Kader (yeniden)

Kader üzerine eskiden çok düşünmüş ve yazmıştım fakat şimdi onları bulmakla vakit kaybetmeyeceğim. Belki şimdi daha kısa yoldan bi ifadesini bulmuşumdur, denemeden bilinmez 🙂
Kader, insanlara has bir kavram; çünkü lineer zaman dışından bakıp görmeyii gerektirir. İnsan bunu nasıl yapar, yapabilir?Bu birinci soru)
İnsan denilen doğduğu andan beri aldığı kararların toplamıdır. Bu kararlardan bir tanesi bile şu an iptal edilse, gelecek ve geçmiş çizgisi değişir. Bu durumda neden kaderin değişmez olduğu söylenir?
Buyrun size 65000 pesoluk bir soru 🙂

  • Aysun Ell iptal ettiğimiz kararlar da kadere dahil değil mi 🙂
  • Sibel Atasoy İptal edince aynı anda dahil oluverir
  • Aysun Ell madem değişmiyor, tüm iptal edilmeler de hesap edilmiştir demek istemiştim 🙂

    Sibel Atasoy Değişmediği söylenir dedim, daha bunun mekanizmasını bulmuş değiliz. 🙂 Neden?

  • Elvan Emekli Sistem koyucunun kader kastı ile birimin anladığı aynı olamayabiliyor.Matrix revolutions da Neo bu konuda bir buhran geçiriyordu diye hatırlıyorum..
  • Sibel Atasoy Peki Matrixin kahini buhran geçirdi mi?
  • Turan Erdal Kader aslinda oyun dışından oyuna müdahale edildiğini zannetmektedir.
  • Elvan Emekli Lineer zamandan nasıl çıkılır Turan bey ?
  • Harun U kader herkesin geçmesi gerektiği olduğu sınavlar bütünüdür

    Sibel Atasoy sınav derseniz derde dönüşür 🙂
  • Ayça M Belki de; dünyevi doğum ve ölüm zamanı bireysel seçimin ötesinde daha karmaşık bir kurgu dahilinde belirlenmiştir. Arada kalan yaşam döngüsü ise seçimlik hatta adeta açık büfe usulü süregelmektedir. İstediğinizi istediğiniz kadar alırsınız tabağınıza 🙂
  • Elvan E Sonuçlarını göğüsleyebilirseniz istediğiniz şey olabilirsiniz..
  • Sibel Atasoy Ayçacığım, çok doğu en azından doğum sonrası, çünkü ondan öncesine dair sadece fikir yürütebiliriz, gerçek bilgiden yoksunuz. bu hayatta istediklerimizi tabağımıza alıyoruz, evet ancak bunun farkında olmayan çok büyük bir çoğunluk var. Esas farkındalık burada yapılan çalışmalardır, yani tabağına aldıklarını bilmen bile yetmez nerdeyse, bilerek alma ya doğru evrilmemizi özendiren bi rüzgar var sanki. Burada üç aşama var kabaca: 1. tabağındakileri sen seçtin 2. bunu hangi araçlar hangi motivasyonlarla yaptın 3.şimdi artık bilerek seçebilir misin?
  • Ayça M Yanlış hatırlamıyorsam Dean Hamer’ın şöyle bir sözü vardı: ” İstediğiniz herşey olamazsınız, ama sizin için mümkün olan herşeyi olabilirsiniz”. Bu sözün üzerinde çokça düşünmüştüm. Mümkün olanın tespiti belki de Elvan hanımın da dediği gibi (görünen, ya da ön görülebilen) sonuçların göğüslenmesi cesaretiyle de açıklanabilir. Gerçi Hamer uzmanlığı gereği konuyu genlere bağlamış olmalı ya neyse 🙂

