Evrilme mekanizması

Evrim, kaza-şans olgusuna dayandırılmıştır. Ve pektabi varlıkların hayatta kalma dürtüleri ve en iyi olma arzularından beslenir. Evrimin beslendiği kaynak ortadan kalkarsa ya da evrilirse(!) mekanizma değişebilir mi?

YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Mükemmel olma hadisesi . Narsizm var . Çok büyük bir ego var sanki 🙂 sistemin kendisinde .. bence mekanizma böyle gayet iyi. Eğer bu mükemmele evrilme kolunu iptal etsek . Sistem çökerdi.
YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Mükemmmellikten vaz geçmiyoruz, zaten mükemmel olduğumuzu anladık.
YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Evrim sadece kaza ve şansa mı dayalıdır gerçekten?
YENİ’den DOĞAnlar Kulubü evet bence öyle. Gurdjieffin bahsettiği üçüncü kuvvettir bu. İlk ikisi aktif ve pasif kuvvetlerdir, bunlar hep bbirbirini dengelerler eğer üçüncü kuvvet olmasaydı hiç bişey değişemezdi der.
YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Kaza ve şans neye dayalıdır?
YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Sebebi şu an itibariyle bizim olayları sıralama kapasitemizce bilinemez durumdadır. Gurdjieff, onun bilinmeyen bölgeden ve yine bilinmeyen bir sebeple geldiğini söyler.Kuantum fiziği ise bu kavramı “sanal geçişler” babında açıklıyor ve bana oldukça uyumlu görünüyor.
  • Gayrı Ciddi Adam Mecburi… “I like to move it” Hareket hayatın mütemmim cüzüdür

    Nilgün Börükanlar çok güzel soru ..yanıtı da barındırıyor zaten içinde:)

    Bu deneyim boyutunda (3ncü yoğunluk) mekanizmanın değişeceğini düşünmüyorum. Bireysel evriminde bir varlık beslenecek kaynağını tüketirse artık daha üst yoğunlukta evrilmek üzere üst mekanizmaya dahil oluyordur heralde, veya başa dönüyordur “oyunu” anlayamadıysa 🙂

    İşte bu kutsal paradoks!
  • Ersin Koç Her şey değişiyor, gelişiyor(görece), hareket ediyor ve bunları yaparken bir yandan da aşınıyor. Aşınıyor ki boşluklar oluşsun ve bu boşluklar yeni olanla dolsun, böylece sonsuzluk kendisini deneyimleyecek yeni kanallar yaratabilsin.
    “Peki evrilmek mecburi mi?”
    Bireysel olarak mecburi değil bence. Fakat zaten evrilerek varolan bir bütüne dahil olduğumuzdan dolayı istemesek de evriliyoruz, bütün evrildiği için evrilmeyen parça da evrilmiş oluyor.
    Geniş bir ovada, sabit duran bir kaya, ovayla beraber evriliyor, dilediği kadar taş olsun yine de değişiyor!..
  • Turan Erdal ‎”Evrimin beslendiği kaynak ortadan kalkarsa ya da evrilirse(!) mekanizma değişebilir mi?” Zihinsel evrim aslinda evrime ters gelecek bir seyler yapmaya calisiyor. O degisen dünyada sabit birsey yakalamaya calisiyor.

    Hürriyet Kalalı Evrilmek bir olasılık sadece; seçime tabi o yüzden…evrilmekle amaçladığına göre de biçim kazanır…yani evrim tek bir yapı değil, bilinci bir amaçla birleştirmek istemekle ilgilidir; öyleki bilinç sadece o amaç haline gelsin…
  • Sibel Atasoy: Bu konuda 2005yılından bi düşün pratiğim varmış: https://blog.sonsuz.us/?p=7393

