Olgunluk ve nüfus cüzdanı

Çok sevdiğim bir arkadaş vardı, müthiş hayaller kurardı, bazen birkaç gün ve gece sürerdi hayal gezileri -mental açıdan hiç bir sorunu da yoktu- Ona bir gün bu hayalleri gerçekleştirmek için işe bi ucundan başlamak lazım değil mi diye sordum-oldukça gerçekçi zamanlarımdı-, bana gülümseyerek baktı, ben hayal ettiğimde onun tüm motivasyonunu yaşıyorum ve içi boşalıyor zaten dedi. Doğru söylediğini her halinden anlamıştım. Zaten gerçeği sorgulamaya başladığımın ilk yedili evresinin sonlarındaydım, bu durum beni en az kuantum kadar salladı :))

*

İnsanların çoğunda sabırsızlık gözlemlerim evvelden beri, istedikleri şey hemen şipşak olsun isterler, isteklerine ulaştıracak merdiven basamaklarını adımlama disiplininden yoksundurlar, çabucak sıkılıp başka bir isteğe atlarlar, o da olmayınca ağlayıp tepinirler, bu bir çocukluk özelliği değil midir?
Oysa evreler, kendimizinkiyle birlikte dünyanın evreleri var, beslenme, hazmetme ve posayı dışa atma adeta bu dünyanın en temel sistematiği gibi geliyor bana. Bu süreçleri ancak çocuklar ve ergenler bilmiyor olabilirler.

Olgunlaşma öyle bi şey ki, nüfus kağıdı ile tamamen ilgisiz. Geçenlerde nüfus kağıdına göre yetişkin olan -aslında hangi evrelerinde takıldıklarına bakılmaksızın- ebeveynlerin çocukları olmak hiç de adil değil demiştim, hala da aynı fikirdeyim. Senelere tabi bir sistemin parçası olmak istemediğimi kesinkes ilan ediyorum

Ezcümle, genetik ağacımızın tüm öğeleri bizi ağırlıklarıyla boğmaya çalışan hayaletler, şüphesiz aralarında özgürleşen ve peşimizi bırakanlar da vardır ancak sonsuzluğa karışamayan ve hala bizim üzerimizden kıstırılmış arzularını gerçekleştirmeyi can havliyle bekleyen hayaletler var. Sanırım kıyamet bu kısır döngüye bir son vermek için yaradılışın almış olduğu bence süper bir önlem. Nereye kadar?

*

True inner joy is self – created.
It does not depend on outer circumstances.
A river is flowing in and through you carrying the message of joy.
This divine joy is the sole purpose of life.
Sri Chinmoy

Hatırlatanlarımız bol olsunnn

Gün içinde tüm bedenimi kateden nefesler alıyorum, her aklıma geldiğinde en az 5 kez tekrarlıyorum, oksijen müthiş canlandırıcı.
hatırlatıyoruuummmmm. Ve tabi gerilme hareketlerini de unutmuyorum
not . hatırlatanlarımız bol olsunnn.

Sigara içerken derin nefes almayın. Derin nefes almanızı gerektiren durumlarda, yürümek, koşmak, merdiven çıkmak, yokuş tırmanmak, sevişmek gibi durumlarda sigara içmeyiniz. Basmakalıp yasaklamalara ya da önerilere değil vücudunuzun sinyallerine dikkat buyurunuz. Siz bedeninizi dinlemiyorsanız gerçekten de bu dünyada neden bulunuyorsunuz hala.

