:)

    Sibel Atasoy extraordinarykurgu, buna mucize denebilir yani

Batma yüzeyi

Kendi yumurtanızdan, sulbünüzden doğurup OLdurmadığınız çocuklarınızı da kütüğünüze yazdırın. Batma yüzeyini genişletmelisiniz. Bu acil bi durum.

  • Hanife A batma yüzeyini genişletmek zaman kazanmaya çalışmak değil midir? yani en baştan işin içine “batma” lafını koymuşuz:)

    Sibel Atasoy Her zaman tufan olmuyor 🙂 batarız çıkarız olsun diye

    Hanife Altuntas eşeği sağlam kazığa bağlayalım diyorsun:)

    Sibel Atasoy ağırlığınız artacakmış gibi görünür ama tam tersine hafiflediğinizi görüp bana teşekkür edeceksiniz. Hoş beklentim yok, hayat yeterince ediyor )
  • Hanife A ilk cümleyi açar mısın biraz?

    Sibel Atasoy hangisi

    Hanife A ‎”kendi yumurtanızdan sulbünüzden doğurup OLdurmadığınız çocuklarınızı da kütüğünüze yazdırın.”

    Sibel Atasoy kan bağından kurtulun diyorum 🙂

    Hanife A ha ben yanlış anlamışım..hem kendi yumurtandan doğuracaksın, hem oldurmamış olacaksın, sonra kütüğe yazacaksın gibi..o nedenle anlamakta zorlanmıştım.tşk ederim: şimdi oldu.

    batma da çıkma da netliğe kavuştu.:)

    Sibel Atasoy farklı yollardan ifade etmeyi deniyoruz ya 🙂 KBK (kan bağından kurtulmak), kabakulaktan kurtulmak gibi hahahahahaha Belki kabakulak olunca uyanış müziğini duyamıyoruzdur
  • Hanife A
    ben çocukken geçirmiştim o hastalığı. rahmetli anneannem başımda günlerce beklemişti..bu aralar, özetleme işinin ucundan kıyısından tuttuğumdan, çocukluğuma da küçük seyahatler yapıyorum.öylece izliyorum çocuk- beni.onu anlıyorum, seviyorum, onurlandırıyorum..onunla birlikte, ona kucak açan, herkesi de..daha geçenlerde bir rüyamda da rahmetli babamı gördüm..ömrü hayatında takım elbise kravat giymemiş adamcağız, takım elbiseli göründü rüyamda. iyi mi?:) bu yorumlarda çenemim düşmesi, çocukluk anılarıma gidişlerim de bundandur yani..haberiniz ola:)

Siz kaç tanesinden uyandınız?
Tekrar tekrar tekrar… Bu bir kişiyle olacak iş değil. Herkesin farklı işlevi var. Ancak bir gurupla başarılır uyanmanın kalıcılığı.

Sürdürülebilir inovation…Moda oldu, Her büyük şirketin ana ilkelerine girdi. Güzel buluş ama kendini sürdüremez kelimeler, insanlara muhtaçlar.