Onurlandırın

Yeni yılda ve bundan sonraki hemen her yılınızda onurlandırın…

Nedir onurlandırmak?

Eleştirmenin tersi olarak, yine onun gibi sözle, yazıyla, mimikleriniz ve yaşamınızla onurlandırın.
Seçiminizi yapmak için geç kalmış olmayın.

Eleştiri ve onurlandırma, her ikisi de seçimdir. Eleştiriyi seçerseniz Yeni dünya’da eleştireceğiniz pek çok şeyle birlikte yaşamınıza devam edersiniz. Çünkü sizinle birlikte gelmeleri için onları işaretlediniz, onlara enerji vermeyi seçtiniz.

Onurlandırmayı seçerseniz, Yeni Dünya’da onlardan bir çoğu ile bezeli bir yaşamınız olur. Kendinizi onurlandırabileceğiniz yaratımlar yapın, başka şeyleri onurlandırırken kendinizi de ihmal etmeyin, çünkü bunu hakediyorsunuz. Sevinç yolunuzu aydınlatsın, kahkahalarınız birbirine karışsın ve evrende bizi seyredenlerin kulağına kadar giden harikulade bir armoni olsun.

Eğer kendinizi gözlemleyecek, güvenilir bir yoldaş gurubuna sahip değilseniz, evinize, işinize kendinizi gözetlemek için gizli bir kamera koyun. Boş vakitlerinizde kendi kayıtlarınızı izleyin. Ne söylediğinize ve ne yapmakta olduğunuza dikkat edin.
Çevrenizde fiziken neler olup bittiğine çok dikkat edin, duvarlar, yollar, makinalar, kanalizasyon boruları, elektrik kabloları, arabalar, kuşlar, şarkılar, çiçekler, ağaçlar, reklamlar, diziler, filimler, aile üyeleriniz, komşularınız, patronunuz, ev  sahibiniz, kiracınız, iş arkadaşınız, hepsi ama hepsi sizin için dile geldiler! Ve tabi bunların en başında siz dile geldiniz, o sebeple kendinizi kameraya alın diyorum. Kendinize ne tavsiye ettiğinizi başka türlü bilemezsiniz.

Siz ve diğer o şeylerin tümü sizin öğretmeninizdir. Geleceğinizi görmek için falcıya kahine ihtiyacınız yok, hepiniz dile geldiniz zaten, dinlemek yeterli.

Dünya fevkalade işler yapan, yaratımlarıyla çevrelerini sevince boğan insanlarla dolu. Hepsini seyretmeye ömür yetmez, yine de seyretmek, dinlemek ve onurlandırmak için yaşamaya değer.

Asanı taşa vur!

Biyerde rastladım az önce; “Asanı taşa vur!” tavsiyesinden bahsedilmişti, hoşuma gitti. Şüphesiz sözcükler birer vagon, onların ne taşıyacağı bize bağlı! Elimizde hangi mal varsa onu taşıtacağız 🙂

Bakalım ben ne taşıtacağım?
Asa’ya bilgi, taş’a ise bir nevi oyun hamuru, fiziksel tezahür için serbest potansiyel diyecek olursak, sanırım nereye varacağımı sizler hemen anladınız 🙂
Ben şunu anladım; kıyam vakti geldi evet kişisel kıyamlar her daim olabilirdi fakat kitlesel kıyam için de yıldızlar gerekli yerlerini aldılar, o halde gösteri başlasın! Peki ama nasıl?
“Asanı taşa vur!” kardeşim…

Şu ana kadar oluşturduğun bilgiyi, hamura aktar. Bildiğini düşündüğün her pasta tarifini denemenin zamanıdır, hamurun başına geç ve döktür… Kalıp filan yok artık, hazır kalıplar almanın devri geçti. Özgün tarifler ve kişiye özel kalıplar zamanıdır. Bunu her birimiz yaptığında ortaya daha önce hiç karşılaşmadığımız pastalar çıkacak, şaşkına döneceğiz ya da başımız dönecek ama yine de çok heyecanlı değil mi?

