Oyun Hamuru ya da Potansiyel

Müthiş bi tipi var burada (köprüden önce son çıkış), tam on dakikada heryer bembeyaz oldu. Hava tüm gizemiyle karardı, bilinmeyenden bilmeyerek yağıyor. Olağanüstü bir yer burası, şahane bi dünya! Özgür iradeye aşk veren bilinmeyen, sana sonsuz şükranlarımı sunuyorum. (Yollarda olanların işleri kolay olsun dilerim.)

**

Gözlerinizle gördüğünüz dünya/maddi gerçeklikler yalnızca duygu/düşünce bileşiminizin dışa yansıtılmasından ibarettir. Ve bu haliyle de gerçektir tabi, sizde olandır. Gördüğünüz/algıladığınız dünya; kurduğunuz mantıksal bütünlüğe ve duygularınızın dalgalı ritmine boyun eğerek masumca varoluyor.

O varoluş, çocuklar için hazırlanmış yumuşak, renkli, güzel kokulu bir oyun hamurudur.

Yaratma işlemi, düşünme ve hayal etme kabiliyeti ile yapılmakta olup, kullandığı araçlar; başta kelimeler olmak üzere, dışarı üflediğiniz her şeydir.

Böylece düşündüğünüz/hayal ettiğiniz (bunu ister mistik isterse bilimsel yöntemle yapın fark etmez) her şey, olmak mecburiyetinde kalır. Eğer düşündüğünüzle özdeşlik kurabiliyorsanız sizin fiziki varlığınız bunu yaşar, yok özdeşlik kurmuyorsanız, fiziksel varlığınızın dışındaki ben’ler bunu yaşar.

Aynı anda olmuyo gibi görünmesinin sebebi; yeterli enerjinizin olmamasındandır. Yani zaman; DÜŞlerinizin taksitle fizikileştirilmesinin aracıdır. Zaman=Taksitlendirme

Yeterli erki olan kişi için zaman yoktur, her şey düşünüldüğünde maddileşir.

Her şey olabilme potansiyeli olan OYUN HAMURU adı üzerinde sonsuz sınırsızdır. Yüksek enerjiyle titreşmeye başlayanların istekleri azalmaya başlar. Ters orantıyla işliyor bu durum. İstekleri azaldığı için oldurma gücüne sahip olduğu halde kendinde olduracak herhangi bir tasarım kalmaz!

Bu durumda yüksek enerjiyle titreşen varlıklar, bi şey yapmış olmak için çok düşük enerjiyle titreşip çok istek üretenlere mecbur kalır!!! İronik bir durum! (yazının tamamı için tıklayınız)

**

Dünya seviyesi OYUN, seçim içerir.
İnsan seçmediklerini öldürür böylece BİLGİ ayıklamaya başlar, elinde kalanların oranı (eğer seviyesini tutturursa) geçeceği kapsayıcı oyunun kutbiyetini belirler.
Oyunların kutupları öncelikli ya da ayrıcalıklı değildir. Değerleri aynıdır. Böylesine aşırı uca kutuplanma BİRden uzaklaştırır ama BİR tarafından kapsanır.
Oyunun yüksek fazlarında kutuplaşma kaybolur; kaybolmazsa yüksek faza geçilemez.
Oyunun yüksek fazlarında zaman yavaşlar, hareket minimuma indirgenir.
Bir seviye oyun asla bitmez, bütün seviyelerdeki oyunlar sonsuzca devam ederler.
Oyunların tamamen bitmesi aynı başlangıçtaki gibi KAZA eseri olabilir. (sa-Oyun Kuramı)

**

Tesla’nın gücü ve maddeyi potansiyel enerjiye dönüştürülebileceğini ve maddenin aslında potansiyel bir enerji olduğunu ifade eden matematiksel çalışmaları olduğunu söyler. Bunun matematiksel ispatı, yaklaşık 10 yıl sonra Einstein tarafından yapılır. Tesla, Chicago’daki Colombia fuarında tanıştığı Lord Kelvin ile, Hindu ve Vedik felsefe üzerine çalışmayı sürdürmüştür. Goethe’nin Faust’unda olduğu gibi felsefe bilgisi ve Antheus mitosu Tesla’ya ilham olmuştur. Enerjinin yerküre boyunca iletilmesinin mümkün olduğunu düşünen Tesla şöyle der: “Her şey hareket ediyor, her şey dönüyor ve her yerde enerji var.”