  • Sade Basit

    Lineer zaman dışından görebilmek için bir hayli çalışma yapmak gerektiği düşüncesindeyim..ben bir hayli yapmıştım ve hala yapmaktayım… bilinç altı ve bilincin örtüşmesinden önce gerçek özgür seçim pek mümkün değil gibi görünüyor. Ama bir kez köfte çakıldı mı -mekanizma anlaşıldı mı- işler daha zevkli hale gelebilir.Artık körlüklerini ayıklarken ahçı vahçı olmazsın en azından…Şimdi ben kaderin bir kararlar toplamı olduğu önermesine katılarak yanıtlıyorumV.erilen bu kararların özgür verilmediğinin anlaşılması için bir ayıklama çalışması yapmak bunun çeşitli yolları var–ya da bir biçimde bunu anlamak lazım-benim bilmediğim yollar da olabilirAma öncelikle bunu anlamayı istemek de gerek herhalde…. . Bu anlaşılmazsa v-hem gözü bağlı karar verilip,seçilip- bunlar seçtiğimiz unutuluyor.satr ın dediği gibi biz seçer ve unuturuz.Özgürlüğe mahkumuz. ve adı kader olur.Kararı verdiren -motive eden şeylerin farkındalığıyla körleme yinelemelerden çıkılıp özgür seçimler yapılabilir.Kabaca böyle…detayı ise çok..benim deneyimlerime göre yanıtım…
    Sibel Atasoy ben de genleri ve ona bağladığım arkaplan yetilerini bir değişken olarak alma taraflısıyım. Velakin bunlarr “niyetlilik”taşımıyor, onu koyacak olan insanın kendi iradesi
  • Ayça M eğer seçimimizi biz yapmazsak görevi paradigmamız devralıyor. paradigmamız da bize ait elbette ama içinde yer alan dinamiklerin tamamı bizim tecrübelerimiz üzerine inşa edilmiş değil. bu sebeple belki de öncelikli olarak şu seçimi yapmak gerekiyordur: hayatta mı kalacağım hayatın kendisi mi olacağım. Ya da hayata rağmen mi akacağım hayatla birlikte mi?
  • Enver K bende kisa katkida bulunayim,hepsi teselli urunu [kabullenmek] iyisi,kotusu,guzeli cirkini,zengini fakiri, olusum;herkez kendi olusumundan mutlu olmanin yolarindan biri.

    Harun U Matrix den kader anlayışı 🙂 “Ram-Kendra:Every program that is created must have a purpose. If it does not, it is deleted.” amacı biten ölür 🙂

  • Elvan E Dua ,niyet ve seçimin birbirinden farkı ne?
  • Sibel A: Dua, dilektir. Niyet, bilmediğimiz, bazen gözucuyla etkilerini fark edebildiğimiz bi şeydir. Seçim, bilinçli varlıkların ışın kılıcıdır.
  • Elvan E Seçimden bahsedebilmek için birden fazla olasılık olmalıdır. Bu olasılığın hangisinin bizim için iyi olduğunu bilerek seçmemiz durumunda bu bir biliş olurdu zaten.Sonuçlarını bilmediğimiz ama umarak seçtiğimiz olasılığın mümkün bütün sonuçlarına katlanabilme becerisine bilinçli seçim diyorsunuz?
  • Sibel Atasoy Önemli olan seçimi yapmaktır, seçtiğin şey zaten tam da ihtiyacın olan durumları sana getirir. İhtiyacın değilse onu seçmezdin velakin bazen kazayla bi dağınıklık anında ihtiyacın olmayan bi şeyi seçmiş olduğunu düşünürsün fakat bunların çektiği olayları öyle bir hızla geçersin ki yeniden seçim anına geri dönersin. Yani “yollardan hangisi doğruysa onu seçeyim, bunu yapacak gücüm var, lütfen hangi yol doğru bana söyle” diye allaha ya da bi arkadaşımıza, hocamıza yalvardığımız durumlar olmuştur. Ve buna sonraları çok gülmüşümdür. Doğru ya da yanlış yol olmadığını anladıktan sonra tabi  : ) Bilinçli seçim ise, seçtiklerini yaşadığını bilmek demektir ve istemediğin durumdan yeni bir seçimle çıkabileceğinden emin olmaktır. Ya da o durumdan çıkmak için vermek gereken kararı hangi sebeple ertelediğini bilmek ve buna rıza göstermektir.
  • Elvan E Demekki seçtiğimiz olasılığın istemediğimiz sonuçları olabiliyor,bunu belirleyen ne?

    Sibel Atasoy Değişime direnen kendimiz tabi. O öyle bi katı yerleşir ki, vinç getirsen zırnık oynamaz (vinç=öğreti,tavsiye), ancak şiddetli olay rüzgarları yani eylem eylem yine eylem! Sonrasında muhasebe, aralarda ve daima gözlem gözlem gözlem )

  • Elvan E Bir seçim yapıyoruz ama bunun hangi olaylar örgüsünde nihai noktaya erişebileceğini bilemiyoruz. Seçim yaptığımızda sebep sonuç veya olayların nasıl örüleceğini belirleyen ne?