İlahi Ben sağlıklı sinyaller sewişirken alındı
Sibel Atasoy Basmakalıp sevişirken bi şey alındığını da sanmam, tıpkı penceresiz bed bi spor salonunda yürüme bandında sinyal alınamadığı gibi
**
“Farklı bir sonuç bekleyerek, sürekli aynı şeyi yapmak!”
Tuhaf bir espri anlayışımız var biz insanların. Ya da hafızamız sıfır.
Boşuna değil, insan nisyan ile…
*
Özgürlük affediştir demiştik. Affedişin özellikle dört S’si. Bunu gerçekten hissetmenizi istiyorum.
-Adamus bu dört maddeyi hep S harfiyle başlayan seperation (ayrılık), sin (günah), selfishness (bencillik) ve stupid (aptallık) başlıkları altında topluyor.-
Hatırlayasınız diye S’lerden gidiyorum. Gelecek ay küçük bir sınav yaptığımda “Ne demişti? “S” ile başlıyordu? Oh! Seks” diyeceksiniz. Hayır.
Günah, karma, kader ve alın yazısı – hepsi aynıdır. Aynı enerji dinamiği için kullanılan farklı kelimeler. Günah diye bir şey yoktur. Hiç biri yoktur. Oh benimle “Cinayet günah değil midir?” felsefi tartışmasına girmeyin. Sizinle o konuya değinmeyeceğim bile, çünkü bu sizi kapsamıyor. Eğer hapishanedeki bir grupla konuşuyor olsaydım konuşacak farklı bir şeyimiz olurdu. Ama fark ettiyseniz ben buradayım. (A)
Nereye kadar ayrılıktan suçluyum?
Nereye kadar günahtan,bencillikten ve aptallıktan suçlayacağım kendimi?
Nereye kadar taşıyacağım çarmıhı daha?
End of the day, buraya kadarmış!
Tüm suçluluklar ve cezalarını affediyorum. Zaten bir yanılsamaydı, kendimi sandığım kişi gibi, hepsi bir yanılsamaydı, geçti gitti.
*
Bir anlığına dinleyin.
Derin bir nefes alın. Özgürlüğün yeni sesi o.

Karnınızda.

Kollarınızda.

Ayaklarınızda.

Kalbinizde.

kafanızda değil.
Özgürlüğün yeni sesi kimsenin değildir. Benim değil. Ruh’un (Spirit) değil.
O, bütün bu zaman boyunca orada olan ses, o tını. Arada sırada ondan bir parça yakalıyorsunuz ama birkaç saniye, dakika ya da günden sonra, kitle bilincine, düne ve bugüne geri çekiliyorsunuz.

Sizin bugünden dışarı çıkmanıza izin vermiyor. Hayallerinizin peşine gitmenize izin vermiyor – bu diğer sesler, eski sesler.
Ama bu yeni özgürlük sesi… O, yeni bile değil.
O özgürlüğün sesi.
Total özgürlük.
Şimdi ne yapacağız?  İlginç olan şey aslında hiçbir şey. Aslında nefes almaya devam etmek ve izin vermekten başka yapacak bir şey yok. İzin vermek.
Özgürlüğü, egemenliği hissedin. Hiçbir şey yapmanız gerekmiyor. Hepsi kendiliğinden gerçekleşiyor.
Sonra biri size “Bunu nasıl yaptın? Gerçekten, bu inanılmazdı. Bu kuantum. Bunu nasıl yaptın? Hangi kitabı çalıştın? Hangi büyük Üstadı takip ettin ”dediğinde yüzünüzde kocaman bir gülümseme olacak.
(A)
Aydınlanmış biri gibi yürümeyi arada sırada deneyelim, öyle komik ki :)))
Bugünkü mesaim burada sona eriyor, beni izlediğiniz teşekkürler 🙂 Güzel bir gezintiydi. fark etmez fark etmez.
Şimdi gidip BO yeni neler keşfetmiş diye onuncu bölümü izleyeceğim 🙂 İyi akşamlar frekanslarrr

Heterarşi düzendir

“Biyoloji’nin eski paradigması ekosistemde denge ve evrimde ‘şans ve gerekliliğin’ rolü üzerinde yoğunlaşmıştır. Yeni paradigma da ise, evrim ve hayatta kalma etkileşim halindeki bir çeşitlilik, devinim, uyum, açıklık ve sürekliliğin bir fonksiyonudur. Ekosistemler karmaşık bir karşılıklı nedensellik yoluyla evrimleşirler” (Schwarts ve Ogilvy, 1979, s. 42)

Modern toplumun birçok alanını kesitleyen ve dünyayı yeni bir gözlükle anlamamız gerektiğini savlayan pozitivizm ötesi ve akılcılık ötesi paradigmalar (aynı ölçüde de modern ötesi, yapısalcı ötesi, endüstriyel ötesi, kapitalizm ötesi, görgücülük ötesi paradigmalar) aşağıdaki nitelikleri gösterir (Schwarts ve Ogilvy, 1979):

1. Gerçek karmaşıktır. Değişkenlik, çeşitlilik ve karşılıklı etkileşim bütün sistem ve olguların doğal özelliğidir…”her sistem kendine özgü özellikler geliştirir” (Lincoln, 1989, s. 69).