Şans ya da kaza faktörü,

Benim düşüncem odur ki, şans ya da kaza faktörü, üçüncü kuvvettir yani etkisiz kılan kuvvet (Gurdjieff onun gerçek âlemin malı olduğunu söyler). İkinci kuvveti etkisiz kıldığında biz oluşan duruma şans deriz, birinci kuvveti etkisiz hale getirdiğinde ise buna kaza deme eğilimindeyiz.

Kişinin ya da Jung’un daha kapsamlı sözcüğü ile psişenin, en küçük bölümü olan ego, yani ben olma iradesi, üç kuvvet kanunu gereğince tek başına yeterli değildir. İşte bu sebeple girişimci yanı temsil eden eril yön, şans faktörünü görmezden gelme eğilimindedir ve bu çok doğal bir reflekstir, doğası gereğidir. Ben bu kavramları atom altı kavramları ile de benzeştiriyorum. Örneğin proton, birinci kuvvetin taşıyıcısı, elektron ise ikinci kuvvettin. Bu durumda nötronların “etkisiz kılan” kuvvet olma ihtimali doğuyor.

Aslında karar mekanizması yazısında bahsettiğim, ortalamaya vahşice çekilme de tamamen ilk iki kuvvetin birlikte çalışmalarının eseridir. Dualitik varoluşumuzun temeli üç kuvvet kanunu gereğidir, bunu değiştiremeyiz. Bu kanuna tabi olmayan âlemler var mıdır? Bununla ilgili olarak maddenin dördüncü halini irdelemek gerekir düşüncesindeyim. (Yazının tamamı oldukça esinlendiricidir, tıklayınız)

**

KAZA sözcüğü OyunKuramı‘nın da temeli imiş:

OYUN BİRde KAZA eseri olur ve ölür.

Hiçbir oyun, kapsayıcılık derecesi ne olursa olsun BİRe varmaz.

OYUNUN her anında BİR vardır.

BİRe çıkış kapısı ölerek ve olarak olur.

İnsan öldüğünde ya da olduğunda oyun dışı kalır.

İnsan ölürse de, olursa da bunu bilemez.

Bilemez çünkü BİR olduğunda ayırt edemez.

**

sa: Aynı kişiler aynı oyunu oynasalar (örneğin canasta) bile aynı oyun olamaz 🙂 Davranış modelleri bile kişilere göre değişi, hele onun ötesinde bi de dağılım perileri var! :)))

AS: dolayısıyla, her an değişen bir oyun içinde oynamaya çalışıyoruz, geçmiş oyun deneyimlerimiz bize sadece bulanık bir yön çiziyor 🙂

sa: Eh işte insan olmak bu yüzden çok zor fakat haz alabilme yetisi için de başka bi alternatif henüz bilmiyorum, bu açıdan bakılınca da insan olmak muhteşem bi şey

AS: herşeyini bildiğimiz bir oyunun keyfi kalmazdı…

sa: Kesinlikle katılıyorum. İşte bu sebeple bişeyi 12 dkdan daha uzun hatırlayamıyomuşuz (yani sürekli iç konuşmma yapıp ezberlemezsek), ya da 12 sn, emin değilim. Ezberlersek de, artık yeni hiç bi şeye açılamayacağımız bi kafese kilitlemiş oluyoruz kendimizi! Buyrun burdan yakın.

İlerlemek zorunlu mu?

5/12/2005 ·Tarihinden bi günlük notu (Ne kadar ciddiyim? Vay canına dedim görünce!)

Belki inanmayacaksınız ama son yılımın tek çelişkisi bu oldu/oluyor!

Dünya tarihine bakıldığında evrim en bariz realite. Sanki evrilmek mecburi gibi görünüyor.  Üstelik sonsuzca devam edebilirmiş gibi görünüyor (bulunduğum noktadan bakıldığında); çünkü evrim, zamanı hiç takmıyor!