    Sibel Atasoy Bütünlüğünüzün ihtiyacı

  • Elvan E Seçmediğimiz ve farkında olmadığımız birde ihtiyaçlar çıktı… Nasıl bir akıldır ki bu hem seçmediğim şeyleri bana yaşatıyor, hem de ihtiyacı olduğunu bilmeyecek kadar şuursuz?
  • Ayça M insan aklını kullanmak üzere yaratıldı. ama biz aklımız tarafından yönetilen varlıklar hâline geldik. Bütün sorunmumuz bu.. Başlar ayak oldu :))
  • Harun U Yunus Süresi 100.ayet: ‘‘ Allah aklını işletmeyenlerin üzerine pislik yağdırır.’’ biraz yaşar nuri gibi cevap vericem dayanamadım..yağdığından biliyorum..birinci elden test ettim..dogmatik değil.
  • Sibel Atasoy

    Evet, insanlar neden istediğim olmuyo derler, bunu çok düşündüm (çünkü benmkiler hep olmuş), iki sebep buldum hahahahaha fazlası da olur da hele bunları bi öğütelim. Birincisi, insanların istediklerinin çoğu “azmettirilmş” isteklerdir. Yani kişisel bütünlüğün ihtiyacı ile ilgisizdir, dışardan empoze yalancı istekler.Bütünlüğüüz bunlarıdikkate almaz ve o isteğin oluşması için ışın kılıcını kınından sıyırmaz! İkincisi, insanların istediklerinin çoğu da olur, fakat onlar bunu istediklerini çoktan unutuş başka başka isteklere odaklanmışlardır ve gerçekleşen isteklerini fark etmedikleri gibi bbunu br de bu da nerden çıktı, çok şanssızım, ya da adaletsiz dünya şekinde yorumlarlar. Oysa isteklerin sonuca ulaşıp ulaşmadığı dikkatle gözlemlenmeli ve olduğunda teşekkürü yapılmalıdır. Teşekkür önemlidir; çünkü herşeyle olan bağlantınızı temiiz tutar, değilse yıllarca teizlenmemiş soba boruları gibi püf püf aksırır!
  • Harun U bilinc suur vs olabilirr..tamamen aklıyla yaşayamaz insan..yaşaması mümkün değil…aklı insanın ara ara girebildiği kutsal alanı olarak görüyorum..akıl cevherdir..kurtarıcıdır..insanın kendi mesihidir ama aklına tapan da apayrı bi bataklığa düşer.
  • Sibel Atasoy istekler kısmına kayınca (kaderden) eski matrak yazıyı hatırladı: https://blog.sonsuz.us/?p=905
  • Elvan E Empoze edilenleri giyen Ego olsa gerek diye düşünüyorum..Belki seçimleri aklımız yapıyor sanırken onları da egomuz yapıyordur.Ama aklımızın yaptığını düşünürsek bile o da neye ihtiyacı olduğunu bilemediği olaylar yaşıyor..
  • Sibel Atasoy Kendimiz sandığımız şeybütünüyle egodur zaten.
  • Elvan E Buraya kader bahsinden geldik.. Seçim ve çekim yasası Belirsizlik ilkesine dayalı “.Bir parçacığın momentumu ve konumu aynı anda tam doğrulukla ölçülemez” diyor. Bu belirsizlik neyle ilintili?

