Güzel Kısa Zeka Soruları

Aşağıda bir kaç tane güzel zeka sorusu var. Çözümlerini yorum olarak yazabilirsiniz. Yorumlarınızı tartışırız.

buzlu-su

Güzel Soru 1: 127 kişinin katıldığı bir tenis turnuvasında eleme usulü maç yapılmakta ve yenilen elenmektedir. Tek sayı insan olduğunda ise eşleşmeyen tur atlamaktadır. Soru şu, şampiyon belirlenene kadar kaç maç yapılması gerekir?

Güzel Soru 2: Delinin biri dünyayı ekvatordan bir kurdela ile doluyor. Bir başka deli ise bu kurdelanın insanların ayaklarına takılacağını iddia ederek 2 metre yukardan dolamayı teklif ediyor. Kaç metre daha kurdela gerekir?

Güzel Soru 3: Bir bardakta bulunan bir miktar suyun içine buz atıyorsunuz ve suyun seviyesini bardağa kalemle işaretliyorsunuz. Buz eridikten sonra su seviyesinde ne gibi bir değişme olur?

Güzel Soru 4: Bir eşkenar üçgenin köşelerinde duran 3 karınca var. Her karınca, rastgele seçtiği bir köşeye doğru, üçgenin bir kenarı üzerinde yürümeye başlıyor. Karıncalar arasında bir çarpışma olmaması ihtimali nedir?

Dünyanın yuvarlak olduğunu ilk kim bulmuştur?

Bilinen kayıtlara göre (muhtemelen daha öncesi de vardır) dünyanın yuvarlak olduğundan bahseden ilk kişi Pisagor’dur. Bunu da Milattan önce 500 lü yıllarda (yani günümüzden 2600 yıl önce) yapmıştır. Bunun için gök cisimlerine bakıp genelleme yapması ve ufukta bir geminin kaybolmasını gözlemlemesi yetmiştir.

Asıl daha önemlisi M.Ö. 240 yıllarında Eratosthenes tarafından dünyanın çevresinin ve çapının küçük bir hata ile ölçmesidir. İki farklı noktada aynı anda ölçtüğü güneş eğimleri farkını basit bir orantı kurarak kürenin çevresini ve çapını yaklaşık olarak bulmuştur.

Eratosthenes mısırdan çıkmadan Dünyanın çevresini ölçmüştür. Eratosten Antik Mısır’da Asvan (Grekçe ismi Syene, Antik Mısırda Swenet olarak adlandırılmıştır.) şehri Yengeç Dönencesi’nde olduğu için yaz gündönümünde güneş tam tepede yani gölge boyu sıfır olacağını biliyordu. Gnomonu kullanarak öğle vaktinde İskenderiye’deki gölge açısını ölçtü ve güneye doğru 7°12′ olarak buldu ve pusula yardımı ile gölge açısını buldu. Dünya’nın tam küre olduğunu varsaymış ve İskenderiye Asvan’nın kuzeyinde olduğundan aradaki yay farkı oranı 1/50=7°12’/360°dir. Yani bu iki şehir arasındaki mesafe Dünya’nın çevresinin 50’de 1’idir. Firavunun defterdarları tarafından yapılmış ölçülere göre iki şehir arası mesafe 5.000 stadyumdur.( 927.7 km ya da 500 mil) Hesaplama sonucunda 1 dereceye 700 stadyum düşmektedir. Bu durumda Dünya’nın çevresi 252.000 stadyumdur. 1 stadyum 185 metreye tekabül ettiğini kabul edersek Çevreyi 46.620 km olarak buluruz ve 16.3%. hata payı ile gerçeğe çok yaklaşırız ancak Antik Mısır’da 1 stadyum 157.5 metredir . Bu durumda ölçüm 39,690 km olur, yani hata payı 1.6% ile gerçek çevre uzunluğuna ulaşılmıştır.

