Fetih 1453 – Film

Görsel açıdan cok iyi kurgulanmış bir film. “Masraflı” bir yapım olduğu belli. Teknik açıdan beğenmediğim yöntem filmin ilk girisinin tam bir belgesel filmine benzetilmesi idi. Arkadan konuşan ses belli bir zamandan sonra baygınlık getiriyor. Ama son sahneleri herşeyi telafi ediyor.

Diger taraftan filimin bir mesajı da olduğu kanısındayım. Bu mesajın da zaten son zamanlarda boy gösteren Osmanlı hayranligina bir tanesini daha eklemek olmuştur. Disa ve içe karşı verilmek istenilen mesajların olduğu kanısındayım. Içe doğru verilmek istenilen mesaj şöyle:
Çok dua edersen istediğine ulaşırsın mesaji. Iman kudreti ile Istanbul’un fetedildigini söylüyor. Ilk baştaki peygamberimizin soyleyisi, diğer taraftan Sultan Mehmet’in doğacağını gösteren işaretler, en sonunda Ak-Şeyh’in fetvasi ve zafere ulaşmadan önceki toplu namaz kılma olayı dua etmenin ne kadar kudretli olduğunu göstermeye çalışıyor.

Dışa verilmek istenilen mesaj ise biraz daha değişik. Filmde Türklere disardan bakış Türklerin dinsiz ve barbar olduğu yönde. Istanbul fetih edildikten sonra, Sultan Mehmet’in Hagia Sofia kilisesinde tüm hıristiyanlara seslenisi, barbar Türk diye bilinenlerin düşmanlarının dinini serbest bırakması “muhteşem yüzyılın” başladığının ve Türklerin gösterilmek istenildigi gibi barbar olmadigi olarak yorumlanabilir. Türklerin ne kadar toleransli bir halk oldugunun göstergesi olarak yorumlanabilir.

Hollywood vari film Türk toplumu için büyük bir reklam olabilir. Hem içe doğru, hem de dışa doğru. Içe doğru mesaj: iman edin. Dışa doğru verilen mesaj: barbar değiliz.

Turan Erdal

Yaşam nasıl Oluştu?

Yasam nasil olustu? Tek kisilik BAK oyununa verilen cevapti 14.10.2011

Cevap sağ üst köşedeki kırmızı ile başladı ve aşağıya indi, sonra orta üst ve alt ve ikisin ortası, sonra birden sol ortadaki boğa başı belirdi ve çevresi doldu. Ben aracıydım, ressam filan değilim bildiğiniz gibi. Bu resim, çocuk boyaları ile resim defterine yapılmıştı 🙂

Bu arada resmi cep tlf nu ile sandalyenin üstüne çıkıp çektim :))))

ErsinK: Nesini beğendiğimi söyleyeyim: Senin hayat sevincini, bunu öyle ya da böyle maddeleştirme hevesini ve paylaşmak isteğini beğendim, beğeniyorum. Kendini ve hayatını severek paylaşıyorsun! Teşekkürler tekrar tekrar!

Z.M: resmin orjinali gördüğümden söylüyorum..strüktür(doku) dahil her şey muhteşemdi.. :))

SibelA: Çok teşekkürler, biraz utanarak paylaştım (gördüğünüz gibi iki ay olmuş aslında), fakat az önce aslında “ilhama” aracı olduğumu ve bunda güzel-çirkin aranmayacağını hatırladım. Madem çocuk boyalarını almıştım, yani araç gerecim hazırdı, bana geldi ve yaptım 🙂

IşılK: Kırmızı’nın ne olduğunu bilemememizi beğendim ben, sanki kırmızı güneşi yaratmış güneş de her şeye can vermiş gibi geldi, bir çocuk saflığındaki merekı, bunu paylaşmakta beis görmeyen coşkuyu, her şeyi her şeyi beğendim. Yaşamın rengarenk olmasını da 🙂