    Sibel Atasoy Işıktan yavaş olduğumuzla ilintili buluyorum

  • Ayça M antika bir radyoyu kullanmanın iki biçimi vardır. Bunlardan ilki; onu doğru frekansa ayarlayarak radyo yayınından istifade etmektir. Yani üretildiği amaçla kullanmaktır. İkincisi ise, bir rafa kaldırarak süs, aksesuar olarak kullanmaktır. Akıl için de durum farklı değil 🙂
  • Hürriyet K Kaderden maksat, belki de olayların peşi sıra gelişinin sabitliği değildir. Kaderden maksat belki de, hangi yoldan gidersen git aynı yere çıkacağını bilmektir. Ve belki…. bu dahi değişmiştir artık…Belki de kader artık, bugün lafın gelişi söylenen, insanlık tarihinin özetlenmesi gereken en yüklü sözcüğüdür.
  • Elvan E Belki de kader belirsizlik ilkesidir? veya değiştirilemez doğa koşullarıdır?Yaz mevsimi ile Kışın yerini değiştirebildiğimiz de Kader de yok diyebiliriz belki???
  • Sibel Atasoy Değişmiyo mu zaten, ben kaç yıldır mevsimlerin kaybolmaya yüz tuttuğunu gözlemliyorum.
  • Elvan E Ölüm olgusu meselâ.. eskimeye mahkum bir bedende yaşam sürüşümüz…:))
  • Sibel Atasoy Aldığın kararları unuttuğun ölçüde var olabilen b olgu da diyebiliriz kadere
  • Elvan E Cevaplanamayan sorular yine açıkta kalıyor..
  • Sibel Atasoy Elvan Hnm her yaptığımız tespit gerçeğimiz haline geliyor. Zaten dünyanın gerçeği olarak gördüğümüz şeyler de tüm insanların ortak mutabakatla kesinleştirdiği şeyler. En iyisi, sözleşmelerinizi yakaladıkça fesh etmeniz ve şimdiyi boşaltmanızdır. Bunun başka çaresini bulamadım ben.
  • Elvan EHaklsınız.Bütün resmi göremedikten sonra kuantum felsefesinin en büyük faydası ; kişinin yaradılışı itibarı ile var olan potansiyelini kullanacak hale gelebilmesidir.Çünki Ayça hanımın da akıl konusunda bahsettiği gibi var olanı kullanamamak durumu var.Kişisel sınırların bilinebilmesi açısından çok önemli…
  • Harun U Kaderi satranç oyunu gibi görebiliriz.Kuralları yaratıcı koyar..kimini şah kimini kale kimi er yapar.hepsi özünde taştır.Ama kuralların dışına da çıkamazlar. Taşların birbirine üstünlüğü tamamen görecedir.Ama eski yaşamlardan gelen birikimle ama sadece tek şansla taş olarak tahtaya gelir.. Bu deneyde kendisi için en doğru olanları seçer uygular ve sonunda bir başka taş tarafından yutulur..Aslında o taşta gene kendisidir.Görevi bitmiştir.Başka taşa dönüşmüştür ya da başka bir oyuna gitmiştir ya da tekrar bu oyunu baştan sona izleyeceği yerde bekleyecektir.Peygamber dedikleri insanlar ise bu oyundan çıkabilmiş ve bu döngüyü kırmış özel taşlardır.Bakın derler, bu küpten böyle çıkabilirsiniz, deneyin ve görün.Tanrısız yaşam hilesiz oyun bitirmeye kalkmak gibidir.Hileleri görevli insanlar verir..Er ya da geç bu satranç tahtası da yok olacaktır.Buna da kıyamet denir.Ve şu sözle herşeyin özünü verebiliriz.Bizler ruhu arayan bedenler değil bedeni deneyimleyen ruhlarız..Öldüğümde yok olmayacağıma uyuduğumda uyanacağımı bildiğim kadar eminim..Kader uyandığında kötü bir rüyaydı mı demek yoksa güzeldi aslında demek için mi yapılmış bunu zaman gösterecek.
  • Harun U okumamıştım ama benzer şeyi anlatmışız.frekans kardeşliği 🙂
  • Sibel Atasoy Bu güzel sohbet için teşekkürler,aydınlatıcı ve canlandırıcı oldu.

Kadınlar neyin peşindeler?

Kadınlar neyin peşindeler? Gerçekten?
Eski biçilmiş roller hızla siliniyor, sanki bi merci tarafından yutuluyor veeeee bu boşluğa ne doluyor? Bi fikriniz var mı?
Sanırım artık insanları iki cinse bölmek de zorlaşıyor. Böylece toptan ve en sade şekliyle sadece insan diyebileceğiz herhalde.
“Sadece insan”ların eski tarz ilişkiler kurup sürdürmesi beklenemeyeceğine göre, her bişeyi yeniden inşa etmek gerekecek. Daha doğrusu o kendiliğinden inşa oluyor da bizler; özellikle gözlemci konumunda olan yazarlar, şairler, ressamlar, kurgucular yeni oluşumun ilk ipuçlarını bilerek ya da bilmeyerek ele geçirmeye başlayanlar, onları izlemek lazım.
“Nereye gidiyoruz zaman erirken dondurma tadında” demiştim, hakikaten de öyle bi andayız galiba.

Daha geçenlerde ilişkiler konusundabi dizi yazı yazdım, tabi bunun için araştırdım ve gözlemledim. Belki şimdi oturup üzerinde biraz düşünmeliyim.
Aman canım düşünme yaşa işte diyenler de vardır (içimden bi ses diyor örneğin) velakin bir yönüm de izlemeye ve tahmin yapmaya bayılıyor işte, ne yapabilirim ki! 🙂

Zeynep A: günaydın..cama gelen kumrum 3 gündür yavuklusunu getiriyordu bu gün yerleşemeye karar verdiler.. :))) bence göz-le mek tahminlerden çook daha zevkli ve öğretici..çünkü içinde g-öz-lemek var,yani öz var…

Sibel A: günaydın. İzlemek-gözlemek aynı niyetle kullanılıyor. Bi de çıkarsamak var. Peki kumrular ile gözlemlediğin şey neydi?