Koku-Anu ve altın-Anneler günü

Burada şimdiye kadar hiç bi yerde karşılaşmadığım bir koku var ben onu seviyorum. Her yerin ayrı kokusu vardır, belki de bu; şeylerin özlerine dair en yakın kanıtlar, dışavurumlardır zaten. Asya kültüründe -dünyanın her yerinde bu çıkarım yapılmış mıdır emin değilim- demirin icadı pek de hayırlı anılmaz. Hatta çoğu kabile mümkün olduunca uzak durmaya çalışmıştır demirden ve demircilikten. Şamanların bile saygı duydukları çekindikleri demircilerr… Söyleyin bana kokuyu kesebilir mi demiriniz 🙂
Gün aydın olsun frekanslaarrr

*

Bu açıklamayı 2008 yılında okumuşum yani Oyun Kuramını yazdıktan dört sene sonra. Şimdi tesadüfen rastlayıp yeniden okudum ve gerçekten şaşırdım. Bi zaman kayması problemi -havuz problemi gibi- ile karşı karşıyayım ki ilk yayınlanan kitabım Sırıtkan Kırmızı Ay, 1999 depreminin hemen ardından aynı yıl yazılmıştı ve bir zaman kayma olayını anlatıyordu!
Uyanamadığım bi rüyada gibiyim.

https://blog.sonsuz.us/?p=585

*

Altın elementi, yaratıcılıkla ilişkilendirilmiştir. Aslında birisi bi yerde herhangi bi şekilde altından bahsediyorsa bu yaratıcılıktan bahsetme anlamındadır. Olaylara bir de bu açıdan bakmak gerekebilir. Niburu gezegen-gemisi atmosferini-ki altınmış-büyük oranda kaybetmiş, neredeyse yok olacaklarmış, geriye gün saymaya başlamışlar ) Derken birden bire bi zamanlar kimbilir kaç geçiş önceden dünya gezegeninde altın olduğunu hatırlayıvermiş eski komutan! İşte her şey böyle başlıyor. Belki hatırlamasaydı bugün dünyada yalnızca kara derili insanlar olurdu,ya da akla hayale gelmeyen başka bi şey, kim bilebilir ki
Örneğin gümüş elementi de düzen ve muhafazakarlık, sabırla ilşkilendirilir. Tüm dünya kültüründe altından sonra ikinci sırayı alır.
Doğasında yaratıcılık olmayan ya da azalan kişiler bunu bilmeden-farkındalıksız olarak- altın arayışına girer, altın takar bedenine, yani tamamlanmak ister. Bu basitçe bi ihtiyacın karşılanmasıdır bence.

Ne enteresan değil mi? Genelde gümüş işleri ile uğraşan bedenine çok miktarda gümüş takan kişiler mevcut düzene aykırı kişilerdir, sisteme pek dahil olamazlar çünkü düzen tutturamıyorlar gümüş ihtiyaçları var 🙂

*

Her şey ne kadar birbirine karışmış durumda, her yerde kadınlar ve anneler için bi şeyler, yanlış anlamaların düzeltilmesi adına, yeni tanımlamalar yapılıyor. Radyoda,TV’de internette, burada kadına dair sayısız tanımlama uçuşuyor havalarda. Bi çoğu içime pek sinmiyor. Amerikanın çaresiizce sarıldığı aile kavramının bi uzantısı gibi geliyor kokusu ve bundan hoşlanmıyorum. Kadının “annelik” fonksiyonunu kendi siyasi emelleri için kullanmaları, kadını şimdi de aileye “muhafız” atamaları hoşuma gitmiyor, yalan geliyor bütün bunlar.
Sistemin işine yaramayan hiç bi şey kutsal ilan edilmez bu zamanda, unutmamak lazım. Kutsallık söz konusu ise varlığın her zerresi kutsal ilan edilsin, ayrımcılığın adı kutsal anneliğe indirgendiinde parçalar hiç de birbirine uymuyor. İlişkilerin dostça yürüdüğü, komünal hayatın, sevgi ve şefkatin hakim olduğu, topluluktaki her çocuğun her kadının çocuğu olduğu dönemleri  cahillik olarak damgalayan bu koloni kültürüne daha fazla kanmamak lazım diye geliyor bana, gerçi her şey aynı yere çıkar; oyuna 🙂

 

Gorme ve Buyuculuk

Don Juan, “GORMEnin, dostlardan ve buyuculuk uygulamalarindan bagimsiz bir surec oldugunu ileri surmekteydi. GORMEnin, baska insanlari etkileme ugrasi demek olan buyuculugun cikarci uygulayimlariyla bir ilintisi olmadigina gore, bunun dogal bi sey oldugunu belirtti. GORME , buyuculuk degildir ama hep karistirirlar bu iki seyi, ustelik gorme buyuculuge ters duser cunku GOREN kisi her seyin onemsizligini kavramistir.