SibelA: E evet öyle değil mi zaten, rengarenk 🙂 Teşekkürler Işılcım. Bu arada o günden beri merak ettiğim şey (şu ana kadar epey resim oynadım); diğer hiç bi resimde olmadığı halde neden bu soruya sağ üst köşeden başlanarak cevap verildi? Bu sorum hala açıkta duruyor. Tahminlerinize açığım

IşılK: resme tekrar baktım uzun uzun, istemsizce oraya dalıyor gözlerim, bilincim.. kırmızılar sağ üst köşede,kırmızılara bakmaktan gözümü alamıyorum, belki de resme bakarken de birleşik alana giriyor insan ve istemsizce sağa kayıyor gözler 🙂

Le Na sağ üst köşedeki kırmızı ile başladı. en çok başlayışından etkilendim……harika…teşekkürler. benim aklıma alak geliyor et parçası ama genel olarak rahime benzeyen bir yan yok..direk onu çağrıştırdı bana nedense… Alak rahimde et parçası bebeğin ilk rahime düştüğü parçanın arapça ismi..bana onu çağrıştırdı ..rengi falan ne bileyim…çok etkilendim yazmadan da duramadım

SibelA: Teşekkürler Le Na. İlginç geldi bana, iyi ki yazmaktan alakoymadın kendini.

MehmetÇ: Renklerin sırasına göre de çıkarımda bulunabilir. Kırmızı sarı yeşil ve sonra karışık renkler. Kırmızı toprak olarak veya frekans olarak düşünülebilir.

SibelA: Bu da ilginç doğrusu 🙂 Dalga boyu en uzun, frekansı en düşük renk kırmızıdır.

Ejderha Dövmeli Kız

Çok uzun bi film. Ben beğendim doğrusu, oyuncular ve görsellik açısından güzeldi. David Fincher ana hikayeyi yetersiz mi buldu da bi iki şey daha ilave etti bilemiyorum ama sanki 3 saatlik değil de belki beş saatlik bişey geçiyormuş hayalinden  🙂 Ersin benim kadar beğenmemiş olabilir belki, bilemiyorum çünkü sinemadan çıkıp Işılla buluşup kar yağışı altında balkonda saatlerce çan çan ettik. Bugünkü kahve istiabımı biraz aşmış olabilirim ama ne gam! Harika bi gün oldu. Halen öyle çünkü sizlerle beraberim ve donmuş bacaklarım sıcak evimin konforunda kendine geliyor 🙂

ek:  Hala ayaklarımı ısıtamadım 🙂
Filmi sevdim, oyuncular ve gerilimi yansıtması güzeldi. Paralel hikayeleri ve müziği kurgulaması da güzeldi. Fakat bazı yan hikayeleri bitirmemiş olması bir de sonunun sanki gelmeyecekmiş gibi olması, üstüne üstlük “en son son”un da beklediğim kadar etkili olmaması (sarılır ve giderler) eksileriydi. Birkaç hikaye anlatmaya çalışmasaymış daha vurucu olurmuş bana sorarsan…

sa: Aslında bu daha iyi, örneğin benim kitaplarım asla tek akslı omaz, her zaman bi kaç tanedir -bence böylesi güzeldir çünkü okuyucu katili son sayfadan önce bulamaz-ancak bu filmde sorun başka, yan akslar, birinci aks aydınlanıktan sonra gereksizce devreye girmişlerdi üstelik de uçları bağlanmamışgı. Kurgu hatası! Never mind, bence ilk hikaye yeterince güzeldi üstelik kamera da romantikti 🙂 Ejderha kız da çok etkileyicisunulmuştu, hala etkisindeyim.