Zeynep A:onu görüşünce anlatırım..hayvanlar kadar olamıyormuyuz detirtecek kadar muhteşemdi.. izlemek daha önce bir iz varda izleniyor hissi veriyor..gözlemek tamamen tarafsızlık hissi veriyor bana..

Sibel Atasoy Kelimeler herkesin içine bi aracı tarafından yerleştirilir ve kelimenin içeriği aracıdan muaf olamaz. Bu sebeple herkes aynı kelimeden başka şey anlar. Normaldir. Ben de gözlemek kelimesini çok severim ve hemen tüm eski yazılarımda detaylı olarak yer almıştır. Velakin bu keliime tek duyu organını göz’ü esas alan batı tarzı bi algıyı çağrıştırmaktayken, izlemek, bildiğimiz ve bilmediğimiz tüm duyu organlarımızla iz sürmeyi çağrıştırıyor artık bana 🙂  Sana “Hayvanlar kadar olamıyor muyuz” hissini veren bir işlem oldu içinde, o işleme ne ismi verirsin?

Zeynep A: enteresan..izlemek bana daha önce kurugusu olan bir şeyi izlemek gibi film tyatro tv vs gibi geliyor onlarıda izlemeyei sevmediğimi bilirsin..kuşlar içinde içimden tanımlama isteği gelmiyor..

Sibel Atasoy hayvanlar gibi olamıyoruz diyerek, insanları tanımladın ama?

Zeynep A: sanki isim onu tanımlıycak ve büyü kaçacak gibi his..kesinlikle isimlendirme isteğim yok. ordaki tanımlama değil doğayla uyumları açısından onlar gibi değiliz..bir gözlem..

Sibel Atasoy Hangi açıdan onlar gibi değiliz?

Zeynep A: doğayla uyumlarının doğal sonucu bir birleriyle uyumlarıda muhteşem.. beşeri ilişkilerde onlar kadar olamıyoruz..Olamıyorduk

Sibel Atasoy Güzel bi tamamlama oldu, geçmiş zaman. Bravo 🙂 Yani kuşlar (doğal olan)ile insan (beşer olan) arasında bir kıyaslama yaptığını söyleyebilir miyiz?

Zeynep A: doğaya uyum açısından evet..

Sibel Atasoy Teşekkürler. Bu işleme kıyas yoluyla çıkarsama yapmak deniyor.

Zeynep A: sonra bu çıkarsamaya bakarak yakında zeyno antalya dağlarından ceyn gibi bağıracak dersek buda tahmin mi oluyor.. :)))) tahminler bana sıcak gelmemesi şu yüzden; sanki geleceği belirliyoruz ve gelecek geldiğinde gazı kaçmış gazoz gibi zaten biliyordum modunda coşkusuz yaşanıyor…

Sibel Atasoy ‎:) Tahminler,desteksiz atışlara benzemez. Onu kurgucular bile çok nadir yapar, her şey bi çıkarsamadır.

Zeynep A: sibel sabah sabah en romantik konuyu bile matamatik mantık problemine dönüştürmeyi nasıl beceriyorsun..bu sabah sana bir tutam duygu atasım geldi..puffffffffff… :)))))

Sibel Atasoy Hissettim 🙂 Sence benim açtığım konu romantik miydi? Biçok insan öyle bulmuyor olabilir hani.

Zeynep A: ilişkiler değilmi konu bana örümcek ağını andırıyor evlerin en sağlamı örümceğin evidir.. :)) sence romantik değil mi? bence çook romantik.kast ettiğim kadın erkek değil anne çocuk dost komşu fark etmez..ilişkideysek romantizim başlamış demektir..bir öykü yazıyoruz demektir..bir ağ örüyoruz demektir.. :)) bu yeterince romantik değiil mi?

Sibel Atasoy sen nasıl anlıyorsan öyledir, zaten itiraz etmedim. Yalnızca bi şeyin tek anlamı olmadığına, her insanın aynı şeyin başka yönüne çekilebileceğini hatırlatmak istedim.