KırkYama’dan haberler

Bugün yine kapsamlı ve birçok yeni fikrin havalarda uçuştuğu, bol
görev dağıtımlı bir toplantı yaptık. Toplantı raportörümüz Hande
tutanağı yakında duyuracaktır. Yapacak çok iş var, o kadar hoş
ve zevkli fikirler var ki avcumuzun içinde onları kotaracak, işbirliği
yapacak arkadaşlarımızı dört gözle bekliyoruz.
Katılanlar hızla artıyor ve sanırım bu rüzgar daha birçok güzel kokuyu
önüne katıp aramıza getirecek. Yakın zamanda amaçlar, projeler ve
hepimizin buluşma merkezi kırkyama sitemiz ile karşınızda
olabileceğiz, bunun için gerçekten sevinçle çalışıyoruz.
Bu fikrin ilk aklıma geldiği gün yazdığım takdim yazısını aşağıda
sunmak istiyorum. Görüşleriniz, önerilleriniz, görev alma isteğiniz ya
da sadece bizlere şevk verecek sözleriniz çok makbule geçecek, bundan
emin olun.
sevgilerimle
s.

Kırk Yama’yı Takdimimdir…

Bir İspanyolca terim olan ve “nehrin altındaki nehir”  anlamına gelen
Rio Abajo Rio’yu ilk duyduğumda içimde birçok belirsiz hatıranın
kımıldandığını hissettim. Bunlar kendimi bildiğim bu hayatımla ilgili
olmayabilirdi bile, çünkü onları ne uyanıkken ne de düşlerimde daha
açık seçik, net anılara dönüştürecek sözcükleri ya da resimleri
bulamıyordum. Fakat o bulanık, belki biraz orman toprağı gibi kokan ya
da balçık hissi veren o şeyi tamı tamına biliyordum, gayet net
biliyordum.
Son yıllarda gelişini hissettiğim, adım seslerini hatta bazen
uğultusunu duyduğum “nehrin altındaki nehir”, Jung’cu bir psikanalist,
şair ve cantadora (eski öykü derleyicisi) olan Clarissa Estes’in
ortaya koyduğu vahşi kadın arketipi ile görünür oldu, bulutların
ardından birdenbire yüzünü gösteren haşarı sevimli ve gürbüz bir güneş
gibi benliğimi aydınlattı.
Bu sebeple Kırk Yama projesini takdime geçmeden önce Estes’in her biri
doğrudan yüreğimize ulaşan sözcüklerini, noktasına virgülüne
dokunmadan sizlere aktarmak istiyorum.
Vahşi Kadın arketipi ve onun ardında yatan her şey, bütün ressam,
yazar, heykeltıraş, dansçı, düşünür ve arayıp bulanların
koruyucusudur; çünkü bunların hepsi buluş işiyle meşguldür ve
içgüdüsel doğanın ana uğraşı da zaten budur. Bütün sanatlarda olduğu
gibi, kafada değil bağırsaklarda ikamet eder. İz sürebilir, koşabilir,
emir verebilir ve başından savabilir. Hissedebilir, saklanabilir ve
derinden sevebilir. Sezgisel, tipik ve normatiftir. Kadınların
zihinsel ve ruhsal sağlığı için son derece gereklidir.
Peki, Vahşi Kadın’ı oluşturan unsurlar nelerdir?
O, Hayat/Ölüm/Hayat kuvvetidir, yaşatma gücüdür, kuluçkadır. Sezgidir,
uzağı görendir, derin dinleyicidir, sadık yürektir. İnsanları çokdilli
kalmaya cesaretlendirir; düşlerin, tutkuların ve şiirin dilini akıcı
bir şekilde konuşmaya yüreklendirir. Gece düşlerinden fısıltılar
getirir, bir kadın ruhuna ait araziden geçerken arkasında kalın bir
kıl ve çamurlu bir ayak izi bırakır. Bunlar, kadınları onu bulma,
kurtarma ve sevme özlemiyle doldurur.
O, fikirler, duygular, dürtüler ve bellektir. O, yitirilmiş ve uzun
ama çok uzun zamandır neredeyse unutulmuştur. O, kaynaktır, ışıktır,