ek: Yan hikayeler olmasına hiç lafım yok, çok güçlü yan hikayelerdi. Fakat bitirmediği için eksikliği hissedildi. Hele o sosyal kurum görevlisi adamla ilgili olan hikayeyi asansörde yarım bıraktı. Büyük ihtimalle kurgu masasında o hikayeyi bitirdiklerini düşündüler fakat bana bitmişlik hissi vermedi 🙂
Bunları saymazsak ben çok sevdim, kız da gizemli ve etkileyiciydi (ve saldırgan) 🙂

sa: Filmde kurgu hatası çok (bi kurgucu gözüyle bakınca), örneğn öylesine “deli” ve toplum dışı bi kız, bir anda (esas adamla bi seks yapınca) nerdeyse pamuk prensese dönüştü! Burada da ciddi bi rahatsızlık vardı. Ejderha dövmesinin anlamı filmde hiç bi yere bağlanmadı ki bu büyük bir hata! Demek bu kadar hatalı bi kurguyu bile bize sevdirmeyi başardı yönetmen :))))) Ayrıca Fincher gibi bi yönetmen (Seven ve dövüş kulübü gibi ilk onumda yer alan iki filmin yönetmeninden böylesi bişey beklenmezdi. Neyse düşüş dönemi olur, biliyosun Ortalamaya çekilme kanunu diye bişey var-dı eski dünyada!Yenisinde de olacak mı bilmiyorum.
Dövmeli kızın daha modern ve daha aklı başında bi benzeri var, bilmem izleyeniniz var mı, The good wife isimli dizide Kalinda diye süper etkileyici bi karakter var. Bazen onu seyrederken erkek olsaydım keşke gibi fikirler gelir aklıma 🙂

Galiba durumu çözdüm (oh be!), F incher iyi yönetmen ancak kurgucu değil! Daha önceki o süper Seven ve Dövüş kulubü filmlerinin kitapları muhteşemdi! Hatta ben romanların filme iyi aktarılamadığını bildiğimden her ikisinde de nerdeyse kitaplarından iyi olduklarını görmüştüm. Ejderha Dövmeli Kız da bi roman, isveçli bi yazarın çok satar bi romanıymış, okumadım ve sanıyorum ki kitap iyi değil.

AEÖ: Fincher’ın çektiği versiyonu henüz izlemedim ama milenyum üçlemesi olarak çekilen 2010 isveç versiyonu harikaydı. Amerikalıların alt yazılı film izleyememe gibi bir sıkıntıları varmış…Öyle duydum. Fincher gibi bir yönetmenin enerjisini yepyeni bir filme aktarmasını isterdim ama kitap uyarlamalarını sinemaya en başarılı şekilde aktaran yegane yönetmenlerden biri bence kendisi…Vardır bir bildiği…:)

EK: Son zamanlarda görüntü ve kurguyla haşır neşirliğimden gördüğüm şu ki kurgu çok ayrı bir sanat ve hiç de kolay değil. Hatta bazı -kurgucu- yönetmenler, kurgu yapabilmek için görüntü çektiklerini söylemişler 🙂
Ben filmi ilk duyduğumda orjinalinin çok güzel olduğunu söylemişti arkadaşım, bir de orjinalini izlemek lazım.

The Big Bang Theory

The Big Bang Theory Dizisini neden seviyorum?

Roller çok güzell seçilmiş ve tabi komedi olması hedeflendiği için çok güzel abartılarak, karikatürize edilmişler.

Bi tane kuramcı fizikçi bilim adamı var. Hemen yanına bi de deneysel fizikçi konulmuş. Bunların karşısına iki mühendis konularak, olay nasıl işliyor gösterilmeye çalışılmış.

Tabi hemen karşı dairede bilimle hiç alakasız ama çok güzel ve empatisi gelişmiş bir sıradan (kesinlikle sıradan değil çünkü kızın empatisi fevkalade gelişkin)insan tiplemesi yerleştirilmesi harika bi kurgulama.

Bunların güncel hayatları, anneleri (evet özellikle anneleri çok dikkat çekici),  ilişkilerinin gelişim yönleri, harikulade.

