Etiket: oyun
Güzel Zeka Soruları
Bu yazıda yine bir kaç tane güzel zeka sorusu soracağım. Cevaplarını yorum olarak ekleyebilirsiniz. Her zamanki gibi cevapları söylemeyeceğim. Zamanla tartışıldıkça bulunacaktır doğru cevaplar.
Soru 1: Bir gölün içinde kayıktasınız. Ve suya bir evrak çantası atıyorsunuz. Göl seviyesinde ne gibi bir değişme olur?

Soru 2: İki kişilik bir oyun oynuyorsunuz. Kare bir masa ve elinizde demir 1 liralıklar var. Sırayla bozuk paraları masanın üstünde bir yere koyuyorsunuz. Tek kural hiç bir paraya değmemesi. En son parayı koyabilen kazanıyor.
Nasıl bir taktik izlerdiniz, ilk parayı kimin koymasını isterdiniz?
Soru 3: Bir okuldaki 100 kapalı dolabın önünde birer öğrenci duracak şekilde yerleşirler.
1. düdük çaldığında 1 in katları olan tüm dolap kapakları açılır.
2. düdük çaldığında 2 nin katları olan dolaplar açıksa kapanır kapalıysa açılır,
3. düdük çaldığında 3 ün katları olan dolaplar yine aynı şekilde kapanır veya açılır,
. . .
Bu böylece 100. düdük çalana kadar devam eder. 100. düdük çaldığında sadece 100. dolap kapağı açıksa kapanır kapalıysa açılır.
Soru şu, bu işlemin sonucunda kaç dolap kapağı açık kalır?
Devamını oku “Güzel Zeka Soruları”
Bitkilerle maceralarımız ve oyunlar
Keçi boynuzunun tozu olduğunu iki gün önce aktarda öğrendim. Tabi sözcük beni küçüklük anılarına götürüp getirdi bir an. Keçi boynuzu toplanışına şahit olmuştum bir kere, ağacın altına çok geniş alana kilimler örtüler serip sonra ağacın dallarını sopayla uzun süre dövüyorlardı, ta ki tüm meyveler dökülene kadar. Zorlu bir süreç gibi görünmüştü gözüme belki sadece küçüktüm. Tadını severdim, keçi boynuzu kemirmek eğlenceli gelirdi. Çocuklukta köylerde yaşamışlığım olduğu için kendimi şanslı hissederim, öğretmenlerin bir yere nakil istediklerinde önce o yerin köylerinden geçmeleri cefalıdır ama çocukları için biraz da sefalıdır 🙂 Keçiboynuzu tozuna dönecek olursak, gerçekten de kakaoyu çok andırıyor görüntüsüyle, az önce evde yaptığım tazecik yoğurtla karıştırarak denedim, baskın bir lezzeti yok, yani kibar bir varlık 🙂
*
İnanç ve Matematik
Bir oyundasınız. Kehanetlerine güvendiğiniz bir kahin var. Ve karşınızda iki tane kutu. Kutulardan biri şeffaf ve içinde 1 altın var. Diğer kutu şeffaf değil, içinde bir kese altında olabilir veya olmayabilir.
İki seçenek hakkınız var;
– Ya karanlık kutuyu alacaksınız
– Yada iki kutuyu birden alacaksınız. (Evet yanlış okumadınız, iki kutuyu birden)
Şöyle bir durum var yalnız. Kahin sizin davranışınıza göre karanlık kutuya bir kese altını yerleştirir yada yerleştirmez. İki kutuyu alacağınızı tahmin ederse karanlık kutuyu boş bırakacaktır. Eğer karanlık kutuyu alacağınızı tahmin ederse içine bir kese altını koyacaktır.
Siz olsanız ne yapardınız? Unutmayın seçiminiz kahinin tahmininden sonra olacaktır..
Aslında ne yapıyoruz?
Bilincimiz, LONO ve KU bileşenlerinde sağlıklı olmayan veya işlevi sona erdiği halde uygulamadan kaldırılmamış minör enerji kalıplarını (inançlar/tavırlar/alışkanlıkların dikkatimizle yaratılmış yazılım programları) şifalandırabilmek için muazzam bir istekle her an çevreyi kontrol eder. Bu işlemi gerçekleştireceği kişiyi/gurubu/konuyu bulduğunda hemen ilişkiye geçer ve olay örgüsü başlar. Lonomuzun hiç bundan haberi olmaz, onun bildiği şey bir deneyim yaşamakta olduğudur, bunların bazıları zevklidir ama çoğu illallah dedirtecek türdendir. 🙂
Halbuki biz KU’muzun ne kadar acıdan kaçınan, keyifçi bir yapıda olduğunu biliriz, eğer buna rağmen bezdirici deneyimler yaşamaktaysak onların en kötü kayıtların arasından bulunan en ehveni şeri olduğunu anlamamız gerekir. Mistik öğretiler bunları “razı olmak” olarak açıklar, tanrının işlerinden sual olmaz. Gezgin şamanın bundan tek farkı, deneyimin bir şifa işlemi olduğu bilincini hiç kaybetmeden süreci yaşarken izlemesidir. Ve bu süreç boyunca bildiği tüm yöntemlerle barış ve armoniye ulaşmaya çalışır; çünkü şifalanma sürecini kendisinin başlattığını bilir, sorumluluğu %100 aldığını bir an bile unutmaz. Pardon, bir ya da bir kaç an unutsa bile hemen yeniden hatırlamayı başarır 🙂 Aloha
*
Günaydın frekanslar, Ho’oponopono yaparken özellikle bir olay ya da kişi seçmeniz gerekmez, siz bu harika barış sanatını uygularken (sesli ya da içinizden) o sırada tesadüfi(!) olarak içinizden, aklınızdan geçen konular kişiler olur tıpkı meditasyon yaparken ya da BAK oynarkenki gibi onlara tutunmayın ancak bilin ki ho’oponopono sizdeki arınmayı gerçekleştirirken tüm bunlara öncelik vermektedir. Örneğin Ho’oponopono yaparken aklınızdan geçen hasta bir yakınınız, ya da yaklaşan seçimler veya siyaset kavgaları veya futbol takımınızın sorunları gibi şeylerin hepsi -sizde- arınmaya tabi tutulur, emin olun, tatlı tatlı gülümseyin ve Ho’oponoponoya devam edin. Aloha
*
Kendi halinde titreşip durmakta olan bir enerji kümesinin şifresini kırıp (kendi yorumlama sisteminle) ona atıl bir enkarnasyonunun suretini yükleyerek kavga ediyorsun! Ya da yoldaş bilip yarenlik ediyorsun 🙂 Tıpkı kuyruğuyla oynayan sevimli yavru kediler gibiyiz, ne kadar da oyunbaz oluyoruz.