gecedir, karanlıktır ve şafaktır. O, iyileştirici balçığın kokusu ve
tilkinin arka bacağıdır. Bize sırları söyleyen kuşlar ona aittir. “Şu
yoldan, şu yoldan” diyen sestir.
Haksızlık karşısında tehditler savuran odur. Büyük bir çark gibi dönen
odur. Döngülerin yaratıcısıdır. Aramak için evi terk ettiğimiz odur.
Eve gelmemiz onun içindir. Ütün kadınların gübreli köküdür. İşimizin
bittiğini düşündüğümüzde bizi gitmekten alıkoyan güçtür. İddiasız ham
düşünce ve işlerin kuluçkasıdır. O, bizi düşünen akıldır, bizler de
onun aklından geçen düşünceleriz.
Nerede yaşar?
Kuyunun dibinde, membalarda, zamandan önceki eterde. Gözyaşında ve
okyanusta yaşar. O, büyüdükçe hışırdayan ağaçların kabuklarında yaşar.
Geleceğin ve zamanın başlangıcındadır. Geçmişte yaşar ve bizim
tarafımızdan çağırılır. Bugündedir; soframızda bir yeri vardır,
arkamızda sıraya girer ve yolda önümüzde gider.  Gelecektedir ve
şimdide bizi bulmak için zaman içinde geriye doğru yürür. Karı delip
başını çıkaran yeşilde yaşar, solan güz ekinlerinin hışırdayan
saplarında yaşar, ölünün öpülmeye geldiği ve yaşayanın yakarılarını
gönderdiği yerde yaşar. Dilin üretildiği yerde yaşar. Dörtlük
notalarda ve yarım notalarda, bir kantatta, bir sestinada ve blues’da
yaşar. O, içimizde esinin patlamasından hemen önceki andır. Dünyamızı
delip geçen çok uzak bir yerde yaşar.
İnsanlar onun varoluşuna dair deliller, türlü kanıtlar isteyebilirler.
İstedikleri aslında ruhun varlığına ilişkin kanıtlardır. Biz ruh
olduğumuza göre, kanıt da biziz. Her birimiz yalnızca Vahşi Kadın’ın
varlığının değil, onun topluluk içindeki halinin de kanıtıyız. Bu
tanımlanamaz yaratıcı dişi gücün kanıtı biziz. Bizim varoluşumuz
onunkiyle paraleldir.
Yeryüzü anamız ve bizler, topyekûn şifalanma dönemine girerken, gönül
ve iş birliği yapabileceğimiz, alabildiğine geniş ve ferah bir mekâna
ihtiyaç duymakta olduğumuzu hissettim bunları okurken. Nehrin
altındaki nehre ulaşmak için derin bir istek duyuyordum. Bu özlem
içimden aniden fışkırdı ve kendi ismini fısıldadı: Kırk Yama.
Kırk Yama organizasyonu, katılımcı kadınların ellerinde şekillenecek
ve büyüyüp yeşerecek. Bireyselliğini elde etmiş, hayatının maddi ve
manevi planlamasını yapabilecek durumda olan kadınların el ele
verdikleri, dayanışarak yaratıcılıklarını geliştirdikleri berrak bir
alan. Faaliyet alanımız ise, katılımcılarımızın yetenek ve
yaratıcılıklarının uzanabildiği her yer diyebiliriz kısaca.
İnternette bir adresimiz olacak tabi: Kirkyama.org fakat bu adres bir
amaç değil sadece gösterdiğimiz faaliyetlerin sonuçlarının
sergilendiği kırk yamalı latif bir yorgan olacak. Öyle ki, üşüyen,
şifalanma için desteğe ihtiyacı olan herkesi içine alabilecek bir
yorgan.
Katılımcı olacak her kadın, kendini zaten benzersiz bir biçimde bu
dünyada görünür kılıyor, her birinin sonraki nesle ilham verici bir
öyküsü var ve biz bu eşsiz yamaların birleştiklerinde nasıl duracağını
merak ediyoruz? Ya siz?
Yüreğinizin sesine kulak verin ve kurucu üyelerden olmak için hemen
bize yazın lütfen.
Sevgilerimle
Sibel Atasoy
08.12.09