Zeynep A: haklısın..akord olmak için arasıra kahvaltıda gözlükleri değiştirmek hayatı renklendiriyor..seninle kahvaltı etmeyi seviyorum.. muck.. :))

Heqi Tong insanları iki cinsten fazlasına ayırıyorlar artık…androjen kavramı bunun bir arayışı mıdır sizce Sibel Hanım?
Sibel Atasoy Androjeni hangi anlamda kullanıyorsunuz? İngilizcede anlamına: Erkeklik karakteri sağlayan (madde), testislerden veya adrenal korteksten salgılanan hormonlar” demişler
Heqi Tong Bu maddenin erkekte az ve kadında çok bulunduğu durumlardaki insanlara verilen ad şu sıra…Tabii dikkati, kişilerin kendi fiziki kimliklerini artık kadın yada erkek olarak değil androjen olarak sunmasına çekmek istiyordum.
Sibel A: Anlıyorum. Bu durumda siz de ikiden fazla çeşide dönüşen insanı onaylıyorsunuz. Peki bu çeşitlerin hepsini teker teker bulup isim koyup özneleştirecek miyiz? Yoksa madem çoğaldı hepsine insan deyip geçelim mi diyeceğiz?
Heqi Tong Bana kalırsa, binde bir olsa,biner biner bir olsa insan yine sadece insan…Fakat tabi ki egonun kendi kimlik arayışı da doğal döngünün bir parçası…sanırım her parçasına bu “puzzle”n bir kod veriyoruz (özneleştiriyoruz) ki bütün resmi oluşturabilelim…
Sibel Atasoy Evet şimdiye kadar öyle yapmıştık. Bu aynen böyle devam edeceğiz anlamına mı geliyor? Her insana bir “isim” vermiyor muyuz zaten doğduğunda? Bu durumda insan ile kişinin ismi arasında sınırsız sayıda basamak ve seçenek bırakmış oluyoruz. Bi de bunu ara bölmelere ayırıp klase etmek gerekecek mi? Ve gerekecekse ne işe yarayacak?
Sibel B: sibelcim adaşım bu yazıyı ben de okuyabilir miyim? bugünlerde ben de ilişkiler üzerine master yapıyorum da
Sibel Atasoy Adaşım ben onu altı bölüm halinde yayımlamıştım sitemde, ancak bugün birleştirip, düşünüp kaşınıp tek bi yazı haline getirebilir miyim diye bakacaktım 🙂 Kolay gelsin bu arada. İlişkiler çok öneml, BEN’den BİZ’e geçmenin çağlar üstü bir sıçraması bence. Yani dalga yönümüze de parçacık yönümüz kadar değer vermeye başlıyoruz galiba
Heqi Tong Hayır , fakat daha fazla parçayı daha hızlı bir şekilde özneleştiriyoruz…Tek özneden ibaret olduğunu kavramaya doğru giderek hızlanan bir süreç…An meselesidir bahsettiğiniz gidişatın değişmesi fakat belki insan demeyi de bırakırız bir yerde…ne dersiniz, oraya doğru gidiyor olabilir miyiz?
Sibel Atasoy Sevgili Heqi, ilginç bi noktaya parmak basıyorsunuz, umarım orada bi süre kalabilirsiniz 🙂 İnsan demeyi bırakmak uzunca süredir duyduğum en ilginç öneri oldu. Biraz geliştirebilir misiniz?
-devam ediyor-

Her şey çift F arasında (ingilizcede); fact and fiction

Dönüşen bilinç zinciri

Kuantum Denemeler -3

Yazının öncesi için tıklayınız

  1. Evrenimizin doğduğu Big Bang’den (Büyük Patlama) sonra uzay, zaman ve de vakum vardı. Vakum “alanlar alanı” ya da daha şiirsel olarak potansiyeller denizi olarak tanımlanabilir. Hiçbir parçacık içermez, ancak tüm parçacıklar onun içindeki gerilimlerde (Enerji dalgalanmaları) oluşur. Bir benzetme yaparsak, eğer bir ses dünyasında yaşıyor olsaydık, vakum bir davul derisi ve çıkardığı sesler de o derinin titreşimleri olarak tanımlanabilirdi.

  2. Vakum tüm bunların hammaddesidir. Bilincin köklerini ve maksadını anlama yolunda en heyecan verici kavrayış, vakumun içindeki anlardan birinin tutarlı Bose-Einstein yoğunluğunun alanı olmasıdır. Bu yoğunluk insan bilincinin zemin safhasıyla aynı fiziğe sahiptir. Sonrasında, bu tutarlı vakum yoğunluğu içinde oluşan gerilimlerin bizim kendi Fröhlich tarzı Bose-Einstein Yoğunluğumuzdaki gerilimlerle aynı matematiğe sahip olduğu görülür.

  3. Yapılan çalışmalara göre, öyle görünüyor ki ne zaman iki bozon birbiriyle çakışıp bir kimlik paylaşsalar (ya dabu  işlemi durdursalar) dalga fonksiyonu çökebilir. Bu çöküşe bilincin sebep olduğusöylenebilir ki bu doğanın en basit, geri döndürülemez işlemidir. Böylece maddi dünyaya bir yön duygusu eklenir.