Bir baska dumancik uygulamasindan sonra Don Juan, bir savascinin bos yere kendini ortaya koymayacagini, yol ortasinda durup marizlenmeyi beklemeyecegini ve siradan insanlarin kaza dedigi seylerden cogu kez kacinilabilecegini soyledi ve soyle ilave etti: “Yasam kosullari, olcup bicip onlardan yararlanma alistirmalaridir bir savasciya, oysa sen yasamin anlamini bulmaya calismaktasin. Ne yapsin yasamin anlamini bi savasci!”

Yasamin anlamindansa comezini GORMEye ulastirmak istegiyle dopdolu oldugunu gorebiliyoruz bu yakinmada 🙂

Kendimi sana gormeyi ogretmeye adamisim, der DJ, ancak once bir savasci olmadan GORMEK insani enez kilar. Gostermelik bi alcakgonulluluk takinmana, cekilmene kacmana yol acar. Ilgisizligin yuzunden curuyup gider govden. Unufak olmayasin, silinip gitmeyesin diye seni bi savasci yapmaktir ilk gorevim. Seni bi kez zor kurtarmistim o dostundan hani hatirlarsin, cunku kalkanini yitirmistin. Nedir bu kalkanlar dersen, insanlar neyle ugrasiyorlarsa, iste o seyler onlarin KALKANlaridir. Senn de kendi dunyanin ogelerini secmelisin artik. Bi savasci o bilinmedik ve amansiz guclerle karsilasiverir; cunku zaten onlari arayip durmaktadir. O gucler bi geliverdiler mi uzerine, apisip kalacaksin; yarigin aciliverecek, korkudan da yasamin ucup gidiverecek sen karsi koyamadan. O halde yapilacak ilk sey hazirlanmaktir. Bu guclerden biri karsina dikilir de yarigini acarsa, kendi kendine kapatmalisin yarigini. Bunu basarabilmen icin sana buyuk erinc ve zevk veren bir takim seyler bulman secmen gerekir; aklini korkundan uzaklastirmak ve yarigini kapatip kendini sapasaglam yapabilmek icin, bile bile kullanabilecegin seyler… Savascinin kalkanlarini olusturan seyler, nesneler YUREK TASIYAN BI YOLDAKI seylerdir. Bi savasci olmanin ilk kurali ise siradan insanlarin olumlerine kadar yapadurduklari IC KONUSMAYI kesmendir. Bunun icin once gozlerini biraz olsun rahatlatmak icin kulaklarini kullanmayi ogrenmelisin. Dogdugumuzdan bu yana dunyayi degerlendirmek icin gozlerimizi kullanmisizdir, bi savasci bunun farkindadir ve dunyayi dinler. Dunyanin sesine kulak verir. Bu dinleme isini buyuk bi sabirla yapmalisin. Dunya soyledir boyledir demeyi durdurursak, dunya da oyle soyle olmaktan cikacaktir. Sorun su ki, insanlarin yaptigi seyler, bizi cepecevre saran guclere karsi birer kalkandirlar. Bu seyler bize rahatlik verir, guven duymamizi saglar. Insanlarin yaptigi bu seyler dogrudur ve cok onemlidir; ama yalnizca kalkan olarak. Ne yazik ki siradan insanlar olarak ne yaptigimizi, bu seyleri hic ogrenemeyiz ve bunlarin yasamimiza egemen olarak yasamimizi yikmalarina goz yumariz. Hatta diyebilirim ki insanliga gore, insanlarin yaptiklari bu seyler dunyanin kendisinden bile buyuktur ve onemlidir. Siradan bi insan icin dunya bi giz olmamistir hic. Ve yaslaninca da, artik yasamasina bi neden kalmadi sanir. Yasli biri icin dunya tukenmis degildir, yalnizca insanlarin yaptigi seyler tukenmistir. Ama kafasi oyle karismistir ki sersemce, dunyada kendisi icin bi giz kalmadigini sanir. O kalkanlar karsiliginda odenen igrenc bir bedeldir bu! Bunu bilen bi savasci dunyayi sonsuz bi giz kaynagi ve insanlarin yaptigi seyleri de sonsuz bi sacmalik diye ele alir.

 

Bay Orr gibiyim

Üç gündür yine fmf’im bana eşlik etmekte ve ilaveten berbat bi baş ağrısı var. Dışardaki hava ise inadına muhteşem. Her onbeş dakikada dışarı çıkıp en az üç derin nefes aldım; çünkü öyle bi hava var ki bunu yapmaya beni mecbur kıldı. Bu güzelliği pas geçemezdim.