Ekşi Sözlükten seçmeler:
genel olarak 3 ana karakter, 2 de yardimci karakterden olusmakta dizi.
leonard hofstadter: dizide penny adli hatuna yanik bas karakterlerimizden biri. gercek hayata ve duygulara diger karakterlere gore daha uyumlu gorunuyor. celiski icinde yasiyor gidiyor garibim, bir taraftan ruhundaki “geek” lige ihanet edemiyor, ote taraftan da normal bir yasam ve iliski icin can atiyor.

sheldon ross (edit: sheldon cooper olacak. aychovskynin belirttigi uzere o sirada olasilik calistigimdan boyle bir dil kaymasi oldu galiba): leonardin ev arkadasi. bence en komik karakter. ama dikkat edilirse, her ne kadar leonard’a arkadas ve yoldas olarak gonulden bagli da olsa duygularini aldirmis biri olarak gorunuyor. arkadasin empati yetenegi yok diyebiliriz, o yuzden insanlarla iletisimi cok ama cok sorunlu. ama en komik tarafi da bu, en beklenmedik tepkiler bu adamdan geliyor. bence empati yoksunu karakterini en iyi ozetleyen olaylardan birisi soyle bir konusmada ozetlenebilir:
-would not i love your child if he did not know how to calculate area below the curve by using integration?
-i wouldn’t
lakin, en “muhtac” karakterdir ayni zamanda, cocuk gibidir.

penny: leo-sheldon ikilisinin yeni kapi komsusu. aptal sarisin tiplemelerinden biri. nerdlerle zaman gecirmekten hoslaniyor gibi.

rajesh koothrappali: diger favori karakterim, hindistanli fizikci. arada cok bomba espriler yapiyor, ama bunleri gormek icin penny’nin olmadigi sahneleri beklemek zorundasiniz , zira arkadas hatunlarin yaninda kilitleniyor ve konusamiyor. oyle kekeleme falan degil, bildiginiz “system shutdown” moduna giriveriyor, o hali bile yarilmak icin yeterli

howard wolowitz: ukala nerd. myspace, blog, eksisozluk gibi alemlerde pek populer olsa da, gercek hayatta aradigini bulamamis bir adam. penny’nin uyuz oldugu tek karakter. aslinda dizinin guzel bir rengi

genel olarak diziye tekrar bakarsak, gerek karakterleri, gerek esprileri ile cok guzel bir dizi. espriler ruhunuzda biraz “geek”lik varsa hosunuza gidecektir. bazi esprileri anlamak icin hakikaten temel konularda bilgi sahibi olmaniz lazim: leonardin sicim teorisi ile dalga gectigi, sheldonun savundugu sahneler gibi. superman gondermeleri havada ucusuyor
(muhalif sirin, 05.11.2007 20:31 ~ 20.10.2009 21:27)
dizi 4 nerd/geek dahi ama tam olgunlaşmamış(leonard hariç,kendisi bir geçiş formu) arkadaşın başlarına gelen olaylardan ibaret ,tabi karşılarına taşınan penny den sonra ki hayatları.(ki bu kızı izledikçe de izleysiniz geliyor hem çok seksi hem çok sevimli)işin ilginci ise 4 dahi dizi karakterinin yanına koyulacak 5. bayan ve sarışın karakterin mutlaka aptal olması gerektiğini/bekleneceğini zanneden bizlere güzel bir tokat atıyor.öncelikle penny aptal değil sadece sizin benim gibi normal ve birazcık cahil,göreceli olarak tabi.lakin pratikliği ve insan ilişkilerindeki başarısıyla bizim 4lüyü sosyal hayata adapte etmeye çalışıyor,zorla/güzellikle/ikna ederek/tehdit ederek vs. ve bizim 4 lünün(abazalığı tavan yapmış ama hala annesiyle yaşayan yahudi karakterimiz hariç) hepsininden de hakkından geldiğini söylemeliyiz.

bir ek bilgide sheldon karakterinin anlattıklarını dinleyerek genel kültürünüzü arttırabilirsiniz.