Karar Mekanizması

Topluluklarda yönetim şeklinin ve buna bağlı olarak karar mekanizmasının nasıl olacağı insan var olalı beri tartışılıyor, yeni yöntemler deneniyor. Şimdiye kadar yapılmış tüm önerileri bildiğimi iddia etmeksizin, kendi yaşam deneyimimden çıkarsadığım ve “şimdilik” bana makul gelen durumu anlatmaya çalışacağım.

Demokratik yöntem nedir: Genel kabul gören tanımı aşağı yukarı şöyle: “Demokrasi halkın yönetimi, halkın kendi kendisini yönetmesi anlamına gelen siyasi yönetim biçimi. Genel olarak, temsil, çoğunluğun yönetimi, partiler arası karşıtlık ve yarışma, alternatif hükümet şansı, kontrol, azınlık haklarına saygı gibi temel kavram ve düşüncelerle belirlenen politik sistem.”

<

p class=”MsoNormal” style=”margin: 0cm 0cm 10pt;”>Basitçe söylemek gerekirse, bir yönetim biçimi olarak demokrasi olsun ya da olmasın zaten çoğunluk yönetir! Sebebi tamamen fizik kanunudur diyebiliriz. Bildiğimiz “dünya” görüntüsünden tutun da her neviden “gerçeklik” çoğunluk sayesinde mevcut olabilmektedir. Bildiğimiz her şeyi, çoğunluğun seviyesi belirler. Bunu “ortalamaya çekilme kanunu” ile gayet sade bir biçimde kanıtlamak mümkün. Topluluğun genel algı seviyesi, aşağı ve yukarı pikleri ortaya doğru emer, böylece bildiğimiz dünya görünür olur.
Bu öylesine vahşi bir dengelemedir ki, çok özel yöntemler olmadığı takdirde aynen bir kara delik gibi iş görür. Ortalamadan kurtulmanın yolu insan tarihinin başladığı dönemden beri hemen hep birbirine benzer “güç” göstergeleri ile aşılmaya çalışıldı. Önceleri fiziki güç iş başındaydı, sonraları onun yerini para ve son zamanlarda bilgi (enformasyon) almaya başladı. Böylece “güç” tiranları ile yönetilmeye başladık.

Demokrasi bizi fiziki güç tiranlarından korumak için geliştirilmişti bence. Demokrasinin özelliği öncelikle ifade edildiği gibi “çoğunluğun yönetimi” değildi; çünkü çoğunluk zaten doğal yöneticidir. Demokrasi, azınlık fikirleri korumak, onları gayya kuyusunda kaybetmemek için alınmış bir önlem idi. Fakat güç, para ve enformasyon şekline dönüşerek demokrasi önlemini bertaraf etmeyi başardı. Böylece el elde baş başta Muhammed miraçta kaldı!