  4. Bozonlar temelde “ilişki parçacıklarıdır”. Bilincin en birincil öncülleridir, fakat aynı zamanda maddi dünyayı birarada tutarlar.
    Maddi dünyanın temel yapı blokları ise fermiyonlardır. Bunlar sosyalleşmezler ve kendilerini kendilerine saklamayı tercih ederler. Bozonlar olmaksızın fermionlar çok nadir biraraya gelipbir yapı oluştururlar.

  5. Bozonlar bir kere vakumun tutarlı zemin durumundan koptular mı, onlar için yeni bir tutarlı ortam keşfi (fermionlarla işbirliği içinde yaratıcı biçimde yapılan yeniden keşif) uzun ve yavaş yavaş gerçekleşen bir işlemdir.

  6. Vakumda şeyler dalgalanmalar (ürpermeler) halinde oluşup yenilenen tutarlılığa doğru gelişip vakuma “zenginleşmiş” dalgalanmalar olarak geri dönerler. Buna kısaca “dönüşen bilinç zinciri” diyebiliriz ya da daha basitçe evrim!.

Julian Huxley bunu, “İnsanın evrimden başka bir şey olmadığını keşfetmesi evrimin bilinci haline gelir” sözleriyle kısa ve öz şekilde ifade etmiştir.

  1. Ben, kendi alt-benliklerimle (geçmişim ve geleceğim) olan ilişkilerimden, başkalarıyla olan ilişkilerimden ve en geniş anlamda tüm dünyayla olan ilişkilerimden oluşurum.
    Ben, ben-im, kendime özgüyüm. Çünkü ben tamamıyla ilişkilerimin özgün bir deseniyim ve kendimi bu ilişkilerden ayıramam.
    Kuantum benlik için ne bireysellik ne de ilişki önce gelir, bunların ikisi de eş zamanlı ve aynı “ağırlıkta” kuantum alt tabakasından doğarlar. Bireysellik ve onların ilişkileri söz konusu olduğunda; bu alt tabaka beyindeki bir Bose-Einstein yoğunluğudur.

-son-

Kuantum Benlik kitabından özetleyen

Sibel Atasoy

21.02.2012 Beylerbeyi

Mekanizmalar

Erk  Nedir?

Güç anlamında kullanılıyor ancak bunu daha ziyade “kendini kendinde odaklayabilme yetisi” ile “kendini önemsemeyi bırakabilme” yetisinin  en yüksek ortak böleni gibi algılıyorum ben.

**

The Closer Dizisi izleyen var mı aranızda bilmiyorum, onun tekrar bölümlerini vermeye başladılar ve az önce 13.bölümünü seyrettim. Hayat ve kendin olmayla ilgili nerdeyse tüm oyunlar(tüm mekanizmalar) bir bölüme sığmıştı(40 dk). Bulup da izlemenizi isterdim. Malum paylaştıkça zevkimiz artıyor.

**

Bozonlar ve fermiyonlar, hayatı anlamak için büyük ipuçları sunuyor. Bir zamanlar (10 sene kadar önce) odamın duvarında onlar hakkında şahane bir tablo vardı (bi fizik dergisinin ilavesi posterdi) çift yüzüne de baskı yapıldığı için iki yönlü cam taktırmış ve çerçeveletmiştim. Bi kaç ayda bir yönünü değiştirirdim. O odada müthiş anılarım oldu. Aslında anı filan da değil bi çok ben oldu!

**

Şu ana (şu ben’e) kadar yazdığım tüm yazıları tek bir word dosyası “bul ve değiştir” işlevi ile düzeltebilecek olsaydım, tüm “zaman” kelimelerinin yerine BEN kelimesini geçirirdim. Herhalde oldukça aydırıcı ve ironik olurdu. Düzeltme esnasında toplam kaç değişiklik yaptığını da veriyor bu işlev, böyle bi şansım olsaydı herhalde milyonlarca ben olduğu görülebilecekti! Gerilim filmi gibi. 🙂

**

Basat ve Tepegöz

Her okuyuşumda başka birr yüzünü daha görüyorum mekanizmaların. El değmemiş Öykülerin gerçekten gizemi de burada işte, siz hazır oldukça size açar yeni ve içrek kapılarını. Çok incelikli bi iş bu evrim! Öyle beylik sözlerle altından kalkılamıyor. Ne yapsanız kar etmiyor. Zihnin amacı öğrenmek değil, bu amaçla kullanıldığını sanmak çok yanıltıcı oluyor.(bunu yeni dünya görüşü ile ilgili uzun yazımda detaylı biçimde anlatmaya çalıştım ama şimdi geri dönüp baksam muhtemelen bi sürü şeyi pas geçmiş olduğumu göreceğim) Gerçekten de imkansıza yakın bi şeyi istiyoruz biz, o halde olağanın üstünde sarsılmaz niyet taşımalıyız.