Hatırlamalar çağı

Yaşamlarımızın, bildiğimiz sebep ve sonuçları, kendimizii ikna ettiğimiz kandırışlar gereğidir. Her şey değişik düzeylerde kandırıştır dediğimde biliyorum bundan hoşlanmayanlar oluyor; çünkü kendi dışlarında gerçekten bir gerçek olduğuna inanabilmek istiyorlar 🙂 Belki de bi bildikleri vardır velakin ben evrime dair kuvvetlenen hissimden başka bi şey bulamadım. Evrim gerçekten de sahici fakat o da bizim dışımızda değil, hatta onun tam da göbeğindeyiz.
O halde “kandırma” kelimesine yüklenmiş ve bizi tiksindiren anlamı kaldırmayı seçebiliriz, zaten her an saçmaladığımızı ve bunun yaşam denilen şeyin temeli olduğuna karar verebiliriz. Saçmalamak da hoş bir kelime, hafiftir, deneyin bakın, neşelendirir. 🙂

  • Hanife A‎”oyun” kelimesi de çok rahatsız eder insanları..oysa çocuklar bayılır oyuna ve ona dair her şeye..bir de burdan düşünmekte fayda var bence.

    Sibel Atasoy evet aynen 🙂 Oyundan başlamak daha iyi (kandırış kısmına geçmek biraz zaman alabilir)

    Hanife A

    mesela..çocukluğumuzda sıkça oynadığımız evcilik oyunu..oyun başlamadan tüm arkadaşlar kafa kafaya verir, senaryoyu oluştururduk..kim anne kim baba kim doktor vs olacak, yerde serili kilim okul mu ev mi, yediğimiz domates ve salatalıklar aslında fırında köfte mi gibi:) yani aslında biz en baştan arkadaşlarımızla bir mutabakat yapardık.ve sonra oyun boyunca bu mutabakata sadık kalırdık. bazen oyundan sıkılan! ya da rolünü! sevmeyen olursa, oynamıyorum ben diye giderdi:)

    ‎0-6 yaş çocuk ve ona dünyayı öğreten arasındaki şey, yukardaki evcilik oyunundan çok mu farklı sizce?

    Sibel Atasoy mükemmel örneklemişsin, en bildiğimiz, en sade şekliyle, sağol varol.
  • Hanife A ve hepimiz biliyoruz ki, bu oyunlar ne kadar tatlı, başdöndürücü olursa olsun, hava kararmaya başladığında, annemizin pencereden sarkarak bize seslenip, artık eve dönmemizi söyleyeceği bir an vardı..uzatmak, bahane bulmak, ayak sürümek işe yaramazdı hiç. şimdi aynı çağrıyı içimdeki anne-vahşi kadın- La Loba yapıyor..
  • Sibel Atasoy sanırım bu oyunu kurarken,uyanmanın bu denli zor olabileceğini düşünmemiştik 🙂 Kendimize güvenimiz tammış! İnception filmindeki gibi, uyandırmak için gerekli müziğe de karar vermiştik fakat o müzik de tıpkı GÖRME için iki gözden fazlasının gerektiği gibi iki kulaktan daha derin bi şey gerektiriyormuş. Bunu o anda akıl etmemiş olduğumuza şaşıp kalıyorum
  • Hanife A dediğin gibi, kendimize güvenimiz tammış. ve oyun belki de, amatör bir hevesle kurgulanıp başlamış da olabilir.eksiklikler farkedilip oyun giderek mükemmelleştiriliyor belki de. altın bulmuşcasına sevinerek sarıldığımız tüm “yeni” lerin biz daha anlamadan oyuna dahil olması da bu yüzdendir belki de..
  • Sibel Atasoy öyle, evrilmemek elimizde değil! hahahahahaha Zaten ne kadar derine indiysen o sayıda uyanma gerektiriyor. Bi uyanma da yetmiyor bazılarımıza
  • Hanife A uyanmasak ya da oyun bitti eve gel çağrısına uymasak da, en azından uykuda/oyunda olduğumuzu farkedebilsek diyorum..gerçi o zaman da oyundaki kandırış eski gücünden birşeyler yitiriyor ve oyun eski tadını vermemeye başlıyor.. olağanüstü bir kurgu:)