2. Heterarşi düzendir. Sistemler, hiyerarşik ve piramitsel değil, aksine önceden kestirilemez karşılıklı sınırlılık, etkileşim ve hareketlerle belirlenen heterarşik düzenlerdir.

3. Evren holografiktir. Evren, bileşenlerinin ayrıştırılıp tekrar tersi bir süreçle yerlerine yerleştirildiği şeklinde mekanik bir biçimde anlaşılamaz. Herşey birbiri ile ilintilidir, her parça bütünün bilgisini taşır.

4. Gelecek ve yön belirsizdir. Olasılıklar bilinebilir, ancak kesin sonuçlar kestirilemez; “…geleceğin muğlaklığı doğanın koşuludur” (Lincoln, 1989, s. 71).

5. Ilişkiler doğrusal (lineer) değildir ve karşılıklı nedensellik vardır. A B’ye neden olmak yerine belki A ve B karşılıklı etkileşerek birlikte evrimleşir ve değişirler.

6. Değişim morfogenetiktir. Düzen düzensizlikten doğabilir. Sistemler, niceliksel olmaktan ziyade niteliksel değişime yol açacak şekilde çeşitli, açık, karmaşık, karşılıklı nedensel ve belirsizdir (Lincoln, 1989, s. 71).

7. Gözlemci belli bir perspektife sahip katılımcıdır. Gözlemci gözlenenden soyutlamış ve mesafeli değildir. Nesnellik diye birşey yoktur, fakat perspektif vardır. “Perspektif belli bir açı ve mesafeden bir görüş demektir. Nereden baktığımız ne gördüğümüzü de etkiler. Tek başına hiç bir disiplin bütüncül bir resim veremez. Resmin bütünü çoklu perspektifler yoluyla elde edilen bir imgedir” (Lincoln, 1989, s. 72).

Pozitivizm ötesi ve akılcılık ötesi projeler tek bir “Doğru’nun” olmadığını iddia eder. Dahası, “büyük söylemler, büyük kuramlar ve tek “Dogru’ya” dayalı egemenci perspektif yerini özne merkezli çoğulcu bir yönelime terketmektedir” (Tierney ve Rhoads, 1993, s. 312). Benzer şekilde, modernist tez tarafından kutsanan hiyerarşik, tekli toplumsal düzen modernizm ötesi proje tarafından reddedilmektedir. Şöyle ki, “toplumlar belli inanç ve değerlerin egemenliği etrafında düzenlenmiş sistemler değildir, farklılık ve zıtlıklar daha belirleyicidir” (Tierney ve Rhoads, 1993, s. 312). Epitemoloji anlamında, pozitivist, akılcı ve modernist görüşler bilginin keşfedildiği ve ortaya çıkarıldığını öngören “esasici” (essentialist) bir bilgi tanımını savunurken, pozitivizm ötesi ve akılcılık ötesi paradigmalar bilginin keşfedilmek yerine yorumlandığını, ortaya çıkarılmak yerine oluşturulduğunu (constructed) varsayar (Tierney ve Rhoads, 1993, s. 313).

Yükselen paradigma bilimin nesnel bilgi üretme süreci olmadığını, bilimsel sürecin dünyanın göreliliğini temel alan bir süreç olduğunu vurgular. Sosyal olgular, sosyal davranışı belirleyen genellenebilir yasalar türetmek yoluyla değil, bir durumun kendine özgü boyutlarının ayrıştırılması ile anlaşılabilir. “Bilimin bir amacı olarak açıklama, üzerinde çalışma yapılan olgunun kendisi, ve durumlar arasında benzerlikler ve farklılıkların anlaşılması ile sınırlıdır. Ölçme ve araştırma desenleri sistematik analizi amaçlarken genellemelerle ilgilenmek yerine bir olayın daha iyi anlaşılmasını sağlamakla yetinir. “Sonuçları genelleyebilmek için, yükselen paradigmanın ilkeleri ile çalışan bir araştırmacı katı kurallar kullanmaksızın durumdam duruma geçer” (Putnam, 1983, s. 41).