Oyun Hamuru ya da Potansiyel

Müthiş bi tipi var burada (köprüden önce son çıkış), tam on dakikada heryer bembeyaz oldu. Hava tüm gizemiyle karardı, bilinmeyenden bilmeyerek yağıyor. Olağanüstü bir yer burası, şahane bi dünya! Özgür iradeye aşk veren bilinmeyen, sana sonsuz şükranlarımı sunuyorum. (Yollarda olanların işleri kolay olsun dilerim.)

**

Gözlerinizle gördüğünüz dünya/maddi gerçeklikler yalnızca duygu/düşünce bileşiminizin dışa yansıtılmasından ibarettir. Ve bu haliyle de gerçektir tabi, sizde olandır. Gördüğünüz/algıladığınız dünya; kurduğunuz mantıksal bütünlüğe ve duygularınızın dalgalı ritmine boyun eğerek masumca varoluyor.

O varoluş, çocuklar için hazırlanmış yumuşak, renkli, güzel kokulu bir oyun hamurudur.

Yaratma işlemi, düşünme ve hayal etme kabiliyeti ile yapılmakta olup, kullandığı araçlar; başta kelimeler olmak üzere, dışarı üflediğiniz her şeydir.

Böylece düşündüğünüz/hayal ettiğiniz (bunu ister mistik isterse bilimsel yöntemle yapın fark etmez) her şey, olmak mecburiyetinde kalır. Eğer düşündüğünüzle özdeşlik kurabiliyorsanız sizin fiziki varlığınız bunu yaşar, yok özdeşlik kurmuyorsanız, fiziksel varlığınızın dışındaki ben’ler bunu yaşar.

Aynı anda olmuyo gibi görünmesinin sebebi; yeterli enerjinizin olmamasındandır. Yani zaman; DÜŞlerinizin taksitle fizikileştirilmesinin aracıdır. Zaman=Taksitlendirme

Yeterli erki olan kişi için zaman yoktur, her şey düşünüldüğünde maddileşir.

Her şey olabilme potansiyeli olan OYUN HAMURU adı üzerinde sonsuz sınırsızdır. Yüksek enerjiyle titreşmeye başlayanların istekleri azalmaya başlar. Ters orantıyla işliyor bu durum. İstekleri azaldığı için oldurma gücüne sahip olduğu halde kendinde olduracak herhangi bir tasarım kalmaz!

Bu durumda yüksek enerjiyle titreşen varlıklar, bi şey yapmış olmak için çok düşük enerjiyle titreşip çok istek üretenlere mecbur kalır!!! İronik bir durum! (yazının tamamı için tıklayınız)

**

Dünya seviyesi OYUN, seçim içerir.
İnsan seçmediklerini öldürür böylece BİLGİ ayıklamaya başlar, elinde kalanların oranı (eğer seviyesini tutturursa) geçeceği kapsayıcı oyunun kutbiyetini belirler.
Oyunların kutupları öncelikli ya da ayrıcalıklı değildir. Değerleri aynıdır. Böylesine aşırı uca kutuplanma BİRden uzaklaştırır ama BİR tarafından kapsanır.
Oyunun yüksek fazlarında kutuplaşma kaybolur; kaybolmazsa yüksek faza geçilemez.
Oyunun yüksek fazlarında zaman yavaşlar, hareket minimuma indirgenir.
Bir seviye oyun asla bitmez, bütün seviyelerdeki oyunlar sonsuzca devam ederler.
Oyunların tamamen bitmesi aynı başlangıçtaki gibi KAZA eseri olabilir. (sa-Oyun Kuramı)

**

Tesla’nın gücü ve maddeyi potansiyel enerjiye dönüştürülebileceğini ve maddenin aslında potansiyel bir enerji olduğunu ifade eden matematiksel çalışmaları olduğunu söyler. Bunun matematiksel ispatı, yaklaşık 10 yıl sonra Einstein tarafından yapılır. Tesla, Chicago’daki Colombia fuarında tanıştığı Lord Kelvin ile, Hindu ve Vedik felsefe üzerine çalışmayı sürdürmüştür. Goethe’nin Faust’unda olduğu gibi felsefe bilgisi ve Antheus mitosu Tesla’ya ilham olmuştur. Enerjinin yerküre boyunca iletilmesinin mümkün olduğunu düşünen Tesla şöyle der: “Her şey hareket ediyor, her şey dönüyor ve her yerde enerji var.”