(cnnbs, 30.06.2008 08:11 ~ 08:30)

espriler beklediğimin aksine zeka pırıltılı, bazı bölümlerde yere yatıran cinsten. özellikle sezonun ikinci yarısında sheldon cooper karakteri diziyi alıp taşımış resmen. kişisel tahminim şu ki asıl tutması beklenen karakter howard karakteriydi lakin başarılı olamayınca ve sheldon da izleyicilerden iyi dönütler alınca ikinci yarıda sheldon a ağırlık verildi. iyi de edildi bence. özellikle sheldon ve penny nin posta kutularının önünde karşılaştığı iki sahne de harika olmuş. biri, dokuzuncu bölümde penny nin “it was a joke” sözünden sonra sheldon ın gülüşü. diğeri de sezon finalinde sheldon ın penny e çince bagırdığı sahne.

(teletabi, 11.07.2008 02:18

Şanssız değil Kahraman

http://video.mynet.com/gagarino/En-Sansiz-Leylek/1063867/

Bu videoyu hıdırellezde de hediye etmiştim şimd bayramda yeniden sunuyorum hepiciğinize. İki bayramınız da kutlu olsun. Allah hem milletimiz hem dünyamız hem de bilemediğimiz tüm varlıklarla barış içinde yaşamak nasip etsin.

Bu minicik iddiasız eğlencelikte, neredeyse tüm varoluşumuzun sebeplerini, sonuçlarını, eylemlerimizi görebiliyorum. Bu, insana hem sevinç ama hem de hüzün veriyor. Bakışın yönüne göre değişiyor.
Mevcut düzeyimizde, Değişimi yaratan, yeni çözüm arayışına yönelten yegane şeyin ACI olduğunu görüyoruz maalesef, zarar göre göre yeni biçimlere yöneliyoruz. O şanssız bi leylek değil aslında! O cesur ve zeki bir savaşçı 🙂

Acı hissetmek, biz ŞEKİLlilere mahsus. Belirgin bir şeklimiz (rolümüz) var ve bu zarar gördüğünde acı çekiyoruz. Yani bizler leylekleriz.

Peki ama ya bulut? Bulutlar?

O gri buluta hiç bişi olduğu yok, çünkü belirgin şekli yok. Bebe timsah parmağını kopardığında, yerine bi başkası geliveriyor nasılsa :))) Oysa leyleğin tüyü (hatta canı)gidince gidiyor!

Peki bu gri bulut ne demeye sürekli acıtan bebeler üretiyor?

Ahhh sürekli evrilmek isteyen itki! Ah evet evrim, o gri bulut evrimin yandaşı olmalı 🙂 Yanılıyor muyum?

Fakat o cesur savaşçı, o şefkatli kahraman, deneyimlerinden ders çıkaran, önlemler geliştiren o zeki leylek olmasaydı, işi biraz zorlaşacaktı.

Sonra dışardan seyredenler de der ki, “üstünde ne çok zırh var, seni göremiyoruz leylek? Çıkar çıkar hafifle, kendin ol!”

“Hangi kendin?! Sadece güzel ve kolaya yönelen diğerleri gibi mi? O giri bulutun şimşekli göz yaşları dokmesine göz mü yumayım yani?”

“Evet noolmuş yani, ağlar ağlar susar herhalde, bizi ilgilendirmiyor, biz sonsuza kadar mutluluğu seçtik”

“Sonsuzca aynı şekle hapsoldunuz yani?”

“Sen ne dersen de”

Az seçilen yollardan yürüyenler, iyi ki varsınız.

Öyleyse kimi zaman acıtan kimi zaman öpücüğe boğan bebeleri taşıyınız. Herkesin gönlü olsun sevgili frekanslar.

Yok aslında birbirimizden farkımız, oyunumuz ortak yanımız.