    Sibel Atasoy extraordinarykurgu, buna mucize denebilir yani

Tepkiler

Dün yine (son bi kaç aydan beridir bikaç kez başıma geldi ve hayatımda örneği neredeyse yoktu) ani kızgınlık, feveran etme hadisesi yaşadım. Daha öncekiler gibi çok kısa süreliydi. Neredeyse hiç bundan etkilenmeden aynı kişiyle ve aynı konuda sanki o tepkiyi hiç vermemişim gibi normal tonda söyleşimi sürdürdüm. Bu bana çok garip geliyor. Ayrıca bu “parlamalarımı”, üst üste gözden geçirdiğimde konunun “kabul görmeme” olduğunu anlıyorum. Bu  konuda hiç bir tahammülüm kalmamış. Farklı fikirlerde olabiliriz (ki olalım lütfen) ama İletişim kuracaksak beni kendinle eş düzeyde tutacaksın! Lamı cimi yok arkadaş. 🙂

**

Hem-hem leri isteyen annelerimiz. Hem kendi sahip olamadıklarına sahip olalım hem de bunu aynen kendileri gibi olarak başaralım isterler. Meşhur ortalamaya çekilme mekanizmasını işleten anneler olmalı! Yani sizi sınırsızca ileriye doğru fırlatırken aynı anda kendine doğru çekerler. Ne de sarsılmaz bir azimleri vardır onların, çocukları söz konusu olduğunda. Şaşırtıcıdır, hatta korkutucudur bile. 2006 günlükten

**

Bu arada her şey bi hikaye her şey bir rüyadır. Hiç bi bilinen şey bundan muaf değil. Yani Bilimsel buluşla filozofik çıkarım ya da bilim kurgu romanla sultan Süleyman, ya da sizin veya benim ya da bakkal Osmanın hayat öyküsü fark etmaz bunların topuna birden hikaye ya da rüya diiyebilirsiniz 🙂 Ki bunların hepsi kıymetlidir, birbirine öncelikli değil. Her insan çabası ve kararlılığı oranında kendi hikayesinden ve diğer hikayelerden yararlanabilir. Yararlanmak da şart değil fakat evrim çevire döndüre eviriyor sanırım 🙂

**

Dönüşen bilinç zinciri

Kuantum Denemeler -3

Yazının öncesi için tıklayınız

  1. Evrenimizin doğduğu Big Bang’den (Büyük Patlama) sonra uzay, zaman ve de vakum vardı. Vakum “alanlar alanı” ya da daha şiirsel olarak potansiyeller denizi olarak tanımlanabilir. Hiçbir parçacık içermez, ancak tüm parçacıklar onun içindeki gerilimlerde (Enerji dalgalanmaları) oluşur. Bir benzetme yaparsak, eğer bir ses dünyasında yaşıyor olsaydık, vakum bir davul derisi ve çıkardığı sesler de o derinin titreşimleri olarak tanımlanabilirdi.

  2. Vakum tüm bunların hammaddesidir. Bilincin köklerini ve maksadını anlama yolunda en heyecan verici kavrayış, vakumun içindeki anlardan birinin tutarlı Bose-Einstein yoğunluğunun alanı olmasıdır. Bu yoğunluk insan bilincinin zemin safhasıyla aynı fiziğe sahiptir. Sonrasında, bu tutarlı vakum yoğunluğu içinde oluşan gerilimlerin bizim kendi Fröhlich tarzı Bose-Einstein Yoğunluğumuzdaki gerilimlerle aynı matematiğe sahip olduğu görülür.

  3. Yapılan çalışmalara göre, öyle görünüyor ki ne zaman iki bozon birbiriyle çakışıp bir kimlik paylaşsalar (ya dabu  işlemi durdursalar) dalga fonksiyonu çökebilir. Bu çöküşe bilincin sebep olduğusöylenebilir ki bu doğanın en basit, geri döndürülemez işlemidir. Böylece maddi dünyaya bir yön duygusu eklenir.