Neyse bugün epeyce rüyalı çok uyuyup uyanmalı bir geceden sabaha uyandığımda durumda bir değişiklik yok gibiydi fakat nedense ben günlük rutinimde bi değişiklik yaptım ve normalden saatler öncesinde kendime kahvaltı hazırladım ve adetim olmadığı halde kahvaltımı balkonda açık havada yaptım.

Bi ara hemen önümde bana arkadaşlık ve şahitlik eden selvilerden biri bana el salladı ben de ona salladım. Sonra çevreye hızlıca göz attım acaba bu davranışımı gören biri oldu mu diye 🙂 Olmamıştı ama ben aklı başında görünmeyi nasıl hala önemsiyor oluşuma güldüm biraz.

Sallanan kanepede çayımı(haftalardır ilk çayım) ve sigaramı içerken birdenbire bi şey fark ettim. Öylesine amaçlanmadan zihnimden akan şeye dikkatimi yönelttim.

Akış şu minval üzereydi (tabi aradan şu anda yirmi dk geçtiğinden aklımda kaldığı kadarıyla):

Eskiden bir kişide algının genişlemesi durumunun onda dışarda gördüğü dünyanın da değişmesi ve hatta birinci dereceden yakınlarında da değişimin söz konusu olduğunu fark ederdim ve “dünya dünya içinde” bir katman durumu olduğunu sanırdım. Yani bu ne demek? Benim gördüğüm dünya değişti ama eski dünya bi şekilde varoluşunu sürdürüyor, onları algılayanlar da var, bunu oyun kuramında soğanın halkaları ile ifade etmişim.

Fakat işte az önce şunu fark ettim ki aslında durum daha farklı.

Benim dünyam değiştiğinde dünya bütünüyle gerçekten değişiyor! Karşılaştığım her kişi, karşılaşmadığım bi dolu kurgucular, benim gördüğüm dünyayı -rüyayı- görmeye başlıyorlar. Onlarla bazen konuşurken daha önceki dünyasının böyle olmadığını onda bi değişim olduğunu hatırlatmaya çalıştığımda bunu anlamıyorlar, sanki bu hep en son dünyayı görüyorlarmış gibi davranıyorlar. Bunları eskiden biraz tuhaf karşılıyordum hatta üzülüyordum da, neden eski dünyalarını görmezden geliyorlar ve değiştiklerini itiraf etmiyorlar diyordum. Pek tabi buna da şöyle bir formül bulmuştum; insanoğlu unutkan (insan_nisyan), peki ben neden unutmuyorum diye sorduğumda, çünkü “not alıyorum, sürekli iz düşüyorum” cevabını alıyordum ve bu sebeple insanlara kendilerini yine kendileriyle kıyas etmelerini başkalarıyla kıyasın saçmalık olduğunu ve bi şekilde kendi tarihlerini bi yere iz düşmelerini öneriyordum.

Şu an sebebin bu olduğundan emin değilim fakat emin olduğum şey şu ki, benim dünyam (algım, birleşim noktam) değiştiğinde herkesinki değişiyor. Arada tek fark benim eskileri hatırlıyor oluşum. Bunun için şimdi bi örnek verecektim ama aniden aklıma Ursula Le Guin’in Rüyanın Öte Yakası kitabı geldi. Anlattığım şeyin kitap haline getirilmişi varken başka örnek aramaktan vaz geçtim.
Bu durum, Ra bilgilerinde neden “bir insana ulaşmak dünyaya ulaşmaktır” dendiğini, alevi bektaşi külliyatında neden “benim kabem insan” dendiğini, Castaneda külliyatında don Juanın neden “tek meselenin seni sonsuzlukla çevrelendiğine ikna edecek bir kişinin gerekliliği” şeklinde söylediğini ve benim neden her zaman “beni onaylayacak tek kişinin yeterli olduğunu” söylediğimi birleştiriverdim. Başka örnekler çoktur ama aramaya zahmet etmeyeceğim çünkü eminim.

O halde o ikna edilmesi gereken TEK KİŞİ, ister ben olayım, isterse diğer bir kişi olsun, durum değişmiyor, dünya toptan ve bütünüyle değişiyor.
Fakat değiştiğini hatırlayamıyoruz, o hep öyleydi gibi oluyor!

Sanırım ben çoğu zaman bay Orr gibiyim.

Bazıları-ya da bazen- başka birini, bi TEK KİŞİ’yi bulup onu değiştiriyorlar, bazıları kendilerini TEK KİŞİ olarak değiştiriyorlar, sonuç fark etmiyor.