Pozİtİvİsm Ötesİ Paradİgmatİk DönüŞüm ve EĞİtİm Yönetİmİnde Kuram ve Uygulamada Yenİ YaklaŞimlar

Dr. Hasan Şimşek

Orta Doğu Teknik Üniversitesi

Rüyayı zıplama aracı olarak kullanın

Rüya kampı ya da önceki eğitimlere katılmış arkadaşlara sesleniyorum, rüya görüşmeciliği sürdürülebilir bir aktivite halini aldığı takdirde sizi hiç bilmediğiniz kendinizle karşılaştırabilecek en tehlikesiz ve en ucuz yöntemdir. Lütfen birbirimizle iletişim halinde kalalım, birbirimizin rüyalarını analiz etmek yoluyla aydınlatalım ve ayalım.

Uyanık olmadığımızda bilincimizin sınırlı yapısının içine, o minicik hapishaneye geri dönmek işten bile değil. Lütfen bu birleşik mesajımızı sayfalarınızda paylaşın, yakınlarınıza sözlü olarak iletin. Yaşam huzurumuz ve keyfimiz bireyliğimizi kaybetmeden kurduğumuz ilişkilerin kalitesinde saklıdır. Toplam yaşam kalitemizi arttırmak elimizde; birbirimizi uykuya geri dönmeye karşı uyarmakta.

Bu dünyadan kaçmak istiyorsanız, dünyadan hiç bir beklentiniz yoksa ve onu pek de sevmiyorsanız o zaman rüyalarınıza ilgi göstermemekte haklısınız.
Zaten biz de kendini ve dünyayı sevenlere destek olmak için buradayız. Onbinlerce yılın birikmiş bilgisini/ışığını paylaşmak istiyoruz. Dışarıya çıkmayı öğretiyoruz ki içeriyi anlayalım.
Siz de sevinci yol edinenlerdenseniz aramıza katılın, rüyalarınızı dolayısıyla kendinizi onurlandırmayı öğretelim.

Daha detaylı bilgi için Sayfamızı ziyaret edin:

http://www.facebook.com/RuyaKampiDunyaYili2012?ref=hl

Kendini bilmek biraz çaba ister

Hem kişisel mevcut durumunuzu hem de toplumsal bohçanızı görebilmek için dışarı çıkmanız gerekir. Dünyanın her yerinden filmler, diziler izleyip, kitaplar okuyunuz. Yabancı ülkelerin haber bültenlerini dinleyin, disiplinle bir süre buna devam edin. Eğer imkanınız varsa Dünyanın değişik ülkelerine seyahat edin ancak turistik gezi olmasınlar, yerel insanlarla kalabileceğiniz bir süre onları gözlemleyebileceğiniz şekilde olsun gezileriniz.
Fast food yalnızca yiyeceklerle ilgili bir kavram değil. Size neler fast food olarak sunulmuş, sunuluyor biraz üzerinde düşünmeye değmez mi?
Dünyanın değişik bölgelerinde yapılan yerel müzikleri dinleyin, sözlerini anlamasanız da dinleyin daha iyi, o ezgiler bırakın frekansınızla uyumlansın.
Başkalarının rüyalarını dinleyin. Kendi rüyalarınızı hatırlayın, analiz ettirebilmek için imkanlarınızı seferber ettirin. Çünkü onlar da sizin (bilincinizin) dışınızdan geliyorlar, onlara karşı misafirper olun, tanımaya çalışın. Onları tanımak kendinizi tanımayı getirecektir.
Zamanında konuştuğumuz dilin çeşitlendirilmesi, ulusların birbirini anlamaz hale getirilmesinin sebebi, kendimizi görebilmek için dışarı çıkma zorunluluğu idi. Her türlü dışarı bu sebeple yapay olarak oluşturuldu. Onlarla ayrılasınız diye değil, onlara varıp kendi bölgenize dışardan bakabilesiniz diye. Kendini bilmek biraz çaba ister.

*

Kendinizle iletişime geçebilmeyi öğrenmelisiniz. Merak ettiğiniz bir soruyu, çatışmalarınızı, kararsız kaldığınız konuları, açık ve net biçimde yüksek sesle (bağırarak) havaya doğru sorun. Dinlemeyi öğrenin, şaşıracaksınız.