Evrilmekten kaçmak mümkün değil mi?!

Zaten benim “oyun kuramı” da sonuçta evrilmenin bizi bi yere götürmediği olgusu üzerine yapılanıyor.

Kendi kuramımda oyundan kaçmak için yapılacak tek şeyin kendi etrafında dönmeyi bırakmak olduğunu söylemiştim. Bundan da hala hiç kuşkum yok!

O zaman ne demeye evriliyormuşum gibi hissediyorum?

Cevabı açık; demek ki kendi çevremdeki dönüş durmuyor!

Çelişki burada başlıyor; evrilmek için hazırım. Yani Sibel denen makina şu anda buna hazır, biliyorum. Kıpırdamaya çekiniyorum. Ama üzerime sel suyu gibi geleni görmezden gelemiyorum.

Mesele aslında şu; ben Sibel değilim. Ben evrilmenin gereksizliğini bilenim.

Berbat bi durum!

Ve yine biliyorum ki; bu ve buna benzer çelişkiler, Sibel’le aynı seviyeye geleceğimiz ana kadar bitmeyecek.

Onunla ne yapacağımı bilemiyorum.

Daha berbat olanı da şu; ne yapacağımı bilmek için Sibel’e muhtacım!!!

İronik değil mi?

Sibel ne yapacağını fevkalade biliyor; zaten programı buna göre hazırlanmıştır.

Evrilmenin anlamsızlığını bilen ben, kendi etrafında dönmeyi bırakamıyan Sibel yüzünden, onu evrilmesi için serbest bırakmak zorundayım.

Serbest bırakmazsak, onunla sonsuza kadar ŞU AN da duracağız. Fakat bu çelişki de bizimle duracak…

Ben hayatımda bu kadar saçma bi şey görmedim. Bir şeyin oluşunu, onun olmama nedeninin içine nasıl sokarım ben? Hayır bu kadar da şapşal olamam herhalde!

Yine de olmuşum işte!

Bu yalnızca KAZA eseri olabilirdi…

Bir (1), sıfırın (0) içine girebilir mi?

01010000101011111010100101010100100101010101010101010101010101

Böylece yan yana geldiklerinde görüntü oluşuyor; hayat illizyonu!

Bu zavallı dizilerden kurtulmak için bir, sıfırın içine girmeli!

Artık spiralin bi üst basamağına atlayalım

Türkiye ve ona denk bazı ülkelerin bulunduğu spiralin katı “Mitik Düzen” e denk düşüyor bana göre. Ama bi gayret gösterirsek yüzüncü maymun misali beşi bile pas geçip altıya geçebiliriz. (Memleketimizde de spiralin tüm katları var şüphesiz ama bir de yönetimleri seçen demokratik çoğunluk var 🙂

İşte bizim çoğunluğumuz böyle bişey:

4: Mavi: Mitik Düzen:

Hayatın, çok güçlü bir Başkası ya da Düzen tarafından belirleyen sonuçları ile bir anlamı, yönü ve amacı vardır.Bu adil neden mutlakiyetçi ve değişmeyen doğru/yanlış ilkelerine dayalı bir davranış yasasını dayatır. Yasayı ya da kuralları çiğnemenin geri tepmesi ciddi, belki de süreklidir. Sadık kişiye ise ödül vardır. Antik ulusların temeli. Katı toplumsal hiyerarşiler, sokakların güvenliği, suçluluk duygusunun kontrol ettiği itici güç; herşeyi somut olarak kelimesi kelimesine yerine getirme ve fundamentalist inanç; şiddetli konvansiyonel ve konformist. Çoğunlukla dinsel ve mitik ama laik ya da tanrıtanımaz bir düzen ya da misyon.

Nerede Görülür: Püriten Amerika, Konfüçyüsçü Çin, Dickens’çı İngiltere, Singapur disiplini, totalitarizm, şovalyelik ve şeref yasaları, yardımseverlikle yapılan iyi işler, dinsel fundamentalizm (hristiyanlık ve müslümanlık), kız ve erkek izciler, ahlaklı çoğunluk, vatanseverlik. Nüfusun %40′ı, gücün %30′u (Bu oranlar Dünya çapında araştırma sonucu olup Türkiye için değil).