Aslında ben devletler bazında değil daha ufak topluluklardaki karar alma mekanizmalarından bahsetmek için bu yazıya başlamıştım. Fakat modeller pek de değişmiyor. Aşağıda ne varsa yukarda da o var! Hatta bir tek insanın bünyesinde cereyan eden karar mekanizması da aynıdır. Duyarlılığı artan topluluklar yönetim biçimleri konusunda hayli dikkatli davranmaya, dolayısı ile demokratik yöntemleri beğenmemeye başladılar çünkü açıkça “ortalamaya çekilmek” istemiyorlar. Haklıdırlar da! Ve fakat bunun bir kendini beğenme vesilesine dönüşmesini de istemiyorlar. O halde “topluluğun her üyesini karara ortak edelim”, böylece sorun çözülsün istiyorlar.  Bu sihirli formülün adı konsensüs/uzlaşma imiş.

Nedir kısaca uzlaşma yöntemi: “Bize göre konsensüse varmak, ortaklaşa ve özgür irade temelinde, tüm muhatapların kabul edebileceği kararlara varmaktır. Azınlıklar ezilmemeli veya onların üstünden atlanmamalıdır. Bir sorunun diğerleri tarafından anlaşılmama hissine kapılmadan ya da başka rahatsızlıklar duyulmadan herkesin kabul edebileceği, tahakkümsüz ve şiddetten arınmış çözümü hedefleyen bir yöntemdir.”  

Topluluktaki her üye karara katılana kadar devam eden dinleme/anlama/ikna/eğitim turları anlamına gelen bu yöntemde zaman faktörü neredeyse hiç dikkate alınmıyor. Fakat zaman bir insanın yanında nedir ki diyenler olabilir.  Bir insan kazanalım o bize yeter gibi fevkalade duyarlı bir yaklaşım söz konusu olan. Daha önce sol kökenli topluluklarda denenmiş bir yöntem. Ve gördüğüm kadarı ile zaman konusunun bu kadar hiçe sayılması daha sonra binlerce sayfa öz eleştiri yapılmasına da yol açmıştı.  Fakat benim aklıma takılan başka hususlar var.

Bir kere varoluşun temel çarkı olan düzen ve kaosun mevcudiyetini tam anlamak gerekiyor. Düzenin kalitesi kaosa dayanma gücüne bağlı olarak artabilir, bunun bildiğimiz karbon bazlı yaratımda başka yolu yok. Başka evrenlerin nasıl çalıştığını henüz bilemiyoruz. Benim aklıma takılan soru tam da burada devreye giriyor, herkesi aynı fikre ikna ederek nereye varabiliriz? (Faşist düzenler bunu zorbalıkla yapıyor zaten, o zaman biz sadece diktatöre mi karşıyız, sonuç memnun edici miydi?) Düzeni yani var olan yapıyı tekâmül ettirecek ivmeyi sonra nerden bulmayı ümit ediyoruz? Kararı veto ederek yapıyı terk edenlerin birleşmelerini mi bekleyeceğiz?

Aranızda “Zar Adam’ı” okuyan varsa, Dr. Rhinehart’ın tam da bu noktada devreye girdiğini hatırlayabilecektir. Bu konuda günlüğüme yazdığım notları paylaşmak istiyorum:

<

p class=”MsoNormal” style=”line-height: 16.8pt; margin: 0cm 0cm 10pt; background: white; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;”>Kitabın yazarı  Luke Rhinehart bir psikiyatr olarak gerçekten samimi itiraflar yapıyor kitabında. Örneğin “niye başarılı olamıyoruz?” diye cesur bir soru yöneltiyor hem meslektaşlarına hem de biz okurlarına. Bu  önemli bir sorudur. Cevabı da bence oldukça açık, yeter ki bunu duymaya hazır olalım.
Psikoloji, doğrudan ya da dolaylı olarak insan davranışlarını bilimsel yöntem ve tekniklerle inceleyen bilim dalı olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer bilim dallarında olduğu gibi genelleştirmeler üzerinden hareket etme zor(un)luğu içerisindedir. Oysa insan, Jung’un tanımıyla psişe, bizim bilinçle hâkim olduğumuz kısmından kat be kat büyüklükte karmaşık bir yapıdır üstelik her kişide apayrı çalışan bir sistematiğe sahip. Böyle olunca, genelleştirmeyle elde edilmiş “yöntemler” fayda etmemektedir.

