Etiket: bilinç
İlahi Matrix
Kendimizi yaşam gibi zamanın kısa bir diliminde sadece evrenden gelip geçen kişiler olarak değil yaradılışa katılanlar olarak düşünmemiz kozmozun ne olduğu ve nasıl işlediği konusunda yeni bir algı biçimi gerektirir.
Gerçeklik seviyelerinin altında yatan yaratıcı operasyona dikkat yöneltelim.
Bilinç Titreşimleri
…zaten biz kendi bilinç seviyemizin bir tık altı ya da bir tık yukarısı ile karşılaşabiliriz, yani frekanslarımız daha büyük açıklıkta bilinçlerle bir araya gelmemize fiziki anlamda uygun olmaz. Büyük insan kitlelerinin peygamberler ya da üstatlardan yeterince yararlanamayışının birincil nedenidir bu prensip. Onlardan sadece onun çevresindeki birkaç kişi gerçek anlamda yararlanabilmiştir, diğerleri ise onu anlayamadıkları için (frekans aralığı çok yüksek) o kişiyi putlaştırmakla iktifa ederler.
Mekanizma benim anladığım kadarıyla şöyle işliyor: Öğrenci üstadın merkabah alanındayken onun frekansına uyumlanıyor ve her şeyi apaçık görüyor, fakat bu uyumlanmanın belli aralıklarla disiplinle devam etmesi lazım. Öğrencide bir süre sonra bilinç artışı olur ve kalıcı hale gelir. Ustanın merkabahını bir şekilde onun hava sahası gibi düşünün, onun içinde bütünlüğünüzle yer aldığınız sürece olan biteni, anlatılanları açık biçimde anlıyorsunuz. O sahadan çıktığınızda birkaç gün içinde kendi birleşim noktanıza (kişisel algı noktası) dönülüyor, üstelik bunun da maalesef farkında olunmuyor, ancak dışarıdan bir gözlemci tarafından anlaşılabiliyor.
Ben her zamanki gibi olayı fizik olarak düşünmek ve değerlendirmek yanlısıyım. Belki henüz günümüz fizik kanunları içinde resmen yer almayan fakat etkileri gözlemlenebilen ve bazı bilim insanlarınca cesaretle öne sürülen hipotezler ve bunların da ötesinde hayal dünyamızda bile henüz yer almayacak denli çok boyutlu çalışma mekanizması olan gelişmiş bir fizikten söz ediyorum. Mesele kişilerden tabi ki çok öte. Fakat içine düştüğümüz tehlikelerden biri; “tüm ayrılıkların bir amaç uğruna yapılandırılmış bir yanılsama olduğu” bilgisini (ben buna kesinlikle inanıyorum, hiç bir şeyden bundan emin olduğum kadar emin olmadım), henüz bu bilgiyi idraktan çok uzak olan -katman katman bilinç düzeylerinde sıralanmış- insanların kendi evrimleriyle ilgili sorumluluk almaktan kaçınmak adına -egolarınca- kullanılmasının binbir zahmetle oluşturulmuş bu yanılsamadan ibaret varlık aleminin mekanizmasını temellerinden sarsıyor olmasıdır. Uzun bir cümle oldu pek anlaşılabilir de olmayabilir.
Fakat bunu ifade etmekle herhangi bir yanlışlık olduğunu kat’iyen söylemiyorum. Bilincin evrimleşme süreci gerçekten tuhaf diyebileceğimiz yöntemlerin karmaşık çorbasından çıkıyor. Bu sebeple genelde uzatmıyorum ve her şey yolunda diyorum. Bunu tüm inancımla söylüyorum.
Bilginin damgalar halinde saklanması
“Bilgi çok boyutlu haldeki enerjidir. Her şey mümkündür, çünkü her şey değiştirilebilirdir.” Diyor Kryon. Bu ifade kuantum bilgimizle de örtüşüyor ve zaten nüfuz etmeye çalıştığımız Lemuryan Huna bilgisiyle de tam olarak tutarlı.