Diğer düzeyleri görmek üsterseniz tıklayınız

**

Think of your death now. It is at arm’s length. It may tap you any moment, so really you have no time for crappy thoughts and moods. None of us have time for that. The only thing that counts is action, acting instead of talking.cc

**

Gereksindiğiniz her şey, istediğiniz her şey, yaratmayı seçtiğiniz her şey, her ânın her potansiyeli zaten sizin içinizde. Ben, onun fiziksel bedeninizin içinde olmasından söz etmiyorum, gerçi aynı zamanda orada da bulunuyor. Ben onun bilincinizde olmasından söz ediyorum. Bilinciniz, farkındalığınızdır, ama farkındalığınızın büyük bir bölümü kapatılmıştı, bilerek, ve aslında bunun bir nedeni vardı….Bu bir hata değildi (Adamus)
Hadi biraz ciddiyeti bırakalım yahuuu… Çıkın ortaya sallanın, gözlerinizi kapatın içinizden yükselen müzik eşliğinde sallanın, kıvrılın,bükülün,zıplayın, ya da ne isterseniz onu yapınn. Latin müzikleri de ççok işe yarıyo bu konuda :))) Hadi biraz ciddiyetsizlik lütfeennnn (kendime çağrı yapıyorum). Mucumucukkkssss

Kendine Yeterli nedir?

‎”kendine yeterli”, birey bilinci için mutlaka gerekli bir durum; yalnız kaldığında kendine bakabilen, fiziki,duygusal,ekonomil ve mental yeterliliği olan, kendi eril ve dişil yönlerinin farkına varmış kişi. Kişi böyle olduysa cinselliğe, aşka ya da başka türlü tanımlayacağı bi ilişkiye ihtiyacı yok anlamına mı gelir?

**

Taraf ve taraftarlık kavramlarının hayati farkına dikkat çekerim. Taraftar olmamayı dilerseniz hem gözlemci hem yaşayan olursunuz, evriminizi sürdürebilirsiniz. Taraf olmamayı dilerseniiz derhal bu hayattan düşersiniz! nereye keybolup emileceğinizi de kimse bilemez Konu gerçekten hayatidir. Aman ne dilediğimize dikkat edelim 🙂 (tıklayınız)

Tabi Denetimli delilik yapılabilir ama dikkat etmek lazım, bu çok incelikli bi sanattır, en benim diyeni bile yutar. Bunlardan biri beni 3 yıl yuttu! O sebeple AN’da taraf olmak en güvenilir en hayırlı ve tam bir savaşçı tutumudur. Ben haddim olmayarak bunu öneririm.

O halde neden şöyle genelleştirmiyoruz, bi şey başımıza gelmeden önce o konuda ne yapacağımıza, ne karar alacağımıza ne taraf olacağımıza hazırlık yapmayıp, o şeyin olduğu AN’da kendimize o an uygun gelen seçimi yapabilir, biran için taraf oluruz; ancak bu sonraki an’ı yine bağlamaz. Böyle yaşayabilmek muazzam erk ister

**

Çok sayıda insan yutarak ilerlemiş bir bilgiyi yutan insan ZORu başarmış olur.

Yani OYUN içinde çok sayıda  oyuncunun yutulduğu (en çok inanılan) BİLGİ yi yutabilmek büyük merhaledir. Bu sebeple, en prim yapan yutma işlemi, en göz önünde ve en basit olandır; çünkü onlar milyarlarca kişi ve zaman süresince insanları yutarak şu ana gelmişlerdir. (Oyun Kuramı-sa)

**

Çocuklar gerçekten ilginçler, hem meraklılar, hem ciddiye alırlar fakat ciddiye almıyorlarmış sanki “akılları beş karış yukardaymış” gibi görünürler, oyun olsun da bitmesin tükenmesin oyunlar gibidir. Ergenliğe girene kadar böyledirler. Belki de gerçekten beş karış yukardalardır da biz yetişkinler, paçalarından çeke çeke kendi seviyemize indirmeyi başarırız onları 🙂 Kimbilir