Yazar ve psikiyatr Luke, bu durumun ümitsizliğini hem hastaların gözleminden hem de bizatihi kendini gözlemleyerek anlamıştır. Bir insan birçok “ben”den oluşan bir yapıdır. Bu tespit Jung, Gurdjieff gibi ustalar tarafından zaten çoktan yapılmıştı. O halde birçok “ben”den oluşan insan tek kişiymiş gibi davranmayı, stabil bir görüntü çizmeyi nasıl başarıyor? Hepimizin bildiği gibi, bu benlerden bi tanesine patronluk yapma yetkisi veriyor, diğerlerini ise bastırıyor, hatta birçoğu ile tanışmaya bile kalkışmıyor hayatı boyunca. Bastırılan diğer benler ise kişide muhtelif ölçülerde nevrozlara sebep olur. Bu durum hemen dünyadaki tüm insanlar için geçerli ve derecesi hastalık boyutuna varmamış olsa da belli düzeylerde hepimizde mevcut.

<

p class=”MsoNormal” style=”line-height: 16.8pt; margin: 0cm 0cm 10pt; background: white; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;”>Bu durum toplumlardaki azınlık halklarını andırıyor, neticede toplum, insanlar  topluluğu olduğuna göre, nevroz sorunu neredeyse aynı biçimde arazlar ile görünür hale gelir. Peki Luke, bu soruna ne çare öneriyor?
Bir karar vermesi gerektiğinde, kendi içindeki diğer benlerin isteklerini de dikkate alacak bir çözüm buluyor:
zar yöntemi! Bu gelişigüzel bir yöntem değil, gayet ince düşünülmüş bir plan bana göre.
Birçok insan bu yöntemi “sorumluluktan kaçma” olarak algılıyor olabilir, fakat zaten benlerden biri hasbelkader patron olduysa hayat boyu onu sorumlu kılmak hakça mıdır zaten?
Ayrıca zar atarken, benliklerinin hepsine eşit hak tanımak zorunda kalmıyor bu yöntemde. İçindeki her bir benin hakkını onun ölçüsüne göre demokratik olarak paylaştırıyor. Örneğin en çok istediği çözüm şekline altıda iki veya altıda üç olasılık hakkı tanırken, en az istediği seçeneğe yirmidörtte bir, ikiyüzkırkaltıda bir vs. olasılık hakkı veriyor. Böylece işi tamamıyla şansa (ayrıca eşit şansa) bırakmamış oluyor. Eğer zarlara anlamları yüklerken tüm benlere eşit olasılık hakkı vermiş olsaydı, şu an demokrasinin taşıdığı handikapları göze alacaktı.
Fakat içindeki o minik benleri de görmezden gelmemiş oluyor. Zar atılıyor, en düşük olasılık bile gelmiş olabiliyor, işte o durumda topluluğun en küçük azınlığının isteği yapılıyor. Buyrun size AÇILIM!
Buradaki sihirli sözler şunlar:

<

p class=”MsoNormal” style=”line-height: 16.8pt; margin: 0cm 0cm 10pt; background: white; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;”>1. Ban bir çok benden oluşuyorum
2. Patron olarak tayin ettiğim BENi ömür boyu sorumluluğa mahkum etmeyeceğim.
3. Azınlık benlerime kendi ölçüleri oranında kendilerini yaşamalarına fırsat vereceğim.
4. Zar yöntemi dışında hiç bir istekte uzlaşmıyoruz. Çünkü aslında uzlaşma bir aldatmacadır.  Tüm benlerim kendi isteklerini gerçekleştirmek için fırsat bulacaklar.
5. Zarın sonucunu asla tartışmayacağım.