  4. Bozonlar temelde “ilişki parçacıklarıdır”. Bilincin en birincil öncülleridir, fakat aynı zamanda maddi dünyayı birarada tutarlar.
    Maddi dünyanın temel yapı blokları ise fermiyonlardır. Bunlar sosyalleşmezler ve kendilerini kendilerine saklamayı tercih ederler. Bozonlar olmaksızın fermionlar çok nadir biraraya gelipbir yapı oluştururlar.

  5. Bozonlar bir kere vakumun tutarlı zemin durumundan koptular mı, onlar için yeni bir tutarlı ortam keşfi (fermionlarla işbirliği içinde yaratıcı biçimde yapılan yeniden keşif) uzun ve yavaş yavaş gerçekleşen bir işlemdir.

  6. Vakumda şeyler dalgalanmalar (ürpermeler) halinde oluşup yenilenen tutarlılığa doğru gelişip vakuma “zenginleşmiş” dalgalanmalar olarak geri dönerler. Buna kısaca “dönüşen bilinç zinciri” diyebiliriz ya da daha basitçe evrim!.

Julian Huxley bunu, “İnsanın evrimden başka bir şey olmadığını keşfetmesi evrimin bilinci haline gelir” sözleriyle kısa ve öz şekilde ifade etmiştir.

  1. Ben, kendi alt-benliklerimle (geçmişim ve geleceğim) olan ilişkilerimden, başkalarıyla olan ilişkilerimden ve en geniş anlamda tüm dünyayla olan ilişkilerimden oluşurum.
    Ben, ben-im, kendime özgüyüm. Çünkü ben tamamıyla ilişkilerimin özgün bir deseniyim ve kendimi bu ilişkilerden ayıramam.
    Kuantum benlik için ne bireysellik ne de ilişki önce gelir, bunların ikisi de eş zamanlı ve aynı “ağırlıkta” kuantum alt tabakasından doğarlar. Bireysellik ve onların ilişkileri söz konusu olduğunda; bu alt tabaka beyindeki bir Bose-Einstein yoğunluğudur.

-son-

Kuantum Benlik kitabından özetleyen

Sibel Atasoy

21.02.2012 Beylerbeyi

İlerlemek zorunlu mu?!

Belki inanmayacaksınız ama son yılımın tek çelişkisi bu oldu/oluyor!

Dünya tarihine bakıldığında evrim en bariz realite. Sanki evrilmek mecburi gibi görünüyor.  Üstelik sonsuzca devam edebilirmiş gibi görünüyor (bulunduğum noktadan bakıldığında); çünkü evrim, zamanı hiç takmıyor!

Evrilmekten kaçmak mümkün değil mi?!

Zaten benim “oyun kuramı” da sonuçta evrilmenin bizi bi yere götürmediği olgusu üzerine yapılanıyor.

Kendi kuramımda oyundan kaçmak için yapılacak tek şeyin kendi etrafında dönmeyi bırakmak olduğunu söylemiştim. Bundan da hala hiç kuşkum yok!

O zaman ne demeye evriliyormuşum gibi hissediyorum?

Cevabı açık; demek ki kendi çevremdeki dönüş durmuyor!

Çelişki burada başlıyor; evrilmek için hazırım. Yani Sibel denen makina şu anda buna hazır, biliyorum. Kıpırdamaya çekiniyorum. Ama üzerime sel suyu gibi geleni görmezden gelemiyorum.

Mesele aslında şu; ben Sibel değilim. Ben evrilmenin gereksizliğini bilenim.

Berbat bi durum!

Ve yine biliyorum ki; bu ve buna benzer çelişkiler, Sibel’le aynı seviyeye geleceğimiz ana kadar bitmeyecek.

Onunla ne yapacağımı bilemiyorum.

Daha berbat olanı da şu; ne yapacağımı bilmek için Sibel’e muhtacım!!!

İronik değil mi?

Sibel ne yapacağını fevkalade biliyor; zaten programı buna göre hazırlanmıştır.