Bilginin damgalar halinde gezegenin kristal ızgarasında saklandığını da söyler Kryon ki beni oldukça heyecanlandıran bir durumdur bu çünkü ölümle ilgili hislerime tercüman olur. İnsan öldüğünde onun ruh olarak tanımlanagelen bölümü bu gerçekliği terk eder ama onların ömür bilgisinin damgası ve bildikleri her şey – bilinçleri, bilgelikleri, bilgileri – Kristal Izgaraya gider ve orada kalır. Bu durum tam da Toltek bilgeliğinde Don Juan’ın üstüne basarak belirttiği; Kartalın sıradan insanın ölümünde onu yuttuğu ile ilgili uyarıya denk düşer. Ona göre insan bu durumdan ancak henüz yaşarken bilgilerini dışarı verir ve tam olarak bu yükten kurtulursa -ölmeden ölürse- kaçınabileceğini ve özgürleşeceğini anlatır. Çünkü Kartal-kristal ızgara-, o insandan edineceği yaşam bilgisini zaten o hayattayken emmiştir ve o boş olarak öldüğünde artık o varlığa ilgisi kalmaz.
Olayın hikaye ediliş biçimindeki fizik kanunu görebilmek lazım. İşin bu kısmını fizikçilere bırakıyorum.
O halde, ölülerle konuşan, onların hayaletlerini gören kişiler, medyumlar, durugörür ve falcılar aslında başka bir yerde/gerçeklikte yaşamaya devam eden bütünsel bir varlıkla değil, onun kristal ızgaraya bıraktığı damgalarla irtibat halindedir. Tıpkı tüm bilgilerin gelişmiş bir bilgisayara depolanması gibi ölen kişi kendini geride, kristal ızgarada bırakmıştır. O yaşarken her ne olduysa öldüğü anda işlem bitmiştir, artık o sadece bir kayıtlar, damgalar bütünü olarak donuk biçimde kalır. Kaydettiğiniz bir film ya da müzik gibi hiç bir değişiklik ve gelişmeye açık olmaksızın sadece otomatik tekrardan ibarettir. Bu konu çok sevdiğim Hiçi Destanı üçlemesinde oldukça anlaşılabilir biçimde işlenmişti. Ne zaman konuya geri dönüp yeni bir anlayış derinliği kazanıp kazanmadığımı test etmek istesem otomatik olarak aklıma gelir 🙂
Bilinci zenginleşmiş bir insanla mal mülk anlamında zenginleşmiş insanların durumlarında benzerlikler var! Bilincin zenginliği; damgaları henüz yaşarken dışarı salmayı ve nötürlenmeyi gereksiniyor, bunun için çeşitli metotları yıllardır yazarım, uygulamaya da çalışırım. Örneğin Castaneda kültündeki ÖZETLEME, Nithyananda’nın BÜTÜNLEME, Hawaii Huna bilgisinde Ho’oponopono isimleri altında yer alan uygulamalar gibi. Aslında Hristiyanların günah çıkarma ritüelinin bile temelinde bu olgu yer alıyor olabilir.
Siz hiç zengin ailelerin fertlerini internet arama motorlarında aramayı denediniz mi? Denerseniz hiç bir kayıt bulamayacaksınız çünkü onların izleri profesyonel biçimde hemen yok edilir, korunma amaçlı olsa gerek. Onlar adeta hiç yaşamamış gibidirler!
İnternet kayıtlarının uzun yıllar ve büyük bir enerji harcanarak saklandığını biliyoruz, ne kadar da gezegenin kristal ızgarasını andırıyor değil mi? Zaten insan hep tanrısal yaratımları taklit ederek teknoloji üretmiyor mu? 🙂
Bana ilginç gelen, öldüğümüzde bu gerçekliği terk edip giden ve adına ruh(!) denilen parçamızla ilgilendiğimizin yüzde biri kadar bile ızgaraya kapılan yanımızla ilgilenmiyor oluşumuz. Oysa ruh gelişip değişebilen bir şey bile değil, tanrısal bir uzantı, bir öz. Kişisel değil, üstelik ruhun herhangi bir sorunu yok. Sorun burada, bilincimizde, bedenimizde, gezegene bıraktığımız damgalarda!