<

p class=”MsoNormal” style=”line-height: 16.8pt; margin: 0cm 0cm 10pt; background: white; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto;”>Böyle bir uygulama kulağa çılgınca gelebilir! Ve fakat bence mevcut efendi-köle uygulamasıyla toptan çıldırmayı beklemekten evladır. Kitabı, cesareti olan herkese tavsiye ediyorum.
https://blog.sonsuz.us/?p=2597

Bu kadar cesur olabileceğimizi sanmıyorum ama yine de aklıma takılan soruları açıklamama biraz yardımcı olabildi sanırım. Uzlaşma metodu, insana duyulan gerçek sevgi ve saygı dozajının henüz yeterince artmamış olduğunu söylüyor bana. Fakat bunu itiraf etmeye hazır değil, tam bir Avrupalı yöntemi. Sahte nezaketler artık beni kesmiyor. Peki ben herkesin fikrine geçit verebilir miyim? Tabi veremem, ama en azından veriyormuş gibi görünmek de istemiyorum, ne kendimi ne de başkasını kandırmak istemem. Yeni Dünya, daha önce denenmiş yöntemlerle inşa edilemez.

Bu konuların iyice hazmedilmesi ancak yaşayarak olur bunu bilecek kadar yaşlıyım ama yine de Ken Wilber’in “Her Şeyin Teorisi” kitabını dikkatle ve hani konsensüs yöntemindeki gibi gerçekten anlamak için “dinlemek/okumak” gerektiğini düşünüyorum. Ben uzunca bir özet çıkarmıştım, adresi: https://blog.sonsuz.us/?p=130 , ancak kitabı okumadan kimsenin yararlanamadığını da fark ettim.

 

İVP FERMİON

İlgimi çekti, dinleyebilmeyii istiyorum.
Öner Döşer 15 Aralık, 09:38 Yanıtla
Gerek kitaplarımda ve makalelerimde, gerekse seminerlerimde, 2012 ve sonrasındaki çağ değişimine yaklaştıkça bizi yeni ve farklı bilinç formlarına taşıyacak şaşırtıcı gelişmeler yaşayacağımızı, bu süreçte kademeli olarak, kendi doğamızın farkına varmaya başlayacağımızı vurgulamaya çalışıyorum. Astrolojik değişimlerin, bilincimiz üzerinde yaratacağı etkileri araştırırken, çok ilginç bir çalışma dikkatimi çekti ve çalışmalarını bize sunmak üzere İVP Fermion firmasını Astroloji Okulu’na davet ettim.

Rusya St. Petersburg’da bir bilim adamı tarafından kurulmuş olan ve kuantum fiziğindeki en yeni buluşlarını insanların günlük yaşamlarına taşıma amacı güden İVP Fermion firması, 20 Aralık 2009 Cumartesi günü 15:00-18:00 saatleri arasında Astroloji Okulu’nda ücretsiz tanıtım yapacaktır. Firma hakkında detaylı bilgiye www.enerjidengesi.net adresinden ulaşılabilir.

Tanıtım Yazısı

Öncelikli hedefi beynimizin kapasitesini ve yeteneklerini geliştirmek olan İVP firması, doğuştan sahip olduğumuz yaşam enerjisini, gereksiz yere (negatif düşünceler, psişik saldırılar, nazar, kafa karışıklığı, bilinçaltı programlar) harcanmaktan koruyan ve bizim için öncelikli olan sağlığa, mutlu ilişkilere, hedeflerimize, yaratıcılığımıza yöneltmemize yardım eden yapılar oluşturuyor. Esas itibariyle bu yapılar, Sıfır-Noktası Enerjisi (Zero-Point Field), Quantum Boşluk, Prana, Chi ya da Eter adını verdiğimiz mikrokozmostan makrokozmosa, her yerden ve her şeyin içinden akan sonsuz Birleşik alanı doğru yönlendirmemize yardımcı oluyor, bunu için ise ses enerjinizi kullanıyor.