Evrilmenin anlamsızlığını bilen ben, kendi etrafında dönmeyi bırakamıyan Sibel yüzünden, onu evrilmesi için serbest bırakmak zorundayım.

Serbest bırakmazsak, onunla sonsuza kadar ŞU AN da duracağız. Fakat bu çelişki de bizimle duracak…

Ben hayatımda bu kadar saçma bi şey görmedim. Bir şeyin oluşunu, onun olmama nedeninin içine nasıl sokarım ben? Hayır bu kadar da şapşal olamam herhalde!

Yine de olmuşum işte!

Bu yalnızca KAZA eseri olabilirdi…

Bir (1), sıfırın (0) içine girebilir mi?

01010000101011111010100101010100100101010101010101010101010101

Böylece yan yana geldiklerinde görüntü oluşuyor; hayat illizyonu!

Bu zavallı dizilerden kurtulmak için bir, sıfırın içine girmeli!

Tek çözüm AŞK. %100 aşk. Aynı anda birbirlerinin içinde kaybolacakları kayıtsız şartsız teslimiyetle AŞK.

2005.Günlükten

Anasının Karnından Dizisi

Not: Bu yazının son cümlesine küçük bi itirazım var şu an (2012 itibariyle), ve bu küçük değişiklik oradaki tüm soruları ve çaresizlik gibi görüneni düzeltiyor!

Sibel A: Ne olabilir? Biraz pratik yapalım çünkü bu konular hayati öneme sahip ve konsültasyona ihtiyaç var (kişisel teşhisimle hastayı öldürmek istemiyorum)

Hanife A: ‎Yazını tekrar okudum.hangi duyguyla yazdığını hissedebildiğimi sanıyorum.ama aklıma şu geliyor gene de..1 sıfıra aşık olur onda erirse geriye ne kalır..hiçlik.sonsuz bilen.ama ben burada olmayı seviyorum.1 olmayı da seviyorum..1 li 0 kı kombinasyonlara bayılıyorum:)

Sibel Atasoy Nokta atışı yaptın sister! onikiden vurdun. Hay allah biraz oynasaydık. Çocukluğunda çok bilye (gulle,misket) oynayanlar ortaya çıkıyo! :))))

Hanife A: çocukluğumda bütün mahallenin çocuklarını bilye oyunlarında üterdim.kazandığım avuç avuç bilyeleri ceplerime doldurur, şıkırdata şıkırdata gezip zaferimi kutlardım:) geçenlerde epey bi araştırdım, bilye satan bi yer bulamadım.şimdiki çocuklar neyle oynar ki?

Sibel Atasoy Artık görüntüleriyle oynuyorlar. 🙂

İlkay Y: ‎’Artık görüntüleriyle oynuyorlar’Harikasınız sevgili Sibel !!! kendimi görüntü yönetmeni koltuğunda hissettim,Atalarımın kayıtlarını düzenlerken..beğenmediklerimi yeniden sahneleyip ekledim.Yaşam muhteşem olanaklar sunuyor,yeterki isteyelim :)))

Sibel Atasoy Tanrılar gitti, kaldık burda başbaşa gibi oldu 🙂

İlkay Y: Aynen öyle,bir süre epey zorlandım.Bildik işaretler,hisler aradım,tam kayıp ilanı verecektim ki..ben OLmam için bu gerekliymiş:))) YENİ yaratımlar!!!

Sibel Atasoy Yani sonuç nereye bağlandı (bi araya kaynama durumu var aşurenin arasında!)? Evrilmek zorunlu muymuş?

Hanife A: ya ben de farketmeyeceksin sanıp sevinmiştim:P evet..

İlkay Y: EVET…önce ‘eski’ izlere basarak adım attık..kendi izlerimizi yaratmak için de gerekliydi,teşvik edici bişeyler olmalydı tabii ki.ÖZcümle Eski de benim yeni de.BEN BENİM :)))

Sibel Atasoy Bu durumda ister çocuk yap ister sentez yap, hiç bi şey fark etmiyor. Yine geldik dayandık fark etmez’e