Bu Kova çağı teknolojisinin temelleri yaklaşık 50 yıldır tüm dünyada torsiyon alanı ya da diğer adıyla eter alanı konusunda yapılan çalışmaların sonucunda yapılan bir keşifle atılmış. Özellikle Rusya’da farklı şehirlerde bulunan çok sayıdaki araştırmacı, XXI. yy enformasyon teknolojilerinin temeli ve torsiyon alanlarına anahtar olabilecek ara taşıyıcı (transporter) tipini oluşturmakla meşgullerdi ve 2003 yılının Ağustos ayında Ekaterinburg şehrinde böyle bir taşıyıcı yapıldı. ‘Fermion’ projesinde ise boşluğun insan bilincinin yardımıyla yönetilmesi alanında en son araştırma ve incelemeler kullanılarak Fregat serisi geliştirildi.

Hedeflerin gerçekleştirilmesi, insan enformasyon alanının korunması, tüm sıvıların nötrleştirilmesi ve enerjilendirilmesi, her gün bindiğimiz arabalarımızın ve içinde yaşadığımız mekanların enerjisinin temizlenmesi ve daha bir çok konuda hayatınızın değişmesine yardım eden bu yapılar hakkında bilgi almak istiyorsanız, 20 Aralık Pazar günü yapılacak katılım için [email protected] adresine veya 0216 386 73 96 numaralı telefona ön kayıt yaptırabilirsiniz.

Tarih: 20 Aralık 2009, Pazar
Saat: 15:00-18:00
Adres: Astroloji Okulu, Bağdat Cad. No:284 Canoğlu Apt. Kat:3 D:20 Caddebostan

SUNUM ÜCRETSİZDİR

Esasen bir fizikçi ve bilim adamı olan, firma kurucusu Verhovtsev N. V.’in sunumunu aşağıda okuyabilirsiniz.

‘İVP FERMİON’
Şırketin ana hedefi günlük yaşam için ileri teknolojilerin tanıtımıdır. Yenilikçi ve Girişimci olan Projenin görevi: Fizik Torsion Alanları ve insan bilincini geliştirme gibi konuları içeren en son buluşların doruğunda yer alan teknolojilerle ilgili bilgi vermektir.

‘FERMİON’ projesi, ‘FREGAT’ serisi adı verilen yapıları pratik kullanıma sunmaktadır. Bu yapılar; kişinin, beyninin kullanılmayan potansiyellerini kullanmasına, emsalsiz bir bilgi koruma sistemine sahip olmasına ve ayrıca sıvılardan negatif ve gereksiz bilgi katmanlarını ortadan kaldırmasına yardımcı olmaktadır.

‘FREGAT’, fiziksel hastalıklardan alınması gereken dersin esasının anlaşılmasına yardımcı olmaktadır. Eğer bir kişi, kendi duygusal ve ruhsal alanlarında olan problemlerin nedenlerini ortadan kaldırmak için her tür çabayı gösterirse, onun fiziksel ve ruhsal durumu belirgin bir şekilde iyiye gider, ki bu tam iyileşme gerçekleşene dek sürer…

‘İVP FERMİON’un konseptinin esası: Hiçbir mekanik cihaz insan bilincinin yerini alamaz. ‘FREGAT’ yapılarına sahip bir kişinin bulunduğumuz bilgi çağında hayatta kalma ve refah içinde bir yaşam garantisi sadece kendisini geliştirmesi ile mümkün olur . Ancak kuvvetli stimulasyonlar(uyarımlar) bu gelişimi hızlandırır. Bu sebeple, ‘İVP FERMİON’un tüm yapıları; insan bilinci ve yeteneklerini geliştirmek üzere etkili bir uyarım olarak sunulmaktadır.

İVP FERMİON’Kurucusu ve başkanı
Verhovtsev N.V.